1878 Berlin Kongresinde Rusya ve Fransa'nın Rolü: (III)
Reklam
Reklam
Ömer Karayumak

Ömer Karayumak

Av. Arb. Ömer Karayumak

1878 Berlin Kongresinde Rusya ve Fransa'nın Rolü: (III)

28 Ocak 2020 - 09:27

AV.ARB. Ömer KARAYUMAK *

Akdeniz’e hakim olmak, sıcak sulara inmek, Balkanlar ve boğazları ele geçirmek Rusya’nın tarih boyunca hiç değişmeyen bir politikası olmuştur. Bu arzusunu gerçekleştirebilmek için de Osmanlı’nın Balkanlardan, Kafkasya’dan ve Orta doğu’dan atılması ve Anadolu   topraklarının parçalanması için her yola başvurmuştur. Zaman zaman tek başına, zaman zaman Avrupa devletleri ile birlikte hareket ederek her fırsatta Osmanlı devleti ne karşı düşmanca davranışlardan geri durmamıştır. Tarihi emellerini gerçekleştirmek, jeopolitik çıkar ve beklentilerine kavuşmak, ekonomik yönden zenginleşebilmek için bazen savaş ilan ederek, bazen iç karışıklıklar ve isyanlar çıkartarak, en çok da  Osmanlı tebaası olan azınlıkları kışkırtıp, onları bağımsızlık vaatleriyle kandırarak isyan çıkarttırmak suretiyle azınlıkların özellikle Slav-Ortodoks  azınlığın hamisi rolünü oynamış, kendi emel ve çıkarları için onları maşa olarak kullanmaktan çekinmemiştir.

Ruslar, Osmanlı Devleti’ne karşı besledikleri tarihi emellerine ulaşabilmek için yıllardır oynadıkları çirkin oyunlarına I.Dünya savaşının başladığı yıllarda da ara vermeden devam etmişlerdir. Siyasi emelleri ve gizli maksatlarını gerçekleştirmek için kullanmadıkları azınlık, aldatmadıkları aşiret kalmamıştır.

Osmanlı Devleti içinde bulunan hemen tüm azınlıkları ayaklandırmak için akla hayale gelmedik oyunlar oynamışlardır. Bazen Kürtleri ve Çerkezleri Ermeniler aleyhine, bazen Ermenileri Kürtler ve Çerkezler aleyhine, bazen de her iki toplumu birden Müslümanlar aleyhine kışkırtarak ayaklandırmışlar ve isyanlar çıkarttırmışlardır.

Ruslar, daha Çar I. Petro zamanında ( 1672 - 1725) ortaya atıp, II. Katarina zamanında tatbikat sahasına koydukları ılık denizlere inme ve oradan Hint okyanusuna yayılma politikasının bir gereği olarak Osmanlı Devletini parçalamak ve yıkmak istiyorlardı. Rusya, bu politikasını gerçekleştirmek için 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca antlaşmasından sonra harekete geçmiş, Balkanlarda konsolosluklar kurarak Balkan ülkelerini Osmanlılara karşı  kışkırtmış ,teşkilatlandırmış, ve isyanlara sevk etmiştir. Bu amaçla 1806 yılında çıkan Sırp isyanının, 1827 yılındaki Yunan isyanlarının 1875-1876 ki Bulgar, Sırp, Bosna- Hersek isyanlarının çıkartılmasına sebep olmuşlardır.(8)

1878 Berlin Kongresine Başvekil Kont Gorçakof,londra Büyükelçisi Kont Şuvalof ve Berlin Büyükelçisi Mösye Dubril katılmıştı .(9) İngiltere temsilcisi ile Rusya'nın temsilcileri arasında ciddi tartışmaların yaşandığı kongrede, İngilizler, Rus kuvvetlerinin halen İstanbul civarında bulunmalarını çok tehlikeli buluyorlar ve çekilmelerini istiyorlardı. Bu yüzden kongrenin Rus kuvvetlerinin  çekildikten sonra başlamasını istiyorlardı. Buna karşılık Rus kuvvetlerinin yerlerinde kalmalarını  kongrenin devam etmesini istiyorlardı. Ancak tıpkı bugün olduğu gibi Avrupa devletlerinin lideri konumunda bulunan Almanya'nın  kongre üyeleri üzerinde etkisi çok büyüktü. Prens Bismark, " Bu asker çekilmesi kongrenin  vazifesi dışındadır. Bunu İngiltere ve Rusya temsilcileri  kendi aralarında önce müzakere etmelidirler. Eğer uzlaşma sağlanamazsa kongrece müessir bir hal çaresi bulunabilir." diyerek kestirip atıyordu. Prens Bismark daha da ileri gidiyor, Osmanlı Devleti temsilcisi Sadullah Bey'in itirazlarına kulak asmayıp " bunun müzakeresi son buldu " diyerek Sadullah Bey'e söz hakkı vermiyordu.(10)

1878 Berlin Kongresini 2020 Berlin Kongresinden ayıran en önemli  fark; 1878 Berlin Kongresinde  İngiltere ve Fransa temsilcilerinin özellikle de Lord Salisbury'nin  Yunanlıların çıkarlarını ön planda tutan ısrarıyla kongreye bir temsilci göndermelerine karar verilmesidir. Bilindiği gibi 2020 Berlin Kongresine Yunanistan davet edilmemiş ve kongreye katılmamıştır.

Fransızlara gelince: Osmanlı-Fransız ilişkileri bilindiği üzere, Fransa kralı I.Fransuva’nın Roma-Cermen İmparatoru Şarlken ile yaptığı  savaşta yenilip esir düşmesi  ve 1519 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemesiyle başlamıştı.

Bu ilişkiler, Kanuni Sultan Süleyman zamanında adeta bir lütuf olarak 1535 tarihinde Fransızlara tanınan  Kapitülasyon ayrıcalığı ile devam edip,  1740  tarihinde yapılan yeni düzenlemelerle daha da gelişti. Ne var ki; Osmanlı Devleti’nin bu lütufkarlığını iyi kullanamayan Fransa,1683 tarihinde İkinci Viyana kuşatması esnasında Osmanlı Devleti yerine, Avusturya’ya yardım ederek ilk ihanetini yapmıştı. Bunu Napolyon’un  meşhur Mısır seferi takip etti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanında da yine ihanetler zincirine devam etmiştir.

Fransa Berlin Kongresi’nde diğer Avrupa devletleriyle birlikte kongreye katılmış olmasına karşın, İngiltere, Rusya ve Almanya’nın gölgesinde kalarak fazla bir etkinlik gösterememiştir. Bunu kendileri de kabul etmekte ve Berlin Kongresi’nin Ermeniler için öngördüğü şartların tek başına Fransa devleti  tarafından yerine getirilmesinin  ne kadar zor olacağının idraki içindedirler.

Münir Süreyya Bey, "Ermeni Meselesinin siyasi tarihçesi(1677-1914)" isimli eserinde bu olaydan bahsederken  şu bilgileri vermektedir.

“Mesela 20 Ocak 1902 tarihinde Fransa Mebuslar Meclisinde sosyalist partiden bazı milletvekillerinin yönelttikleri sorular üzerine donemin Dışişleri Bakanı Mösyö Delcasse buna cevap olarak şu konuşmayı yapmıştır: “Ermeni sorunu Fransa’ nın Osmanlı Devleti ile kendi başına halledebileceği bir konu değildir. Uluslararası bir mahiyet kazanan bu mesele konusunda Osmanlı Devleti Berlin Konferansı’ nda birtakım taahhütlerde bulunmuştur. Fransa buna ilgisiz kalamazdı. Amacı Osmanlı idaresi altında bulunan milletlerden birine ayrıcalık verilmesini padişahtan istemek ve o milletin bu ayrıcalığı etrafındaki diğer milletlere karşı kullanmasına fırsat vermek değil. Osmanlı idaresindeki bütün milletlere insaflı bir idare ,adil mahkemeler sağlanması ve dolayısıyla Osmanlı Devletinin devamıyla Avrupa devletlerinin huzur ve asayişi ıçin gereken güvenliğin teminidir.” (Paris Sefareti nın 21 Ocak 1902 tarih ve 41 numaralı yazısı Tercüme odası belgelerinden Ek 102)   (11)

Münir Süreyya Bey sözlerini şöyle bitirmektedir:

“Gördüğümüz resmî belgelerin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi üç dönemin ilkinde bize karşı en fazla titizlenen ve ısrarcı olan İngiliz Hükümetidir. Bu kötü görev tüm şiddetiyle ikinci dönemde de ingiltere devletinde kalmış, üçüncü dönemde ise tamamen Rusya devletine verilmişti. Fransa Hükümeti ise İngiliz ve Rus hükümetlerine bütün Vanlığıyla çalışıp gayret göstererek yardım etmek konusunda asla kusur etmemiştir. Zaman zaman Fransız devlet adamlarının riyakâr bir şekilde söyledikleri Fransa Cumhuriyeti’nin bize karşı iyi niyetli arabuluculuk görevini üstleneceği sözleri hep boş cümlelerden ibaret olmuştur. Fransa yeri geldikçe milliyetçiliği savunmaktan geri durmamış, genellikle bütün İstanbul Fransız sefirleri Ermeni meselesinde bizim yararımıza dostça hareketlerden uzak kalmışlar, özellikle en gergin donemde İstanbul’da bulunan Mösyö Kanbon zaman zaman coşkuyla zararımıza çalışmakta kusur etmemiştir.

Özetle diyebiliriz ki tarihî ve siyasî sebepler, bugün kendileriyle savaş halinde bulunduğumuz her uç devletin bazen müttefikleriyle bir noktada toplanmasını sağlamış, bazen de çıkarları uğruna birbirlerinden uzaklaşsalar da yine bizim zararımıza olan konularda birleşen çizgilerinden doğan tarihî ve siyasî sebeplerin doğal zorlamasıyla Ermeni meselesinde daima aleyhimize çalışmışlar ve başımıza pek çok dert açmışlardır.”(10“Gördüğümüz resmî belgelerin incelenmesinden de anlaşılacağı gibi üç dönemin ilkinde bize karşı en fazla titizlenen ve ısrarcı olan İngiliz Hükümetidir. Bu kötü görev tüm şiddetiyle ikinci dönemde de ingiltere devletinde kalmış, üçüncü dönemde ise tamamen Rusya devletine verilmişti. Fransa Hükümeti ise İngiliz ve Rus hükümetlerine bütün Vanlığıyla çalışıp gayret göstererek yardım etmek konusunda asla kusur etmemiştir. Zaman zaman Fransız devlet adamlarının riyakâr bir şekilde söyledikleri Fransa Cumhuriyeti’nin bize karşı iyi niyetli arabuluculuk görevini üstleneceği sözleri hep boş cümlelerden ibaret olmuştur. Fransa yeri geldikçe milliyetçiliği savunmaktan geri durmamış, genellikle bütün İstanbul Fransız sefirleri Ermeni meselesinde bizim yararımıza dostça hareketlerden uzak kalmışlar, özellikle en gergin donemde İstanbul’da bulunan Mösyö Kanbon zaman zaman coşkuyla zararımıza çalışmakta kusur etmemiştir.

Özetle diyebiliriz ki tarihî ve siyasî sebepler, bugün kendileriyle savaş halinde bulunduğumuz her uç devletin bazen müttefikleriyle bir noktada toplanmasını sağlamış, bazen de çıkarları uğruna birbirlerinden uzaklaşsalar da yine bizim zararımıza olan konularda birleşen çizgilerinden doğan tarihî ve siyasî sebeplerin doğal zorlamasıyla Ermeni meselesinde daima aleyhimize çalışmışlar ve başımıza pek çok dert açmışlardır.” (12)

Fransa,1878 Berlin Kongresinden  sonra Almanya ile araları açılan Rusya ile yakınlaşmaya başlayıp, daha sonra İngiltere ile de problemlerini  hallederek Osmanlı devletine karşı üçlü bir ittifak kurarak Osmanlı devletinin parçalanması için büyük gayretlerde bulunmuştur. O dönemin güçlü devletlerinin arasında yer alan Fransa da Osmanlı Devletini yıkabilme yarışında üzerine düşeni yerine getirmekten çekinmemiştir. Ermeni meselesini bahane ederek, Osmanlı azınlıkları içinde özel bir yeri olan Ermeni halkını en vicdansız bir şekilde kullanmaktan asla geri kalmamıştır.

Osmanlı Arşivleri Fransız üniforması giydirilmiş Ermenilerin, her girdikleri köy-kasaba ve şehirlerde yapmış oldukları mezalimi anlatan raporlarla doludur. Harbiye nezaretine, Dahiliye Nezaretine, Jandarma komutanlığına, Emniyet umum Müdürlüğüne gönderilen bu raporları ve şikayetleri okuduğumuz zaman, tarihin en kanlı katliamlarının  Ermeniler tarafından, Türk ve Müslüman Anadolu  halkına karşı işlenmiş olduğunu görüyoruz.

-------------------------

*Tarihçi, Yazar. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Em. Şube Müdürü, Paleografya uzmanı

(8):Ömer Karayumak, "Mora İhtilali Tarihçesi" İst.Ün. Ed.Fak.Tarih böl.bitirme tezi" 1978

(9):Mahmut Celaleddin Paşa, a.g.e sh.622

(10): a.g.e. sh.625

 (11):Münir Süreyya Bey,"Ermeni Meselesinin siyasi tarihçesi(1677-1914)".sh.73,ek belge 102


Bu yazı 6155 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum