KARAMANOĞLU FERMANI ARAPÇA'YA KARŞI DEĞİLDİR
Reklam
Reklam
Mahmut Toptaş

Mahmut Toptaş

KARAMANOĞLU FERMANI ARAPÇA'YA KARŞI DEĞİLDİR

11 Haziran 2021 - 11:19

Türkçenin başkenti Karaman’da 1961 yılından beri devam eden Türk Dili ve Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri’nin 744’üncü yılı etkinlikleri, bu sene 13 Mayıs 2021 günü Karaman’da kutlandı.Ama Karamanoğlu Mehmet Bey’in fermanından önce Türkçe, halkın, siyasilerin ve münevverlerin dilinde capcanlı devam ediyordu. Benim köyüm Karaman’a 40 kilometre uzaklıktaki Göcer/Gücer köyü tarıma elverişli olmayan ama keçi yetiştirmeye en elverişli yerlerden biridir. Şikari’nin  (öl: 1584) Karamanname’sinde yazdığına göre Karamanoğlu Mehmet Bey’in en güçlü ve etkin komutanlarından “Göcer/Gücer beğ”  neredeyse kitap boyunca yapılan birçok savaşın komutanıdır. İhtiyarlayınca yerine oğlu geçer ve bu sefer babasının hayırlı işlerini yerine getirenin adı da Karamanname’de “Göceroğlu”dur.
Köyümüz, Avrupa’ya işçi olarak gitmeden önce iki yüz haneli köyde dışardan gelin veya damat ithal edilmemiştir. Onun için Türkçesi, en az bozulan köylerden idi. 1981 yılından beri İstanbul’da yaşarken, Özbek, Kırgız, Kazak, Azerbaycan gibi Türk Cumhuriyetleri’nden gelenlerle konuşurken kırk yıldır konuşmadığım ama köyde iken öğrendiğim kelimeler, akranlarını duyunca hafızamdan diriliverdiler.
1975’den önceki Dil Bayramı törenlerine dinleyici olarak katılmıştım.
Karamanı ve Karaman kültürünü bilmeyen bazı insanlar gelir, konuşacak bir şeyleri de olmadığından bir kısmının tek konusu Arapça ve Farsçaya karşı bu fermanın yayınlandığını söyler de, dayanak olarak oturduğu sandalyenin arkasından başka hiçbir dayanağı olmazdı.Halbuki tarihçi, İbrahim Hakkı Konyalı’nın Karaman Tarihi o günlerde Karaman Belediyesi tarafından yayınlamıştı. Fermandan sonra Karaman’da basılan madeni paraların üzerindeki yazılar Arapça yazılmıştı. Ferman, Arapçaya karşı yapılsaydı neden paraların üzerinde Arapça yazıldı? İbrahim Hakkı Konyalı, sekiz tane paranın fotoğrafını kitabına koyduğu gibi davet edilenler belki okuyamazlar diye de paraların üzerindeki Arapça ibareleri de Latin alfabesiyle yazıvermiş.
Sultanların, halifelerin, beğlerin, paşaların, padişahların yazdığı mektupları toplayan değerli tarihçilerimizin başında Feridun Ahmet Bey gelir, ölüm tarihi 1583. Sevgili Peygamberimizin mektupları, dört raşid halifemizin mektuplarından Kanuni dönemine kadar olan halifelerin, padişahların ve paşaların mektuplarını toplamış.
Hicri 1275/miladi 1859 baskılı birinci cilt 626 sayfa, ikinci cilt 600 sayfadır. Minder cilt denilen büyük boyda basılmış, karınca küçüklüğünde harflerle dizilmiş bir hazine. Bu çevirisi yapılarak yayınlanacak olsa on cilt olabilir.
Keşke bakanlığın adı verilirken “Kültür” kelimesi öne alınan, Kültür ve Turizm Bakanlığı bu görevi yapıverse. Karamanoğlu Mehmet Bey’in, “Bu günden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır” fermanında 12 kelimenin beşi Arapça ve Farsçadır. Fermandan sonra basılan paraların üzerinde Arapça kelimeler ve cümleler vardır, Türkçe tek kelime yoktur.
Devlet başkanlarına yazılan mektupların hemen hemen hepsi Farsçadır. Feridun Beğ’in yazdığı Münşeat-ı Selatıyn adını verdiği iki ciltlik kitap, tarihçilerimiz arasında Münşeat-ı Feridun diye geçer. Ben bu makaleyi yazmadan önce Karamanoğulları’na ait mektupları tekrar gözden geçirdim, hemen hepsi Farsça.
Cumhuriyetle beraber harf inkılâbı yapılmış ve Arap alfabesinden Latin harflerine 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı Kanun’la geçilmesine karar verilmiş. Hemen o günden itibaren Meclis zabıtları Latin alfabesiyle yazılmış. Gerçi Türkçe kelimeleri ifade etmek için Ö, Ç, Ş, Ğ, Ü, İ gibi harfler ilave edildiğinden “Türk alfabesi” denilmiş. Harf inkılâbından sonra basılan paralar, Türk alfabesiyle basılmış. Okul kitapları Türk alfabesiyle basılmış. Karamanoğulları döneminde eğitim yine Arapça olarak devam ettiğini, yazılan eserlerin Arapça olduğundan anlıyoruz. İtiraz edenlerin elinden tutun ve Karaman’da hâlâ ayakta olan tarihi eserlerin kitabelerini okuyacak birini bularak okutuverin. Mesela Karamanoğlu Mehmet Bey’in oğlunun torunu olup, Murat Hüdavendigar’ın da damadı olan Alaeddin Bey’in hanımı Nefise Hanım’ın 1381’de yaptırdığı Hatuniye Medresesi’nin kitabesini okutuverin.
Giriş kitabesinde, İbrahim Hakkı Konyalı’nın Karaman Tarihi’nin 466’ıncı sayfasında ayet ve hadislerin Arapça yazılmasından sonra bu medreseyi yapanı ve kim adına yapıldığını anlatan ve yapılış tarihini ifade eden yazılar da Arapça olarak yazılmıştır.
Türkçeden başka dillerin konuşulma yasağının yalnız devlet dairelerinde olduğuna dikkat çeken Konyalı, Karaman Tarihi isimli eserinin 83’üncü sayfasında şöyle der: “Bütün mektupların Farsça oluşu dikkate şayandır. Mehmet Bey’in, Türkçeden başka dil yasağı, yalnız divan işlerine münhasır kaldığı, muhaberatta dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır” diyor. Harf inkılâbından sonra yapılan devlete ait binaların giriş kapısı üzerine yeni alfabeyle kurumun adı yazılmış. Bugün Şikari’nin (Öl. 1584) Karamanname’sinin dilini Karaman’da herkes anlar. Türbesi Karaman’da olan Yunus Emre’nin şiirlerinde görüyoruz ki, Türk dili en parlak dönemini yaşıyordu.
Bugün de Yunus’un ilahileri gönülleri coştururken, dilleri ve kulakları tatlandırmaya devam ediyor. Karamanoğlu Mehmet Bey’den, Yunus Emre’den Karacaoğlan’a kadar, Karacaoğlan’dan Bekir Sıdkı Erdoğan’a kadar Türkçemizde hâlâ Nevzat Dağlı, Hasan Özünal gibi birçok yaşayan şairlerimizde, Kaşgar havası, Nevai ahengi devam etmektedir.
 

Bu yazı 6753 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum