SARHOŞUN "ALLAAAH" DEMESİ BİLE...
Reklam
Reklam
Mahmut Toptaş

Mahmut Toptaş

SARHOŞUN "ALLAAAH" DEMESİ BİLE...

14 Aralık 2018 - 14:54

Dünyanın en iyi tarih profesörü, fakültesinde ders verdiği süre içinde tarihi vesikaları da toplamaya devam etmiş. Dünyanın bütün kütüphanelerindeki tarih kitaplarının kopyasını temin etmiş.

Emekli olunca dünyanın en doğru en tarafsız “Dünya Tarihi” kitabını yazmaya başladığı gün, evini dışından bir gürültü gelir.

Balkona çıkar, kavga seslerini duyar ama görüntü yoktur. Diğer sokaktan gelmektedir.

O sokaktan gelip geçen bir adama sorar, “Ne oluyor orada” der.

Adam, “Kavga var, kan gövdeyi götürüyor” der.

Aynı köşeden çıkıp gelen bir diğerine aynı soruyu sorar.

Adam, “Bir şey olduğu yok, birkaç tane geveze ağız kavgası yapıyor” der.

Tarihçi profesörümüz, kitap yazmayı bırakır. Çünkü kitap yazanların hepsi can ve kan taşıyan insanlardırlar. Cesurluklarına veya korkaklıklarına göre olayları değerlendirirler.

Kültürlerine, meşreplerine, mezheplerine, kavim ve kabilelerine, ırklarına, devletlerine göre kaydederler.

Abdülhamit Han’ı araştırmaya kalksanız, bir kısım yazarlara göre “cennet mekândır” diğer bir kısma göre “Kızıl Sultandır”.

İkisinin de kendine göre kanıtları var.

En doğru adamların gözünde bile ayrılıklar olur. Herkes kendi penceresinden bakar olaylara ve gördüklerini yazar.

Onun için biz, geçmişin kavgasıyla ömrümüzü heba etmeyelim.

Biz, geçmişten sorumlu değiliz.

Yaşadığımız süre içinde çağımızın dindarlarından ve din düşmanlarından gücümüzle orantılı olarak sorumluyuz.

Öğrenci yurtlarında sabaha kadar tartışması yapılan geçmişte yaşamış bir kişinin kâfir mi yoksa evliyadan mı tartışması olduğunu ve bu tartışmanın dört yıl sürdüğünü, iki tarafın delillerini bilerek görev yerine gittiğini ve orada da en bilgin edayla aynı tartışmayı devam ettirdiğini biliyorum.

Öğrenci iken sorduğu soruyu yirmi yıl sonra yine sormasından anlıyorum.

Şöyle bir hizmet başlattım, böyle bir engel var, aşamıyorum diyeni çok az.

Halid bin Velid’ler, Ömer bin Abdülaziz’ler, Gazali’ler, Alpaslan’lar, Zengi’ler, Selahaddin’ler, Akşemseddin’ler, Fatihler daha binlerce âlim ve fatihlerin hepsi kendi çağlarının sorumluluğunu yerine getirip gittiler.

Biz de kendi çağımızdan sorumluyuz.

Çağımızın evliyasıyla eşkıyasını tanımak, evliyanın yanında, eşkıyanın karşısında olmakla görevliyiz.

Din yoluna pusu kuran eşkıyayı tenkil etmek, din üzerinde yürüyenlerin yolunu açmak ve birlikte yürümek bizim görevimiz.

Bu yolun yolcusu olan bizlerin de yanlışımız vardır. Olmaya da devam edecektir.

Yanlışımızı kulağımıza söylemelerini istediğimiz gibi biz de başkalarının yanlışını hoparlörden yaymayalım.

Ellili yıllarda, altmışlı yıllarda, seksenlerde hizmet evren şahıs, dernek, vakıf, partilerin aleyhinde konuşmak yerine bu milletin bu gün ihtiyacı olan ayet ve hadisleri tedavüle sokmak ve nasıl yaşanılacağını da göstermekle görevliyiz.

Bir zamanlar basında “Allah” kelimesinin yasak olduğu resmi yazıyla bildirildiği, Türkçe ezanın okunduğu dönemlerde, Beyoğlu Çiçek Pasajı’nda 1940’lı yıllarda, sarhoşun “Allaaaaah” diye nara atması bile dine hizmet sayılırmış.

Onun için geçmişte hizmeti geçen kim olursa olsun, nerede olursa olsun, nasıl olursa olsun, hatalarını Allah afvetsin, doğrularını kabul etsin deyip geçelim.

Ve biz kendimize bakalım, geçmişten değil bu gün Allah için ne yaptığımızdan bahsedelim.

İflas eden Yahudi gibi eski defterleri karıştırmayalım. Eski müşterilerin iyileri ile kötülerini sayıp dökmeyelim.

İflastan ihlâsa nasıl geçeriz, ona bakalım.

Kusursuz kitabımız Kur’an-ı Kerim’in manasını anlayarak çok okuyalım.

O Kur’an’ın emir, yasak ve tavsiyelerini anlamada ve uygulamada, sevgili peygamberimizin kusursuz örneğimiz olduğunu Rabbimiz, Ahzab süresinde bize haber veriyor.

Sevgili Peygamberimiz, Medine’de Müslüman nüfus sayımı yaptırmış ama kâfir sayımı yaptırmamış. Ebu Cehil’in kirli çamaşırlarını teşhir etmemiş.

Hazreti Ebubekir, Ömer, Osman, Ali ve birçok arkadaşının özellik ve güzelliklerini yaymıştır. (Allah hepsinden razı olsun.)

Müşriklerin bile kötülüklerini ve emellerini yaymak yerine, onların ilacı olacak ayetleri tebliğ etmeye, o ayetleri açıklamaya, nasıl anlaşılacağı ve nasıl uygulanacağını göstermeye çalışmıştır.

Onu örnek alalım vesselam.

Bu yazı 9300 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum