Ateşe tapan, evlilikte sınır tanımayan, annesini, kız kardeşini bile eş olarak almayı kanunlaştıran Sasanilerin saltanatına son veren Kadisiyye meydan muharebesi gazilerinden ve bu harpte dört yavrusunu şehit veren Hansa Hanımefendi (Allah ondan razı olsun) kabilesiyle beraber Sevgili Peygamberimiz’e gelip topluca Müslüman olan şair kadınlarımızın ilkidir.
Hansa’nın edebi değeri Arap edebiyatı üzerine yazılan kitaplarda şiir tenkidi konusunda onun şiir tenkidi örnek olsun diye yazılır.
Edebiyat dalında Sevgili Peygamberimiz’den dört yaş küçük olan, Müslüman olmadan önce çok ünlü bir şiir yarışmasında ikincilik alan, yazdığı şiirleri 1889’da V.de Coppier tarafından Fransızcaya, 1899’da G.Gabrielli tarafından İtalyancaya çevrilen, Müslüman olduktan sonra da çok ünlü şiirler yazan Hansa isimli sahabe kadının şiirdeki maharetini Mehmet Akif Ersoy'un dilinden biraz sadeleştirerek ve de kısaltarak nakledivereyim:
"Bir gün el-Hansâ, Ukaz fuarına gelerek şiirlerini okudu. O zaman hakem, meşhur Nâbiğatü-z-Zübyanî idi. Hansâ'yı can kulağıyla dinledikten sonra "İkincisin. Eğer senden evvel şu kör şair gelmiş olmasaydı, seni birinci yapardım" dedi. Müslüman olduktan sonra Sevgili Peygamberimiz’in en önemli şairlerinden olan Hassan, Hansâ'nın aldığı bu dereceyi kıskandı. Hakeme itiraz etti. Hakem Nabiğa da, "Sana cevabı Hansâ versin" dedi.
Hansa, Hassan'a dönerek, "En sağlam şiirini oku bakayım dedi.
Hassan:
"Lene-l-cefenâtü-l-ğurru yelma'ne bi-d-duha
Ve esyâfünâ min necdetin yakturne dema" şiirini okudu.
Manası: Bizim, sabahleyin parıl parıl parlayan beyaz tencerelerimiz var. Kılıçlarımız, çevik kahramanlığımızdan dolayı kan damlıyor.
Hansâ, "Kuzum, sen kabileni övmek istemişsin; fakat bir beyitte yedi yerde hata etmişsin:
1- "Bizim beyaz tencerelerimiz var derken "Cefenât" kelimesini kullanmışsın. Bu kelime üçten ona kadar olan çoğulu ifade eder. Bunun yerine "Cîfân" kelimesini kullansaydın sayısız tenceremiz var demene uygun olurdu.
2- Beyazlığı ifade etmek için "Ğurr" kelimesini kullanmışsın. O kelime beyaz leke demektir. Onun yerine "biyd" kelimesini kullanacaktın.
3- Parıl parıl parıldayan anlamında "yelma'ne" kelimesini kullanmışsın. Lemean, ara ara gelip giden parıltıya derler. Parlamadığı zaman da olur demektir. Onun yerine "yüşrıkne" diyecektin ki alabildiğine parlasın.
3- Sabahleyin parlamasını ifade için "bi-d-duha" demişsin. Tencerenin gündüz parlaması göze çarpmaz. “Bi-d-düca” deyip de gece parlatsaydın daha güzel olur ve de cömertliğinizi ifade etmiş olurdun.
4- Kılıçlarımız anlamına gelen "esyafüna" kelimesi de üçten ona kadar olan çoğulu ifade eder. Yani sizin o kadarcık kılıcınız mı var? Onun yerine "süyûfünâ" diyecektin. Yani çok çok kılıcımız var demektir.
5- Kan damlıyor anlamına gelen "yakturne" kelimesi yerine oluk gibi kan akıyor anlamına gelen "yesilne" kelimesini kullanacaktın.
6- Kan manasına gelen "dem" yerine kanlar manasına gelen "dima" kelimesini kullanacaktın. (Mehmet Akif Ersoy, Kur'an’dan ayetler ve Nesirler, sayfa 320, Yüksel Yayınevi 1944)
İşte o Hansa Hanımefendi merhuma “Dört oğlun bu harpte şehit oldular” haberi geldiğinde:
Beni, çocuklarımın (bu harpte şehit olarak) öldürülmesiyle şereflendiren Allah’a hamdolsun. Rabbimden isteğim, beni ve çocuklarımı, rahmetiyle son durak cennette bir araya getirmesidir. (İbnü’l Esir, Üsdü’l-Ğabe, Hansa maddesi)
(Ben bu Hansa Hanımefendi’yi okumaya devam ediyorum. Yarın da devam edeceğim.)
Yorumlar
Kalan Karakter: