Tercih bize kalmış. Ya ülfeti seçecek, gönül diliyle konuşup gönüller yapacağız, gönlü yaratanın kurallarına uyacağız ve bu dünyamızı güzelleştireceğiz.
Veya külfeti seçip kin, intikam, kan dilini seçeceğiz, gönüller kırarken, kemikler kıracağız, ilikler kurutacağız, eli kanlı başkanlar olarak her gün binlerce korumanın ağır gölgesi altında korumadan gelecek ihanet kaygılarıyla hayat süreceğiz.
Ülfetle külfet arasında yalnız bir tek harf vardır; K harfi.
Külfeti seçenler, istedikleri koltukta oturmaktan bıkıyorlar.
Etrafında dönen leş kargalarının sevgisiz sırıtkan suratlarından nefret ederken kendisinin de onlara sırıtma zorunda kalmaktan usananlar, bütün bunları altın, petrol, dolar yığmak için yaptıklarından ele geçen her şey gözden düştüğünden yeni savaş alanları aramak için araştırmalara girme zahmetini keyf görürler, ülkelerin homurtularından zevk alır hale gelme durumunda kalırlar.
Rabbimiz onlar için:
“İnsanlardan bir kısmı var ki "Rabbimiz, bize dünyada ver" der. Onların ahirette nasibi yoktur.” (Bakara Süresi ayet 2/200)
Biz, Müslümanlar, tercihimizi yapmışız, her gün namazlarımızın son oturuşunda Rabbena atina fiddünya haseneten:
“Bir kısmı da, ‘Rabbimiz bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru’ derler.” (Bakara Süresi ayet 2/201)
Yaratılmışlar içinde en çok sevdiğimiz, annemizden, babamızdan kendi canımızdan daha çok sevdiğimiz, Sevgili Peygamberimiz’in, Uhud harbinde başındaki miğferini kırmışlar, başını yarmışlar, alt çenesinden sağ azı dişini kırmışlar, yüzünü yaralamışlar:
Sehl bin Sa’d’den (Buhari, Sahih, K. Meğazi, bab 24)
Hazreti Ebu Bekir, Sa’d bin ebi Vakkas ve diğer Askab-ı Kiram (r.a.) hemen etrafından etten kalkan olmuşlar.
Ya Rasülellah, bu müşrikler aleyhine dua et” denildiğinde “Ben, lanet peygamberi olarak gönderilmedim, ben, rahmet peygamberi olarak gönderildim” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K. Birr ve sıle, bab 24)
Abdullah (r.a.) anlatıyor: (Uhud gününde) ben Allah’ın Rasülü’ne (s.a.v.) bakıyordum, geçmiş peygamberlerden birini, kavminin dövdüğünü ve yüzünün kanını silerken, “Rabbim, kavmimi afvet, bunlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” dediğini anlatıyordu” (Müslim Sahih, K. Cihat bab 37)
Evde veya komşular arasında iki kişiden birinin yaptığı bir hayırsızlığı bastırmak için baba veya annenizden duyarsınız, “Oğlum veya kızım, o, ne yaptığını bilmiyor; sen afvet, geçsin gitsin” derler.
Bir il ve bir ilçede beş ayrı kolejde konferans verdikten sonra o ilin halkına da akşam konferans verdikten sonra, “Allah, Netanyahu’ya din, iman nasip etsin” dedim, salondakiler dondu kaldı.
Yarım dakika sonra, “Kâfirliğine devam etsin de, Müslüman öldürmeye devam mı etsin?” dedim.
Kâfir olarak ölürse yerine gelecek olan ona rahmet okutacak.
Müslüman olsaydı dünyada politikalar yeniden düzenleneceğini de bilemeyiz ama biz nasıl davranacağımızı peygamberlerin hayatından öğrenmek ve uygulamak durumundayız.
Rabbimiz, Uhud harbinin hemen ardından indirdiği ayetinde:
“Allah'ın rahmetinden dolayı Sen (Uhud’da) onlara yumuşak davrandın. Şayet Sen kaba, katı kalpli olsaydın onlar muhakkak çevrenden dağılır giderlerdi. Onları bağışla, (Allah katında) bağışlanmalarını dile ve onlarla iş konusunda müşavere et. Bir kere de azmettin mi, Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran Süresi ayet 3/159)
Dünyanın en sert maddesi olan elmas, pırlantaya dönüştürülürken yine dünyanın en yumuşak maddelerinden olan kurşunla kesilirmiş.
“Hocam, şimdi lazerle kesiliyormuş” derseniz, ben de pırlanta uzmanından bilgi aldım, en değerli bir elması lazerle değil, kurşunla keserek işliyorlarmış ve pahası çok yükselirmiş. Çünkü lazerle kesilenler değer kaybedermiş ama şu anda lazerle kesilenler piyasada daha fazla imiş.
Baharda suyun, on metre yükseklikteki ağacın tepesine sızarken, hem kendini yücelttiği hem de ağaca hayat verdiği, çiçeklendirdiği gibi, kâfirlere İslami hayat verirken de sel olup pisliklerini yok edip, su gibi gönüllerine sızıp İslami hayat vermeye çalışırken, kendimizi de iki dünyanın güzelliklerine kavuşturmuş oluruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: