Dünyada yalnız iki kişi yaşasa ve dünyayı ikiye bölüp kura ile sahiplenseler, birkaç gün sonra ikisi de sınıra gelir orada yaşar, orada dostluklar kurar ve orada “Senin taraf daha güzel ve verimli” diyerek söz kıvılcımını sıçratmaya başlarlar ve işi savaşa kadar götürürlermiş.
Çünkü içimizde bizimle beraber dolaşan, bizimle yatıp kalkan, kendisini de bize besleten bir nefis canavarı vardır.
Hazreti Adem aleyhisselamın iki oğlu Habil ile Kabil, Hazreti Adem’in eğitiminden geçtikleri halde birbirlerine düşman olmuşlar ve kavga etmişler.
Hatta bu iki oğul mal, para, makam için değil, “takva yarışında” kaybedenin nefsine sahip olamaması ve kardeşi Habil’i öldürmesiyle neticelenir.
Bu konuda hikâyeciler, masalcılar, romancılar çok şey söylemiş ama Kur’an-ı Kerim’e göre:
“Onlara, Adem'in iki oğlunun gerçek haberini oku. Hani ikisi de Allah'a kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil), “Seni muhakkak öldüreceğim” deyince, kardeşi (Habil), “Allah ancak sakınanlardan kabul eder” dedi.” (Bakara Süresi ayet 2/27)
Ve yeryüzüne ilk kanı dökmüştü.
Aile kavgaları, kabile kavgaları biraz daha büyüyünce devletlerin kavgasına da “savaş” denmiş.
Hepsinin kıvılcımı her insanın içinde beslediği nefs denen yaratıktan kaynaklanır.
Rabbimiz onun adına “nefs-i emmare” demiş.
“(Bu soruşturma ile) ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis daima kötülüğü emredicidir. Ancak Rabbimin esirgediği müstesna. Şüphesiz Rabbim Ğafur'dur, Rahîm'dir.” (Yusuf Süresi ayet 12/53)
Her gün içinizden geçen kötü düşünceleri size güzel, doğru ve seni haklı çıkaran, yapmanı emreden bir şey var ya işte onun adı “nefs-i emmare”dir.
Vesvese konusunda kaynağı şeytandır.
Onu içimizden atmak mümkin değildir.
Yaratan Rabbimiz, onun atılmasını değil, ilim, ibadet ve zühd ile terbiye edilmesini istiyor.
Yılanların şahına, kâfirlerin kralına yön veren ve yol gösteren nefs-i emmare, eğer Kur’an-ı Kerim’i, Sevgili Peygamberimiz’i örnek alarak yaşamaya devam ederse meleklerin bile gıpta ettiği hale gelir ve nefs-i levvameye geçer, oradan da nefs-i mutmainneye geçer ve bu dünyada kendi huzur bulduğu gibi, etrafındakiler de huzur bulur.
Ama her çağda her evde, her devlette huzursuz olan ve huzursuzluk vermekten mutlu olan insanlar da olacaktır.
Onlar için:
“Ne kendi etti rahat
Ne alem buldu huzur
Yıkılıp gitti dünyadan
Dayansın ehl-i kubur (kabirdekiler)” denmiş.
Namık Kemal, bu türden huzursuz zorbaların durumunu bize açıklarken:
“Esâfil behre-dâr-ı kurb-i cebbârân-ı devlettir
Kilâb olmaz cüdâ sayyâd-ı bî-dâdın rikâbından” yani, sefil ve serseriler, devlet zorbalarının yakınlığından nasiplenirler. Köpekler de zalim avcının köleliğinden ayrılmazlar” demiş.
Trump’la, Netanyahu’yla konuşma, mesajlaşma imkânı olanlar, onlara acıyın da Süleyman aleyhisselamın kraliçesi Belkıs’a, Sevgili Peygamberimiz’in Habeşistan Kralı Necaşi’ye yazdığı mektup gibi İslam’a davet ediniz ve kurtarınız bunları huzursuz zorbalıktan.
Rabbimiz de insanın, tabiatın, zirai mahsullerin bozulmasını engellemek, bozulanları düzeltmek için peygamberler göndermiş ve nasihatten anlamayanlar için de onlarla savaşı emretmiş:
“Hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Olur ki, hoşunuza gitmeyen şey sizin için hayırdır ve yine olur ki, sevdiğiniz şey sizin için şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
“… Eğer güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. Sizden kim dininden döner ve o, kâfir olarak ölürse onların yaptıkları dünya ve ahirette boşa gitmiştir. Onlar ateşin yarânıdırlar ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar. (Bakara Süresi ayet 2/216-21
Dikkat ediniz. Ayet-i kerimede, “Eğer güçleri yeterse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle harp ederler…”
Şunu unutmayınız ki; geceyle gündüzün mücadelesi nasıl devam ediyorsa, vücudumuzda yararlı mikroplarla zararlı mikropların mücdelesi nasıl devam ediyorsa, dünya devam ettiği müddetçe iman-küfür, mü’min-kâfir kavgası da devam edecek, son bulmayacaktır.
Batılı iki ilim adamı (Ariel-W. Durant, “Tarih Üzerine” s. 47, Hülbe Yayınları. Terceme: Hüseyin Zamantılı) “İnsanlığın Kültür Tarihi” adı altında on ciltlik eseri yazıp yayınladıktan sonra, “Tarih Üzerine” isimli eserlerini 1968 tarihinde yayınlayan Durant’ların bu görüşü günümüzde gerçek olmaya başladı.
“Tarih Üzerine” adıyla kaleme aldıkları bir kitabın önsözünde şunları söylüyorlar: “3000 yıllık dünya tarihi içerisinde harp edilmeden ancak ve sadece 35 yıl yaşanabilmiştir.
Evet böyledir! Eğer bir yerde insan varsa ve henüz İslâm’ın hâkimiyeti tam olarak yerleşmemişse orada savaş olacaktır.
Barışın yegâne sağlayıcısı İslâm’dır. Öyleyse biz de İslâm’ın hâkimiyetini tesis edelim... Çünkü İslâm’ın hâkimiyeti sağlanırsa devletin başına geçen kişinin şahsi ihtirasları değil, Rabbimin ahkâmı geçerli oluyor.
Eğer Rabbimin ahkâmı geçerli olmazsa devletlerin başına gelecek olan şahısların ihtirası gündeme gelecektir.
Tabii ihtiras ve şahsi mes’eleler araya girdiği zaman da harpler kaçınılmaz bir hal alacaktır.
Kâfirler, yukarıda da izah etmeye gayret ettiğimiz gibi bizleri dinimizden döndürmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklar.
Peki, başarılı olabilirler mi?
Eğer Rabbim yazdıysa başarılı olmaları da mümkündür. Ancak Allah (c.c.) burada bizleri tekrar ikaz ediyor: “Kim dininden dönerse, irtidad ederse ve kâfir olarak ölürse, işte onların dünyada da, ahirette de amelleri boşa gitmiştir. Onlar cehennemin ashabıdır ve orada ebedidirler” buyuruluyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: