Bazen bir şehrin büyüklüğü, nüfusuyla değil; bir çocuğun gözyaşına ne kadar kayıtsız kalabildiğiyle ölçülür.
Karaman bugün tam da böyle bir sınavdan geçiyor.
Adı herkesin dilinde olan bir çocuk var: Toprak.
Duchenne Musküler Distrofi ile mücadele eden, yaşıtları gibi koşamayan, oynayamayan, sadece izlemekle yetinen bir çocuk…
Hepimiz duyduk onu.
Sosyal medyada gördük, haberlerde izledik, belki bir arkadaş sohbetinde adını geçirdik.
Ama mesele şu:
Duyduk… Peki gerçekten hissettik mi?
Toprak’ın babası “Az insanın çok parasını değil, çok insanın az parasını istiyoruz” diyor.
Aslında bu cümle, meselenin ne kadar basit olduğunu yüzümüze vuruyor.
Bir kahve parası, bir yemek parası, bir anlık harcama…
Belki bizim için önemsiz.
Ama Toprak için bir adım, bir nefes, bir umut.
Bir annenin sözleri ise bu şehrin kulaklarında çınlamalı:
“Diğer anneler gibi çocuğumu bekleyemiyorum…”
Bu cümleyi bir an durup düşünmek gerekiyor.
Bir annenin en doğal hakkı nedir?
Çocuğunu beklemek.
Onu koşarak eve gelirken görmek.
Ama o anne, her gün defalarca okula gidip gelmek zorunda kalıyor.
Çünkü o çocuk kendi başına yürüyemiyor.
Şimdi dönüp kendimize sormalıyız:
Bu gerçekten sadece bir ailenin hikâyesi mi?
280 bin nüfuslu bir şehirden bahsediyoruz.
Bu şehirde herkes sadece küçük bir katkı sunsa, bugün konuştuğumuz bu dram belki de yarın umut hikâyesine dönüşecek.
Ama hâlâ eksik bir şey var.
Hâlâ bir yerde bir duraksama, bir erteleme, bir “başkası yapar” düşüncesi…
Oysa hayat ertelenmiyor.
Hastalık beklemiyor.
Zaman, Toprak için bizim kadar geniş değil.
Bu yazıyı okuyan herkes aslında iki seçenekle karşı karşıya:
Ya bu satırları okuyup hayatına kaldığı yerden devam edecek…
Ya da bir çocuğun hayatına küçük de olsa bir dokunuş yapacak.
Belki de mesele tam olarak bu:
Büyük kahramanlıklara gerek yok.
Küçük ama samimi adımlar yeterli.
Unutmayalım…
Bir şehir, en çok en çaresizine sahip çıktığında büyür.
Ve bir gün Toprak koşarsa…
İşte o gün sadece bir çocuk değil, bir şehir ayağa kalkmış olacak.
Şimdi durup düşünelim…
Bu hayal gerçekten ulaşılmaz mı
Karaman gibi bir şehir için mi zor?
Yoksa biz mi zorlaştırıyoruz?
Belki de mesele para değil…
Mesele sahiplenmek.
Mesele “ben de varım” diyebilmek.
Çünkü bazen bir şehir, yollarıyla, binalarıyla değil;
Bir çocuğun elini ne kadar tuttuğuyla hatırlanır.
Ve bugün o el hâlâ havada…
Tutulmayı bekliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: