Yine bir 10 Ocak…
Sözde Çalışan Gazeteciler Günü.
Ama sormak gerekiyor:
Bu gün gerçekten çalışan gazetecilerin mi günü, yoksa çalışmadan gazeteci geçinenlerin mi?
Mesleğin can çekiştiği, yerel basının ayakta kalmak için debelendiği bir dönemde 10 Ocak artık bir bayram değil; acı bir ironidir. Artan maliyetler, düşen gelirler, dijital baskı ve görmezden gelinen emek… Tüm bunların ortasında gerçek gazetecilik her geçen gün biraz daha boğuluyor.
Karaman’da tablo çok net.
Geçtiğimiz yıl 6 olan gazete sayısı 5’e düştü. Kapanan sadece bir gazete değil; bir ses, bir hafıza, bir kamu yararı anlayışıdır. Kalanlar ise “ne kadar daha dayanabiliriz” sorusuyla yayın yapıyor.
Ama garip olan şu:
Gazetecilik zorlaştıkça, gazeteciyim diyenlerin sayısı artıyor.
Bir masa, bir kartvizit, bir internet sitesi…
Yetiyor.
Sahaya çıkmadan, haber üretmeden, soru sormadan “gazeteci” olunabiliyor. Üstelik bu kişiler toplantılarda başköşeye oturuyor, mikrofonu kapıyor, fotoğraflarda en önde yer alıyor. Haber yok, emek yok, risk yok… Ama görünürlük var.
Biz ise sahadayız.
Yağmurda, soğukta, sıcakta; gece gündüz demeden haber peşindeyiz. Fotoğraf çekiyoruz, bilgi topluyoruz, doğrulamaya çalışıyoruz. Ama 10 Ocak geldiğinde başköşeler yine çalışanlara değil, çalışmayanlara ayrılıyor.
Gazetecilik ek iş değildir.
Hobi hiç değildir.
Başka mesleklerden gelir elde edip, gazeteciliği vitrin süsü gibi kullananlar bu mesleğe en büyük zararı veriyor. Çünkü gazetecinin başka bir mesleği olamaz. Olursa adı gazetecilik olmaz; olsa olsa “görünürlük ticareti” olur.
Bugün Karaman’da gerçek anlamda habercilik yapan gazeteci sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Onlar da kopyala-yapıştırın, sosyal medya paylaşımlarının, süslü ama boş içeriklerin arasında kaybolmaya zorlanıyor.
Eskiden kurumlar basına bilgi verirdi.
Şimdi bilgi kırıntıları sosyal medyada servis ediliyor. Üç fotoğraf, iki cümle…
Sonra da “manşet atın” deniliyor.
Basın sadece servis edilen bilgiyi yayımlayan bir mecra değildir.
Basın sorgular, araştırır, rahatsız eder.
Ama rahatsız eden gazeteci artık sevilmiyor.
Sessiz olan, sorgulamayan, ilişkiyi bozmayan makbul.
Bir gerçeği daha açık söyleyelim:
Gazetecilik tehdit değildir, şantaj hiç değildir.
Rant kapısı değildir, tetikçilik hiç değildir.
Bir yanlış varsa belgeyle haber yapılır.
Yargı dağıtılmaz, infaz yapılmaz.
Suç varsa adli makamlar gereğini yapar; gazeteci haberini yapar ve takip eder.
Mesleğin temeli hâlâ aynıdır:
5N1K.
Ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin, kim…
Bunlar yoksa haber de yoktur.
Bir de öz eleştiri yapalım:
Belki de bu tabloyu biz yarattık. Haber peşinde koşarken kendimizi geri çektik, alanı boş bıraktık. O boşluğu da gazetecilikle ilgisi olmayanlar doldurdu.
Karaman’da “gazeteciyim” diyenlerin bu kadar şımarmasının sebebi belki de budur.
10 Ocak’ta hatırlanmayı hak edenler;
Yemekli toplantılarda boy gösterenler değil,
Reklam panosu gibi kullanılanlar değil,
Başköşe meraklıları hiç değil.
Hatırlanmayı hak edenler;
Her şeye rağmen sahada kalanlar,
Mesleğin onurunu koruyanlar,
Doğruyu yazmaktan vazgeçmeyenlerdir.
Çünkü gazetecilik bir gün değildir.
Bir bayram hiç değildir.
Gazetecilik; bedel ödemeyi göze alanların mesleğidir.
Ve ne olursa olsun, gerçek gazeteciler susmayacak.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: