Ben, bir şey söylemeyeyim.
İslam âleminin hepsinde üsler kuranlar, bizden ne istediklerini de söylüyorlar.
“Bizim gibi olacaksınız; bizim dilimizi öğreneceksiniz, bizim kanunlarımızla yönetileceksiniz, sizin dostunuzu ve düşmanınızı biz belirleyeceğiz; hangi kurumlarla çalışacağınızı biz, size söyleyeceğiz” anlamında çocukluğumuzdan beri ilk, orta, lise ve üniversitede bize bu öğretildi.
Bin dört yüz yıl önce Rabbimiz bizi nasıl uyarmıştı okuyalım:
“Onlar, kendileri inkâr ettikleri gibi sizin de inkâr etmenizi, onlarla (inkârcılıkta) denk olmanızı isterler. Onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar, onlardan dost ve yönetici edinmeyiniz. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, nerede bulursanız onları öldürün. Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin” buyurur.(Nisa süresi ayet 4/89)
Anladık, ama Allah neden Müslümanlara yardım etmiyor?
Allah celle celalüh bize ten vermiş, can vermiş, el vermiş, ayak vermiş, göz vermiş… Bütün organlarımızın her biri parayla satın alınamayacak kadar değerli.
Bütün bunları vermiş ve bunun karşılığında teşekkür etmemiz için emirlerine ve yasaklarına uymamızı emretmiş.
Bizler ise O’nu bırakıp bizim gibi doğan, ölen, yaşlanmasına bile engel olamayan birinin tanrılık kuruntusunun aklının gölgesinde yaşamayı seçmiş Müslümanlarız.
Biz, İslâm’dan uzaklaşmaya başladığımız, dinimize kastedenleri dost görüp, dindaşlarımızı düşman görmeye başladığımız günden beri, ölen biz oluyoruz ve bu soruyu sorarak sorumluluğu Allah’ın üstüne atmaya çalışıyoruz.
Allah’ın iki çeşit kanunu vardır.
Birincisi, Kur’an’ı Kerim’inde bildirdiği kanunları.
İslam
İkincisi, tabiattaki kanunları.
Fiziki hayatımızı düzene koymak için, tabiat kanunlarını keşfetmek ve ona göre yaşamak gerekir.
Onun için de bu günlerde çok okuduğumuz Kur’anın bize ne dediğini de anlayıp ona göre hayatımızı düzene koymak, Kur’an ve Sünnetin önüne hiçbir insanın sözünü geçirmememiz gerekir.
Bütün insanlık bir olsa tabiatta olmayan bir kanunu tabiata ilave etmeye kalksa başaramazlar veya tabiattaki bir kanunun benzerini yapamazlarsa, Kur’an’daki kanunun bir benzerini hiç yapamazlar.
Batı, tabiat kanunlarını keşfetmekte bizim önümüze geçti ve bu kanunların olumlu tarafını değil olumsuz tarafını uygulamaya koydu. Aynı madde insanı hem öldürebilir, hem diriltebilirken, batı bütün yatırımını öldüren silahlar üzerine yaptı.
Biz, ise iki kanunu da ihmal ettik ve Kur’an’ı okumayı da, düşmanı durdurmayı da Allaha havale ettik.
Osmanlının yıkılışını gören Mehmet Akif Ersoy merhum da aynı durumdan şikâyet ederken:
“Silâhı kullanan Allah, hududu bekleyen O;
Levazımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çoluk, çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak...
Huda vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!
Onun hazîne-i in’âmı kendi veznendir!
Havale et ne kadar masrafın olursa... Verir!
Silâhı kullanan Allah, hududu bekleyen O;
Levazımın bitivermiş, değil mi? Ekleyen O!
Çekip kumandası altında ordu ordu melek;
Senin hesabına küffarı hâk-sâr edecek!
Başın sıkıldı mı, kâfî senin o nazlı sesin:
“Yetiş!” de, kendisi gelsin, ya Hızır’ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;
Şifa hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: Her şeyin Allah... Yanaşman, ırgadın O;
Çoluk çocuk O’na âid: Lalan, bacın, dadın O;
Vekîl-i harcın O; kâhyan, müdîr-i veznen O;
Alış seninse de, mes’ûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış... Gemin O, kaptanın O;
Ya ordu lâzım imiş... Askerin, kumandanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı... Hepsi hâsılı O.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu?
Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete... Ha?”
Firavun, Nemrut, Calut, Ebucehilin yolunda yürüyenlerden yani çağdaş putlardan korktuğumuz kadar Allah’tan korksak yeterli.
Rabbimiz buyurur:
“Yeminlerini bozan, peygamberi sürgün etmeye çalışan toplumla savaşmaz mısınız ki, size karşı önce onlar başlamışlardı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer iman ediyorsanız, kendisinden korkmanıza en layık olan Allah’tır.
Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin; onları rezil etsin; onlara karşı size yardım etsin ve iman eden toplumların gönüllerini ferahlatsın.
Kalplerinin öfkesini gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, Âlim’dir, Hâkim’dir.
Yoksa sizin içinizden cihat edenleri, Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını dost edinmeyenleri, Allah ayırt etmeden bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”
(Tevbe süresi ayet 9/13-16).
Yorumlar
Kalan Karakter: