“Düşmanı güçle ve silahla yok etme imkânı kalmamışsa ona bağış ve ikramda bulunarak, sevgi ve saygı göstererek fitne kapısını kapamak gerekir.
Düşman askerine zarar vermek için, kale çevresine demir diken değil, altın dök. İyilik keskin dişi köreltir, kesmez hale getirir.
Bükemediğin eli öp.
Güler yüzlülükle dünyayı dize getirebilirsin.
Düşmanı az diye küçümseme, dikkatli ol. Sel, yağmurun damla damla birikmesinden oluşur.
Düşmanını ürkütme.
Güçsüz diye küçümseme, düşmanlığındansa dostluğu yeğdir.
Düşmanı dostundan çok olan, sevenlerini üzer, sevmeyenlerini sevindirir.
Senden güçlü olana saldırma. Neşter yerine yumruk vurulmaz.
Senden zayıf olanı ezmek için heveslenme. Güçsüze güç gösterisinde bulunmak yiğitlik değildir.
Arslan pençeli de olsan barış savaştan iyidir.
Barışı sürdürme imkânı kalmamışsa, kılıç kınından çıkar. Barış isteyen düşmandan yüz çevirme, sen de sulh elini uzat. Fakat bir kez savaşa karar verdiysen, geri dönme. Savaştan geri çekilen hasmın olsun, bu senin onurunu arttırır.
Savaşı düşman ister de ceng, ayağını üzengiye koyarsa, Allah kıyamette senden hesap sormaz.
Kindar kimseye dostlukla yaklaşmak yanlıştır.
Nefreti üzerinde olanlara karşı savaşa hazır ol.
Alçak olana yumuşaklık ve tatlılıkla yaklaşırsan gururunu arttırır, ona zarar vermiş olursun. Bu durumda safkan arap atlarıyla, savaşçı ve cengâver askerlerinle düşmanın tozunu havaya savur.
Hasmın, eşiğine yüz sürer, senden dostluk ve barış isterse, geri çevirme. İçinden kini ve öfkeyi çıkar at. Akıllı ve ölçülü bir tutumla sana yaklaşana kızgın ve sert bir şekilde karşılık verme.
Aman dileyene bağışta bulun, fakat hilesinden emin olma.
Yaşlılara danış. Onların deneyimi senden fazladır.
Tunç kaleleri gençler kılıçla, ihtiyarlar akıl ve tedbirle zapt ederler. Arslanları dize getiren gençler, yaşlı tilkinin kurnazlığına yenilebilir.
Çarpışırken, ordunun merkezinde bulunurken sakın kaçmaya çalışma. Zaferin kimin olacağını sadece Allah bilir.
Askerin dağılacak olursa, yalnız başına çarpışmağa, canını ateşe atmaya kalkma, o zaman sen de canını kurtarmak için kaçabilir, güvenli bir yere sığınabilirsin. Bu durumda ordunun kıyısındaysan bir yana çekil. Orta yerdeysen düşmanın giysisine bürün, seni tanıyamasınlar. Buyruğundakilerle birlikte bin kişi, düşmanın ise iki yüz kişi olsa bile, geceleyin güvenli olmayan yerde konaklama. Gece karanlığında pusu kuran bir kişi yüz kişiden tehlikelidir. Gece yola koyulmak istediğinde pusulardan sakın. Düşmanla aranızda bir günlük uzaklığa otağını kur. Saldırıya uğrarsan kaygılanma. Efrasiyab bile olsan kafasını parçalayabilirsin. Bir günlük yoldan çıkıp gelen düşman askerleri zaten yeterince yorulmuş ve yıpranmıştır. Bitkin askerle çarpışmak kolaydır.
Düşmanın sancağını yıkmaya çalış. Bayrağı yıkılan asker bozguna uğrar.
Dağılan ve kaçan güçleri izleme, yardımcı güçlerinden uzaklaşırsan sen de tehlikeye düşersin. Bundan kuvvet alan düşman yeniden saldırabilir.
Ganimet arzusuyla düşmanı takip etme.
Komutanını ganimete tercih eden askerden hayır gelmez.
Başındakini koruyamayan ordunun savaşması ve zafere ulaşması imkânsızdır.” (Sa’di Şirazi, Bostan)
ABD’li yetkililere derim:
Rus asıllı, Yahudi anne ile babadan, Amerika’da dünyaya gelen Profesör Friedlander (1940-2022) 1970 li yıllarda okuduğu bir makalede bir cümleye vurulur.
Cümle şu:
“Ayakkabım olmadığı için ağlamaya başladım.
Ayaksız bir adam gördüm ağlamayı bıraktım”
Bu sözün peşine düşer, “Bunu söyleyen adamı bulmam gerekir” der ve aramaya başlar.
Türkiye’den Amerika’ya giden Mevlevi dervişlerle buluşur ve 1970 lerde Müslüman olur.
Mevlana’ya öylesine bağlanır ki adının başına Shams/Şems ismini alır.
On yılı geçkin Mısır Amerikan Üniversitesinde dersler verirken Arapçayı öğrenir ve kaynağında dinini öğrenmeye çalışır.
Sözün sahibi Şeyh Sadi’i- Şirazi (1210-1292) dir.
Konya Yüksek İslam Enstitüsünde iken Farsça hocamız merhum Arif Etik bey, İlkokul diplomasıyla, Konya İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevliliğinden emekli olan tek insandır.
Kendi kendine Arapça, Farsça, Fransızca öğrenmiş ve İmam-Hatip okulları açıldığında ders kitabı olarak “Kolay Arapça” kitabını yazmış.
Hocam, Mevlana festivali için Fransa’ya gönderilir.
Paris’te kitapçılar çarşısını gezerken, Şeyh Sadi’i Şirazi’nin Gülistan isimli kitabının Fransızca tercemesini vitrinde görünce dalar dükkana ve yaşlı kitapçıya sorar,
“Şeyh Sadi mi büyük, yoksa Eyfel kulesi mi büyük?” deyince Fransız kitapçı “Eyfel” der.
- Arif, Nerden belli?
- Kitapçı, Paris’in her tarafından görülüyor.
- Arif, Elin adamı Paris’e dört bin kilometre uzaktan kitabını uzatmış, senin vitrininden görülüyor” deyince, kitapçı bir tane Gülistan kitabını alır çok nazik bir şekilde paketler ve “Bu söz üzerine hediyemdir” diye nazik bir şekilde sunar.
Yarın, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’n söylediği:
“Düşmanın hata yaparken ona asla engel olma” sözünün yanlışlığını yazacağım ve doğrusunun ne olduğunu yazacağım.
Yorumlar
Kalan Karakter: