Her akşam televizyon haberlerinde gönlümüzü karartan, yüzümüzü buruşturan, umutsuzluk mikrobu bulaştıran, karamsarlık havası estirenlerin sayısı, kazanan, kazandığını Allah için dağıtan, fakire, yetime, hastaya, öğrenciye yardım edenin sayısının yanında on binde bir olamaz.
Yine bu şehirde iyilerin sayısı, ahlâksızların sayısından binlerce kat fazladır.
Her nedense bazı siyasiler ve yayıncılar, kötülerin sayısını artırmaya, onları gündemde tutmaya farkında olmadan yardım etmekteler.
365 gün doğan güneş dikkatimizi hiç çekmez ama üç dakikalığına tutulan güneş herkesi kendisine baktırır ve konuşturur.
Üç dakikalık güneş tutulması 262800 dakikalık güneş doğması yanında ne ise suç işleyenler de bizde o kadardır.
Sağdan olsun, soldan olsun, İslamcı olsun, inançsız olsun kim olursa olsun suç işleyenleri açıklayarak suçu önlemek mümkin değil.
Bazı yüzleşmeler, adamı yüzsüzleştirir.
“Adım çıkmış dokuza inmez sekize” deyip eskiden gizli yaptığını yüzsüzlükten sonra aleni yapmaya başlar.
Şimdi biz, bu günden itibaren çevremizde oruç tutmayanlardan tanıdıklarımızı tatlı dil, güler yüz, bal gibi söz ve yanan yürekle ziyaret ederek yarın oruç tutmalarını sağlayacağız.
Suçlu suçsuz, hepimiz ana rahminden kabre kadar süren yolculuğumuzda ana sütüyle gıdamızı almaya başlıyoruz.
Allah (C.C.) bizim azığımızı ananın göğsünden, ağacın çiçeklerinden, toprağın içinden süzerek veriyor.
Servi boylular Allah’a şükrederken selvi boyu var edene namazda bel bükerek boyun eğerek teşekkürlerini arz etmeliler.
On bir ay bize hava, su ve yiyecek veren Rabbimize teşekkürümüzü arz etmek, rahmetine dalmak için Ramazan ayında şafak vaktinden gün batımına kadar yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden uzak dururuz.
Hasta iken sıhhatin kıymetini öğrendiğimiz gibi, açken yemek ve içmenin değerini daha iyi anlıyoruz ve aç insanların durumunu içimizde yaşayarak yardım elimizi uzatıyoruz.
"Ekmek bulamazlarsa pasta yesinler" diyen kapitalist oburlara fakirlik ve açlık üzerine on kitap okutacağınıza bir gün aç bırakın fakirin halini daha iyi anlarlar.
Ramazan ayı boyunca verilen zekât ve sadakalarla kasalardan keselere para, yiyecek ve giyecek nakliyle yardımlaşma meydana gelirken bu yardımlarla cennete doğru birde köprü kurulmuş olur.
Gönüller ve mideler arasına atılan dostluk köprülerinden cennete geçilir.
Ramazan ayı bizim temizlik ayımızdır. Namazlarımızla, orucumuzla, zekât ve sadakalarımızla günahlardan, çok yemeden doğan bedeni rahatsızlıklardan arınırız. Efendimiz:
“Oruç tutunuz, sıhhat bulunuz” buyurur. (Ahmet, Müsned, 2/380 Ebu Hüreye hadisi, Mecmeu-z-zevaid 3/270) Zekâtla, malımız içindeki fakirin hakkını vermekle malımızı temizlemiş oluyoruz.
Dolar biriktiren cimriye sormuşlar, “Niçin öyle yapıyorsun?” demişler: “Yazıktır bu para elden ele geçerek dünyayı dolaşmış ben dinlendiriyorum” demiş.
Kapitalist parayı dinlendirirken koruma külfeti ve korkusu taşır. Müslüman insan ise fakir, hasta, yolcu, depremzede insanların açlığını, iniltisini dindirirken rahatlar ve kendisi dinlenir.
Sabahın seherinde milyonlarca insan top sesleriyle uyanıp, akşam gün batımında ezan sesiyle iftar yaparak milli birliğin, dini birlikten geçebileceğini âleme ilan eder.
Cumhurbaşkanından dağdaki çobana kadar Müslüman milletin tamamının aynı his ve heyecanı tatması ancak Allah'ın emrinde birleşmekle olacağını herkese gösterir.
Parlamentonun çalışma saatini iftara göre ayarlaması,
İrtica dosyası görüşenlerin çoğunluğunun oruç tutması,
Şarkıcı ve türkücülerin programlarını Ramazan ayına göre ayarlaması,
Çok satan gazetelerde Ramazan günü öğle yemeğinin çoğunun kazanda kalması,
Teravih namazlarında camilerin dolması,
Hatta avluya ve sokaklara taşması,
Meyhanelerin “Ramazan nedeniyle kapalıyız” levhası asması,
Kötü alışkanlıkları olanların çoğunluğunun oruç tutması, Türkiye üzerine kafa yoran, ateizmi/gâvurluğu yaymaya çalışan şeytan ve şeytanlaşmış insanların ümidini kırıyor ve elini kolunu bağlıyor.
İmandan ayırılmış, çağdaş, laik, seküler eğitim sonucunda can ve mal güvenliğinin kalmadığı, büyük şehirlerin bulvarlarında mafya hesaplaşmalarının yaşandığı, şehrin göbeğinden insanların kaçırıldığı bir ortamda polis kayıtlarına göre en az olayın Cuma günü olması, en az olayların Ramazan ayında olması can ve mal emniyetinin imanı eğitimden geçtiğini bize göstermektedir.
Şafak vaktinden gün batımına kadar kendi helal kazancına bile el uzatmama eğitiminden geçen bir Müslüman, başkasının malına hiç uzatamaz.
Hazineyi hortumlayanlar eğitimsiz insanlar değiller ama İslami eğitim almamış insanlar.
Sahurdan iftara kadar kendi eşine uçkur çözmeme eğitiminden geçenler, başkasının namusuna göz dikmezler.
Günümüzde namusları ayaklar altına alanlar, fuhuş ticareti yapanlar en az iki dil bilen insanlar.
Dilden anlarlar ama halden anlamazlar.
Orucun ay takvimine göre yapılması ve orucun 36 senede bütün mevsimleri ve ayları dolaşması dünyanın her tarafındaki müminlerin hem yaz, hem kışta oruç tutmalarını ve hem eşit olmalarını, hem de birlikteliklerini sağlamaktadır.
Öyle ise haydin oruca.
Yorumlar
Kalan Karakter: