“Müslüman Türkler, çocuklarını namaz kılmaya, oruç tutmaya alıştırmak için güzel çareler bulmuşlardır.
Bunlardan henüz mükellefiyet çağına gelmemiş bir yavrucuğun masumane tuttuğu orucu evin büyüğünün bir iftarlık bir hediye ve mükâfat mukabilinde satın alarak tekrar oruç tutmaya teşvik etmesi müstahsen adetlerimizdendir.
Şu beyit bu adete işaret etmektedir:
O tıfl-ı rûzedarım dün bana bir rûzesin satdı
Edip vaslın hele rûzî şeb-i hicrani rûz etdi
Laedri
Mana: Oruçlu olan küçük sevgilim, dün bana bir orucunu sattı.
Böylelikle hele nasılsa bana visalini nasibetti ve hicran gecemi gündüz yaptı.
Rûze oruç; rûzedar oruçlu; rûzî rızık, ekmek (burada nasip); ruz günduz demektir. Şair ruz, ruze, ruzedar, ruzi kelimeleri arasında cinas ve iştikak; visal ve hicran, rüz ve şeb arasında tezad-i hafi yapmıştır.”
Yukarıdaki metin, Ahmet Talay Onay’ın “Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı” isimli kitabının “Oruç Satmak” maddesinden alınmıştır.
Çocukları ibadetlere teşvik için ecdadımız birçok güzellikler sergilemişler.
Çocukluğumdan hatırladığım, köyümüzde küçük çocukların oruç tutmasını teşvik için orucunu tutan küçüğe iftar vaktinde para vermek yerine sırtta gezdirme yarışına girilirdi.
Ailenin fertlerinden biri çocuğu kaptığıyla sırtına aldığı bir olur ve ailenin diğer bireyleri gülerek eğlenirlerken çocuğu sırtında taşıyanı, “Haydi yine kaptın çocuğun sevabını” derlerdi.
Şehirliler ise çocuğun oruç sevabını para ile çocuktan satın alırlarmış.
En az bir fitre karşılığı parayı çocuğa vererek orucunu satın alırlarmış.
Benim çocukluğumda para, ceplerde bulunmadığından, çocuğa para verilse bile demir tıngırtısından başka çocuğun işine yaramayacağından para geçerli değildi. Çünkü köyde parayla satın alacağı bir şey yoktu.
Ama ablasının, ağabeyinin, babasının veya annesinin veya yakınlarından birinin sırtında gezinirken aldığı sevinç, çağımız zenginlerinin milyarlarıyla alabileceği bir şey değildi.
Çocuklarımız bizim devamımızdır.
“Hani İbrahim şöyle demişti: "Rabbim, şu beldeyi (Mekke'yi) güvenli kıl. Beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan uzak tut." (İbrahim süresi ayet 14/35)
Bir başka ayette ise:
“Rabbim, beni ve neslimden olanları, namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz, duamı kabul eyle.” (İbrahim süresi ayet 14/40)
Çocukluğumuzda akşamdan, anne ve babamıza, “Beni de sahura kaldırın” der ve onlardan söz alırdık.
Onlar da kaldırırlardı.
Dayanamadığımız zaman yerdik ve yine oruca devam ederdik.
Biz çocukların bu orucuna “Tekne Orucu” denirdi.
Ekmeğimiz, ekmek teknesinde tutulduğu için, biz de arada bir ekmek teknesinin başına uğradığımız için “Tekne Orucu” derlerdi zannederim.
Çağımızın imkânlarına uygun teşvik yolları bulunmalı ve uygulanmalı.
Anneler, saçınızı süpürge ettiğiniz yavrularınızın iki dünyasının güzel olması için başta iman esaslarını çocuklarınıza, onların dilini ve bilgisini göz önünde tutarak akıl ve mantıklarına uygun ifadelerle ezberletiniz.
Namaza ve oruca zorlamayınız ama teşvik ediniz.
Çocuk yaştakiler orucu bozduklarında bile onları sevindiriniz ve devamını getirmesini sağlayınız.
Çocuklarınızı camiye götürünüz.
“Yüz verirsen omzuna çıkar” sözü yanlıştır.
Sevgili Peygamberimiz, namazında torunları Hasan veya Hüseyin’i omzuna alıp namazı öyle kıldırdığını haber verir hadisler.
Cami kurslarına gönderiniz.
Hocalarımız, çocukların çokluğundan fazla olanları geri göndermesinler.
Yetişemediği çocukların camide oynaması bile çevre eğitimine devam demektir.
“Mekânların en değerlisi camilerdir” buyurmuş Sevgili Peygamberimiz.
Değerli yerlerde büyüsünler, değerli insanlardan olsunlar ve iki dünyalarında insanlık değerlerini yitirmeden ahiretin değerli yeri olan cennete layık hale gelsinler.
Yorumlar
Kalan Karakter: