Türkiye’nin en büyük çıkmazı, kördüğümü ve çaresizliği bürokrasi – siyaset çarkındaki uyumsuzluktur.
Ülke yönetimi bu iki kanaldan sağlanır.
Bürokrasi dediğimiz sistem devlet çarklarının işleyişinden teşekkül eder. Belirli bir eğitim, donanım kültür ve liyakate sahip kişilerden hiyerarşik bir yapı bu çarkın işleyişini sağlar.
Bu çarkların hangi yönde hangi hızla döneceğine ve ne üreteceğine karar veren ise siyaset yolu ile işbaşına gelen iktidarlardır.
İktidarlar bu kararları alırken öncelikle, yönetimine talip olduğu halkın fikirlerini, ihtiyaçlarını ve tercihlerini göz önüne almak ve bunların çözümünde izlenecek yolları da bürokratlar ile görüşüp bir karara bağlamak zorundadır.
Öyle mi oluyor?
Siyaseten iktidara gelenler kimler peki?
Hangi konuda uzman, hangi konuda liyakatli, hangi eğitimi almış, bilgi beceri ve donanımı nedir? Seçimlerle oluşan iktidar için seçmen ve sistem bu değerlere önem veriyor mu?
Bu değerleri olmayanların oluşturduğu siyasi yapı bir anda bürokratlar üzerinde güç olunca elbette bir karmaşa yaşanıyor. Yanlışlara itiraz eden, siyasilerin kişisel isteklerine ve çıkarlarına karşı duran liyakatli bürokratlar, anında kıyma makinesini boyluyor. Yerine hiçbir liyakati olmadan, her siyasi emre itaat eden, “emredersiniz efendim” ezberindekiler yerleşiveriyor.
Sonunda karar merkezindeki liyakatsiz siyasiler, yanlış kararlar, yanlış talimatlar ve bunlara körü körüne uyan yanlış bürokratlar hüküm sürmeye başlayıveriyor.
Bu nedenledir ki en alttan zirvelere kadar, sık sık depremler yaşanır, her yeni oluşan iktidar ile de bürokratik kadrolar değişir…
Sonra yatırımlar, hizmetler sil baştan yenilenir ya da şekil değiştirip perişan olur.
Geçmişte, devlet memurlarının siyasetle ilgilenmesinin yasaklanması bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak için düşünülse de başarılı olmadı. Serbestlik ise işi çığırından çıkardı.
Siyasi partilerden daha etkili sendikalar, gruplar, oluşumlar türedi.
Halkın temel ihtiyacı olan mal ve hizmetler yerine, kafasına esen kafasına esen işleri yapmaya başladı ki; bu noktada o kapitalizm denen canavar devreye girdi.
Önce maiyeti kadar kontrolünde olanları gizlice parlattı ve siyasetin içine soktu, sonra onlara yine maiyeti bürokratların atamasını yaptırıp çifte kumandalı bir sistemin hasılatını topladı.
Tüm bu ifadelerin dışında kalan hatırı sayılır liyakatli bürokrat ve siyasileri bu değerlendirmelerin elbette dışında tutuyoruz. Ne var ki onların da ne siyasi ömürleri ne de bürokratik kariyerleri kelebek ömrü kadar bile olmuyor.
Geneli bırakıp sadece Karamana baksak bile pek çok örneğini görüyoruz.
Büyük hedefler gösterilip, çok yaldızlı projelerle ortaya atılan ve bugün bomboş olan binalar, hiçbir üretime tabi olmayan her birisi birkaç fabrikaya bedel, gösteriş abidesi, bakım onarım ve personel giderleri ile devletin sırtına kambur yatırımlar… Üç senede beş sefer tadilat geçiren imar ve inşaat projeleri, uzman kadroların tespit edip kesinleşen ama inşaatın başlama aşamasında yeri, güzergâhı değişen yatırımlar…
Haçlı gavurunun masa başında projelendirip uyguladığı bir senaryo tam gaz işlemekte. “Parçala, böl, ayrıştır, kamplaştır ve YÖNET” görüşünde “Ci, cı, cu, ist” takıları ile tamamlanmış onlarca oluşum ile BİZİ bizden alıp, BİZ i yok etme taktiğinde çok başarılı oldular.
Üstelik bu kavramlara dâhil olduğunu iddia edenlerin birbirlerine karşı hasmane, kan davalı bakışlı yaklaşımları…
Demokrasi denen yönetim biçimini, demir leblebi haline çevirmedeki başarıyı “B İ Z” olabilme kabiliyetinde gösteremedik vesselam…
20240704
Yorumlar
Kalan Karakter: