Batı basınında başlığını aşağıya verdiğimiz haber az önce yayınlandı. Diyor ki:
“-Amerika Birleşik Devletleri, gerekli olmayan diplomatik personelin Türkiye'nin güneyinden ayrılmasını emretti.”
Orta Doğu savaşı: NATO Türkiye üzerinde ikinci bir füzeyi düşürdü...”
Televizyonlarda geçen hafta ilk füzenin NATO tarafından düşürülmesi üzerine bunun bir provokasyon olabileceğini ve Türkiye’yi İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin yanında İran’a karşı bir savaşa sürükleme çabası göründüğünü ve hükümetin açıklamalarını da biraz sert bulduğunuzu belirtmiştik.
Benzer bir provokasyonun Azerbaycan için de yapılmış olabileceğini, onların tepkisinin Türkiye’den daha sert olduğunu bu durumlarda aslında “uhuletle ve Suhuletle” ( sessiz ve sakin bir şekilde) davranmanın en geçerli yol olduğunu da söylemiştik.
Daha sonra İran yaptığı açıklamada Türkiye ve Azerbaycan’a İran tarafından bilerek bir füze fırlatılmadığı olayın provokasyon olabileceğini belirtilerek özür dilendi.
 Bugün ikinci bir füzenin daha NATO tarafından hava savunma Sistemleri ile bertaraf edildiği haberleri yayıldı. Tatmin edici bir açıklama olmadığı için şimdilik tahminlerle yetiniyoruz.
Meclisin toplantıya çağrılması, milli Savunma Bakan’ın durum hakkında bilgi vermesi, Dışişleri Bakanı’nın TBMM’nde kapalı oturumda durum değerlendirmesi yapacağı haberleri batı basınında çıkan ve yukarda verdiğimiz haberle birlikte değerlendirildiğinde sanki ülkemizin ve ordumuzun ABD ve İsrail’le beraber komşumuz İran’a bir saldırıya hazırlandığı gibi bir durum ortaya çıkıyor.
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail koalisyonunun Arapların da İran’a karşı bir savaşa girmesini istediğini açık açık söylediklerini de dikkate alırsak sanki bir “oldubitti” ile karşılaşma ihtimalimizin ortaya çıktığı görülüyor.
Şunu bilmeliyiz ki Türkiye’nin doğrudan kendisine bir saldırı yapılmadığı sürece İran’a karşı savaşa girmesi son derece yanlış olur. Bundan en büyük zararı Türkiye görür. Zaman zaman sınır problemleri, kaçakçılık problemleri ve rejim ihracı gibi sorunlar yaşansa da, 1639 Kasrı Şirin antlaşmasından beri hiçbir savaş yaşamadığımız İran’a saldırıyı Türk milleti kabullenmez. Bu komşudaki yangına benzinle koşmakla aynı şeydir.
Türkiye olarak şimdiye kadar yürüttüğümüz itidalli tutumumuzu devam ettirmeli, ateşkes’i sağlayacak ve müzakerelerin yolunu açacak ciddi çabaların içerisinde olmalıyız.
“Ne yapsa yeridir” tavrıyla davrananların yönlendirmesiyle Türkiye’yi çok uzun yıllar uğraştıracak ekonomik, siyasi ve sosyal bakımdan çok büyük sıkıntılara sokacak böyle bir “oldubitti” ye asla fırsat vermemeliyiz.
Bir de milletimize doğruları söylemeliyiz.
Bizden söylemesi…
Yorumlar
Kalan Karakter: