Çoktandır aklımda ama yazmak istemedim. Ama zamanı geldi galiba.
Ülkemizde emeklilerin büyük bölümü ciddi bir geçim sıkıntısı içinde. Bu artık tartışma konusu bile değil; hayatın kendisi bunu her gün yüzümüze vuruyor. Ancak asıl sorun, bu tabloya karşı geliştirilen çözümlerin çoğunun geçici, palyatif ve günü kurtarmaya dönük olması.
Son dönemde yapılan önemli hatalardan biri de şu:
Asgari ücret, en düşük emekli aylığının üzerine çıkınca çözüm olarak sadece en düşük emekli maaşlarının asgari ücret seviyesine yükseltilmesi tercih ediliyor.
İlk bakışta insani bir refleks gibi görünüyor. Kim itiraz edebilir ki en düşük maaşla geçinmeye çalışan emeklinin korunmasına? Ancak meseleye biraz yakından bakınca, bu tercihin emeklilik sisteminde yeni ve derin bir adaletsizlik yarattığı görülüyor.
Yıllarca daha fazla prim ödeyen, daha uzun süre çalışan, maaşından daha çok kesinti yapılan emekliler bu düzenlemeden hiçbir fayda görmedi. Böylece garip bir tablo ortaya çıktı:
Daha az prim ödeyenle, daha çok prim ödeyen neredeyse aynı maaşı alır hâle geldi.
Bu durum sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda adalet duygusunu yaralayan bir mesele. “Ben neden daha fazla prim ödedim?” sorusu emeklilerin zihninde giderek daha yüksek sesle yankılanıyor.
Üstelik bu uygulama, emekliler arasında görünmez bir ayrışma da yaratıyor. En düşük maaş alanlar desteklenirken, orta düzey emekli aylığı alanlar adeta arada bırakılıyor. Ne yardımlardan yararlanabiliyorlar ne de aldıkları maaş gerçek anlamda geçimlerini sağlamaya yetiyor. Sessiz ama derin bir mağduriyet oluşuyor.
İşin bir başka boyutu da geleceği ilgilendiriyor. Çalışanlar bu tabloya bakıp şu sonucu çıkarıyor:
“Nasıl olsa emekli olunca maaş tamamlanıyor.”
Bu düşünce, yüksek prim ödeme isteğini zayıflatıyor, hatta kayıt dışılığı teşvik eden bir zemine dönüşüyor. Uzun vadede ise sosyal güvenlik sisteminin altı yavaş yavaş oyuluyor.
Dahası, bu tür düzenlemeler emeklilik sistemini öngörülemez hâle getiriyor. Kurallar sık değiştikçe emeklilik bir hak olmaktan çıkıyor, siyasi kararlarla şekillenen bir beklentiye dönüşüyor. Bu da hem bugünün emeklilerini hem de yarının emekli adaylarını huzursuz ediyor.
Özetle; yalnızca en düşük emekli maaşlarını artırmak kısa vadede bir rahatlama sağlasa da uzun vadede adaleti bozan, sisteme güveni zedeleyen ve sorunları daha da derinleştiren bir yol açıyor. Eıbette en düşük emekli maaşı rahat yaşayacak kadar artmalı. Ama diğer emekli maaşları da bu artış oranına göre kademeli olarak arttırılmalı.
Emeklilik meselesi, geçici dokunuşlarla değil; prim–maaş dengesini gözeten, adalet duygusunu onaran ve uzun vadeli bir perspektifle ele alınmayı gerektiren bir meseledir. Aksi hâlde bugün alkışlanan çözümler, yarın daha büyük sorunların kaynağı olmaya devam edecektir.
Bizden söylemesi
Yorumlar
Kalan Karakter: