Wonderland Eurasai, Zeyve Pazarı ve Meke Gölü
Reklam
Reklam
Ahmet Tek

Ahmet Tek

Wonderland Eurasai, Zeyve Pazarı ve Meke Gölü

28 Mart 2019 - 15:42

[email protected]

Başlıkta üç mekanın adı yer alıyor. Bunlardan biri Ankara’da, biri Karaman’da, biri de Konya’da. Bu mekanlar birbirlerine çok uzak ve farklı özellikler taşımaktadırlar. Ben buraları kısaca anlatıp ortak noktalarını sonra yazacağım.

Önce uzun bir konuşmanın bir bölümünü okuyalım:

“Bir özentidir gidiyor, kendi dilimizin zenginlikleri varken bu özentilerle hayvanların yarıştırıldığı Avrupa’daki arenaları kalkıp spor salonlarında isim olarak kullanmak pek de kibar değil, şık değil. Bunun üzerinden bazıları bindirecek, bindirsin. Biz doğruları konuşmaya mecburuz.

Ne güzel kıraathanemiz var, burada kitap oku, gazete oku, sohbetle beraber zenginleş. Bildiklerini karşıya sen ver, karşının bildiklerini de sen al. Bunlar yerini, kafeteryalara, kulüplere terketti. Clup; bu benim değil ki, bütün bu tabelaları sökün, bu senin hakkın, en doğal hakkın. Neyi müsaade edersen onu asmak zorunda.”

Bu sözlerin sahibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. Erdoğan, bu konuşmayı 23 Mayıs 2017’de Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen 8. Uluslararası Türk Dil Kurultayı’nda yaptı.

Erdoğan’ın yukarıdaki sözlerinden ‘Biz doğruları konuşmaya mecburuz’ cümlesinden yola çıkarak soruyorum:

Wonderland Eurasai ne demek? Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile aynı arazi içinde yer alan, külliyenin uzantısı gibi duran 1.300 dönümlük bir mekana verilen isim bu. Bu kelimenin neresi bizim? İngilizce bilmeyen telaffuz bile edemez. ‘Tabelaları sökün’ buyruğunun gereğini kim yerine getirecek?

Wonderland Eurasai’nin Türkçe karşılığı Harikalar Diyarı Avrasya’dır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla görevden alınan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek’in 25 yıllık yerel yöneticiliğinden geride bıraktığı ve yapımından önce tartışması başlayan Ankapark projesinin yeni adıdır, Wonderland Eurasai.

Ankara’nın başına dert olacağından korkulan ve yaklaşık 2 milyar lira harcandığı öne sürülen bu park, ani bir kararla henüz tamamlanmadan hizmete açıldı. Yapım aşamasında bir kaç kez gezdiğim parkın, 20 Mart’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan açılışına, Karaman’da olduğum için katılamadım.

Sandıkların kapanma saatine  kadar (31 Mart akşamı) girişlerin ücretsiz olacağı parkı, Ankara’ya döner dönmez, eşim ve iki küçük oğlumla gezdim.

Parkın yapıldığı arazi, Atatürk Orman Çiftliği’ne aittir. Atatürk’ün mirası ne büyükmüş ki, her dönemde bir parçası koparıldığı halde 80 yıldır bitmemiş.  Parka Anadolu Bulvarı güzergahını izleyerek ulaştık. Anadolu Bulvarı’nın mesleki anılarım arasında yeri vardır. Ankara’da ANAP döneminden itibaren yapılacak her işe itiraz eden, basından destek gören, mahkemelerde yürütmeyi durdurma kararları aldıran kuruluşlar vardı ve bunların başında Mimarlar ve Şehir Plancıları odaları gelirdi. Bu odaların adı geçtiğinde ‘Yalancı Çoban’ masalını anımsarım. Her gün ‘Kurt var!’ diye bağırıp köylüyü boş yere telaşlandıran ve nihayet gerçekten kurt geldiğinde doğru olduğuna kimsenin inanmayıp yalnız kalan ve sürüsünü telef eden çobanın masalı...Burası içinde ‘Kurt var!’ diye bağırdılar. Kimseyi inandıramadılar ve “zemin uygun değildir” iddialarına rağmen park hizmete girdi. Mimarlar ve Şehir Plancıları odaları Anadolu Bulvarı’nın yapımına da karşı çıkmış, bununla ilgili haberi ben yazmıştım. 30 yıla yaklaştı, sık kullandığım ve Ankara’nın can damarı olan bu yoldan her geçişte kulaklarını çınlatırım!

Anadolu Bulvarı’nın İstanbul yoluna dönüşünde yol boyu yüzlerce araç park etmiş vaziyette, yaşlılar çoğunluk olmak üzere banliyo treninden inen yüzlerce kişi Wonderland Eurasai’ye girmek için uzun bir mesafeyi yürüyor. Park alanına yönlendirme yok, otopark olduğuna dair elektronik akış panoları yok, görevli yok. Oysa, henüz bitmemiş olsa da 6.800 araç kapasiteli otopark mevcut. Belli ki işletmeyi kiralayan firma hazırlıksız yakalanmış.

Araç ve ziyaretçi ücret gişeleri henüz faal değil. Yapı hazır, cihazlar konulmamış. Ana giriş kapısı olan çakma Mevlana Türbesi’nin önüne varıncaya kadar yüzlerce seyyar satıcı; simitçi, tatlıcı, köfteci, cevizci, hurmacı, baloncu, şucu, bucu’dan geçilmiyor. Çakma türbeye kadar her yer çöp. Biz geçerken köfteci doğradığı soğanların kabuklarını ve çürük kısımlarını 20 metreden ağaçların altına savuruyordu. Seyyar satıcıların ortak sloganı, otobanlardaki son istasyon tabelası gibi:

‘İçeride satış yok, bizden almadan devam etmeyin.’ Yalan söylediklerini içeriye girince anlıyorsunuz. Ankara Çayı çiftlik arazisinden geçer, Yenikent’e kadar gider. Mevsim itibariyle debisi yüksekti ve gürül gürül akıyordu. İki yaşındaki oğlum Hasan Sadi, çayın üzerinden geçerken, ‘İğrenç kokuyor’ diyerek, parmaklarıyla minik burnunu sıka sıka kaçtı. Kokar Porsuk yıllar önce kurtarıldı, Eskişehir’e hayat verdi. Ankara Çayı kokmaya devam ediyor. Oysa ne vaatlere kaynaklık etmişti.

Ankara bir vaatler başkentidir, bu sözümü de unutmayın.

Çakma Mevlana Türbesi’nin önü, otopark tarafından ve Demetevler, Çamlıca, İstanbul Yolu’ndan gelen ziyaretçilerle yoğunluk kazanıyor. Mevlana Kapısı görkemli, güzel, güvenlikli, kontrollü geçitleri olan bir giriş olarak düzenlenmiş. Mevlana’nın, Mesnevi’deki ‘Kim olursan ol, gel’ diye başlayan çağrısını hatırladım. İ. Melih Gökçek veya parkı projelendiren ekip, Mevlana’nın bu sözünden esinlenmiş olmalı ki, girişe çakma Mevlana Türbesi kondurulmuş. Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı kestirir misali, eğlence diyarına “Gel” çağrısının yapıldığı mekanın kapısından giriliyor. Semazenlerle ney ve kudüm efekti unutulmuş. Bunu da koydular mı tamam. Malum, günümüzün muhafazakarlığı bu tür kalıplarla görünür oldu. Günümüzün sosyal medya tutkunları içerikten habersiz, güzel olduğuna kanaat getirdikleri her özlü sözü takipçileriyle paylaşıyor ya, giriş kapıları buna benzemiş. “Bakara-Makara’yı” unutmuş olamazsınız.

Girişteki işyerleri, iki oyuncakçı dışında, henüz kiralanmamış. Kapıda biri robot diğeri dinozor kıyafeti giymiş iki çağdaş meddah çocuklarla fotoğraf çektiriyor. Geniş bir meydanda bir havuzun objeleri olarak Ankara kedileri kullanılmış. Parkın en çok hoşuma giden yeri burası oldu. Ankara kedilerinden oluşmuş bir orkestra. Ses yok, sadece görüntü. Kediler cam elyafından yapılmış olmalı. Her yere pankart asılmış:

“23 Nisan’da açılacaktır.”

Madem öyle, 20 Mart’taki açılış ne ola?

Her yer dinozor, dev dinozorlar. Herkes dinozorlarla fotoğraf çektiriyor. Hafta içi olmasına rağmen çok kalabalıktı. Çocuklar hariç, kalabalıkta elinde sigara olmayan neredeyse yoktu. Oysa sigara içilmemesi için sık sık anonslar yapılıyordu. İlk günlerin hengamesidir, paralı sisteme geçilsin, sigaracılara da izin verilmez.

Her belediye başkanı gibi, İ. Melih Gökçek diğerlerine göre çok abartılı olmak üzere, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait ne varsa, demirbaş eşya numarası yapıştırılmış resmî dairelerdeki malzemeler misali, onların üzerine, sağına, soluna, önüne arkasına, hangi yönden daha iyi gözükecekse oraya ‘İ. Melih Gökçek’ yazılı tabela koydururdu.

Gökçek’in gidiş sebeplerinden biri olduğu iddia edilen parkta adını taşıyan bir tek tabela yoktu. Gerçi, yerine atanan Mustafa Tuna, Ankara’daki Gökçek tabelalarını 4-5 ayda zor toplatmıştı. Bunu bilmeme rağmen, bir yerlerde Gökçek’in adı var mıdır, diye arandım. Dinozorların kuyruklarına, boyunlarına, geniş ağızlarının içine, iri kemiklerine dikkat kesildim ama Gökçek’in adını göremedim.

Atatürk Orman Çiftliği’ne ait 1 milyon 300 bin metrekarelik alanda kurulan, yaklaşık 2 milyar lira harcanan, yılda 5 milyon kişinin ziyaret etmesi beklenen Wonderland Eurasai’nin yanısıra içerideki bölümlerin tamamının adı da yabancı sözcüklerden seçilmiş.

Esprili bir arkadaşım vardı, arada bir ziyaretime gelirdi. O yıllarda işyerim, şimdi park alanında kalan Hayvanat Bahçesi’nin karşısındaydı. Arkadaşım çok oturmaz, çayını bitirir bitirmez kalkardı. Bir gün ziyaretime geldiğinde, yanımda staj yapan ve sonra iyi bir gazeteci olan bir kadın meslektaşım vardı. Arkadaşım, nasılsın soruma, ‘İyiyim, itfaiyeci merdiveni gibi uzun bir merdiven yaptırdım. Haftanın bir günü Hayvanat Bahçesine gidiyorum, zürafaların dişlerini fırçalıyorum. İyi para kazanıyorum’ yanıtını verdi.

Arkadaşım ayrıldıktan sonra stajyerim heyecanla, ‘Ahmet Bey, arkadaşınızla görüşseniz, zürafaların dişlerini fırçalarken fotoğrafını çekip haber yapmak istiyorum’ dedi.

Arkadaşımın esprisini ciddi zannetmiş, gazeteci heyecanı baskın gelmişti. Zürafaların dişlerinin fırçalanmasının şaka olduğunu söyleyince, hayal kırıklığı yaşamıştı.

Arkadaşımın uzun bir merdiveni hiç olmadı. Ama uzun merdivene sahip bir kuruluş, Ankara’nın seçim telaşıyla açılan parkına gitse, o tabelaları indirse iyi olmaz mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti:

“Bütün bu tabelaları sökün, bu senin hakkın, en doğal hakkın. Neyi müsaade edersen onu asmak zorunda.”

Bu kez hayal kırıklığı yaşamak sırası bende. Parkın tamamı açıldıktan sonra yeniden gelmek ve daha sakin ortamda dolaşma niyetiyle hayal kırıklığımı da yanımda taşıyarak parktan ayrılıyoruz.

Zeyve Pazarı bir sonraki yazımda.

Bu yazı 6028 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum