Reklam
Reklam
Ahmet Tek

Ahmet Tek

Omar Ağa

07 Mart 2019 - 15:32

[email protected]

   Anadolu’nun çoğu yerinde, Karaman’da olduğu gibi, Ömer’e Omar denir.

   Bizim de üniversite döneminde bir Omar Ağamız vardı. Bir dönem Ankara Bahçelievler’de ev arkadaşlığımız da oldu. Hacettepe’yi bitirdi, akademik kariyer yaptı. Selçuk Üniversitesi’nde dekanlık görevinde bulundu. Psikoloji biliminin yetkin profesörlerinden biri olan sevgili dostum Ömer Üre benim için bugün de Omar Ağa’dır. Benim ‘İyi Adamlar Sözlüğüm’de yer alan değerli dostlarımdandır.

    Bu yazıda anlatacağım Omar Ağa, arkadaşım olanı değil, bir başkası. Yıllardır bizimle ama bizden değil, bir Japon. Hem Japon hem Omar Ağa.

    Omar Ağa’nın çok ilginç bir hayat öyküsü var. Orhan Pamuk’un “Bir kitap okudum, hayatım değişti” cümlesiyle başlayan romanı Yeni Hayat’ın kahramanı gibi.

   Liseye başladığı yıllarda Hititlerle ilgili okuduğu kitapla Türkiye sevdasına kapılan bir Japon.

   Önce bir sorum olacak; Karaman’da 34 yıldır görevini sürdüren bir yönetici var mıdır?

   Okul müdürü, müftü, başhekim, tapu müdürü, fabrika CEO’su, Kızılay, Yeşilay gibi her hangi bir sivil toplum kuruluşlarının başında, aralıksız, 34 yıldır görevini devam ettiren bir kişi var mıdır? Peki Türkiye’nin her hangi bir yerinde böyle biri var mıdır?

   Varsa, o kişinin elini öpmek isterim. İzni olursa öyküsünü yazarım.

   Keşke olsa...

   Bizde görevler, özellikle sorumluluk mevkiindeki makamlara layık görülen kişiler yaprak gibidir; mevsimsiz dökülen türünden.

   Her siyasi esinti (İktidar değişikliğinin yanı sıra, aynı iktidarın dönemsel erk hali bile) makamlarda kasırga etkisi yaratır. Kasırga eserse hangi yaprak yerinde kalır?

   Kaman’ın, (Karaman değil) Çağırkan beldesinde bir Japon bahçesi vardır. Japonya dışında bulunan en büyük Japon bahçesi olduğu öne sürülür. (Gazeteci olarak bu sıfatı hiç kullanmadım. Kullanan meslektaşlarımın da yüzde 99’unun hata yaptığını biliyorum. Malum, ne yaparsak ya Ortadoğu’nun ya Avrupa’nın en büyüğüdür. Olmasa da sakıncası yok, gururumuzun okşanması yeter. Sağ iktidarların diline dünya genelinde yapışan bir yalandır, ‘en büyüğü’ nitelemesi.

   İstanbul, Ankara, İzmir gibi mega kentler dururken, gözlerden ırak, Kırşehir’in kırsalında Japon bahçesi ilginç değil mi?

   Japon Sachihiro Omura ülkesinde arkeoloji okudu. Ankara’ya 1972’de geldi ve ünlü arkeolog Prof. Dr. Tahsin Özgüç’ün öğrencisi oldu. Sachihiro Omura Elazığ’da kazılara katıldı, çeşitli bölgelerde çalıştı, 1985 yılında Kaman yakınlarındaki Kalehöyük kazılarının yüzeysel çalışmalarını başlattı.

   Omura’nın Türkiye’ye geliş öyküsü bir filmin konusu olacak denli renkli ve heyecanlıdır. Ben filmi Kaman’dan başlatmak ve bazı karelerini vermekle yetineceğim. Omura, 34 yıl önce Kaman Kalehöyük’e geldiğinde yanında meslektaşı olan eşi Masako Omura da vardı.

Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Şeref Başkanı Altes Prens Takahito Mikasa, arkeolojik kazıya ilk kazmayı 31 Mayıs 1986’da vurdu. Kazıları Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi üstlendi. Rahmetli Turgut Özal Başbakan’dı ve Prens Mikasa’yı ağırladı. (Özal, Japon kalkınma modeline ve Japonların çalışma tarzlarına hayrandı. Japonya ile ilişkilere çok önem verirdi. Bununla birlikte ABD ile bağları sıklaştırdı.)

O gün Prens Mikasa, Kalehöyük’te dostluk nişanesi olarak Özal’a bir çam fidanı hediye etti. Özal da Japon konuğuna aynı şekilde karşılık verdi. Kazılar sonraki yıllarda da devam etti. Kazı alanında kullanılacak fırçalar başta olmak üzere her malzeme kutularla Japonya’dan getirildi. Malzemeler Japonya’dandı ama işçiler bölge sakinlerinden seçilmişti. İşçiler Kazı Başkanı Omura’nın disiplinine bir süre alışamadılar. Omura kazı alanından ayrılmadığı gibi adeta işçilerin başında nöbet tutuyordu. Omura adı Türk işçilerin ağzında şekil değiştirdi, Omar Ağa oldu.

İlk kez bir arkeolojik kazıda çalışmaya başlayan işçiler, “Bir iki ay sonra Omar Ağa da bize ayak uydurur. Bu disiplinden eser kalmaz” geyiğini sürdürdüler.

Omura’nın ismi değişti lakin Japon disiplininden asla taviz yoktu. İşe geliş saatleri, çalışma temposu, iş ciddiyeti aynı kaldı. Değişen Japon arkeolog değil, işçilerdi. Omura’nın planlı, programlı ve ciddiyetle sürdürdüğü kazı alanındaki çalışmalara Japon titizliği hakim oldu.

   Bugün o disiplinli çalışmanın ürünü olan beş bin buluntu müzede sergileniyor. 30’dan fazla işçi emekli  olmuş durumda ve hala onlarca işçi kazı alanındaki gayretli çalışmaları ile ailesini geçindiriyor. Kazılarda çalışıp emekli olanların bazılarının çocukları bugün babalarının işini yapıyor.

     Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Kalehöyük’teki kazılara ilk kazmanın vurulduğu 1986’dan yedi yıl sonra 1993’de bölge sakinlerine rekreasyon alanı yaratmak amacıyla bir Japon bahçesi yaptırmaya karar verir. Prens Mikasa, bu nedenle Türkiye’ye gelecektir. Turgut Özal ise artık Başbakan değil Cumhurbaşkanıdır.

    Omura, Japon Prens’in Özal’a sunduğu dostluk çamını merak eder. Özal’ın Mikasa’ya hediyesi olan fidanı kendisi ekmiş, bakımını yapmış, korumuştur. Özal’ın hediye ettiği fidan 7 yıl sonra büyük bir ağaç olmuştur.

    Prens, Özal’a hediye ettiği ağacı görmek isteyebilir, ağaçla ilgili soru sorabilir. Prens, armağan ettiği ağacın akıbetini elbette merak edecektir. Bu nedenle Omura uzun araştırma ve soruşturmalar sonucu, Özal’a verilen çamın elden ele geçerek Çağırkan İlkokulu’nun bahçesine dikildiğini tespit eder. Okula gider, ama bahçede ağaç yoktur. O yıllarda okul müdürü olan kişiye sorar:

“Japon Prensi sizin Cumhurbaşkanınıza, Başbakanlığı döneminde dostluk ağacı hediye etmişti. Bu okulun bahçesine dikilmiş ama ben bahçede ağaç göremedim.”

Müdür, “Ağacı eşek kemirdi” yanıtını verince Omar Ağa’nın bu cevabı aklı almaz.

“Nasıl olur? O ağaç dostluk ağacıydı. Prens Başbakan’a sunmuştu.” diye tepki gösterir. Müdür, “Omar Ağa, ottan çöpten dostluk mu olur?” diyerek Omura’yı iyice şaşırtır. Omura, dostluğun nasıl olacağını sorar. Müdürde bilgi de çoktur yanıt da:

“Okulumuzda eksik malzeme çok. Onları alırsanız dostluk olur” şeklindedir.

Omura, dostluk ağacını eşeğin kemirdiği okulun müdürünün kendisine verdiği ihtiyaç listesini temin eder, bir kamyona yüklediği malzemeleri müdüre teslim eder. Prens Mikasa’nın Türkiye’ye gelmesine bir kaç gün kalmıştır. Omura, malzemelerle yüzü gülen müdüre sorar; ‘Şimdi dost muyuz?’

Yanıt, ‘Evet’ olur.

Omura tekrar sorar; ‘Dostuz, peki dostluk ağacımız nerde?’

Prens Mikasa Türkiye’ye geldi. Yine Özal karşıladı. Omura’ya dostluk ağacını sordu mu bilmiyorum. Bu olayı çalıştığım gazeteye yazdım. Dışişleri Bakanlığı’nda heyecan oluştu. Daha sonra dostluk ağacı okul müdürünün başında patladı. Görevden alındığını, başka yere tayin edildiğini duydum. Başka ne olabilirdi ki. Üstelik okul müdürü herkes adına cevabı Omar Ağa’ya vermemiş miydi; Ottan, çöpten dostluk mu olurdu. Biz dostluğu kendi bakış açımızla ve dönemine göre tarif etmeyi öğrenmiştik.

İşte Kaman’da Prens Mikasanomiya Anı Bahçesi adıyla kurulan ve bugün binlerce kişinin ziyaret ettiği Japon bahçesinin ilk günlerinden bir anı.

Bir sonraki yazıda, arkeolog Omura’yı biraz daha yakından tanıtacağım. Japon bahçesinin özelliklerinden de kısaca bahsedeceğim yazıda ‘Ak Parti’de benim özgül ağırlığım var’ sözüyle kendi kendine paye veren Bülent Arınç’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olduğu dönemde çıktığı Japonya gezisiyle harmanlanmış bir öykü okuyacaksınız.

Bu yazı 2603 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum