Kıbrıs Anısı
Reklam
Reklam
Abdurrahman Sağkaya

Abdurrahman Sağkaya

Abdurrahman Sağkaya

Kıbrıs Anısı

24 Ekim 2020 - 17:47

1963: 1963’ün son ayları, şiddetli bir kış var. Kıbrıs’ta her gün Türkler katlediliyor. Bütün Türkiye infial içinde. Hükümet katliamı durdurmak için Kıbrıs’a çıkarma yapma kararında; asker güneye Mersin taraflarına yığınak yapıyor. Büyük bir askeri hareketlilik var. Askeri cemseler konvoylar halinde Karaman’dan Mersin’e doğru hareket halindeler...
Buraya kadar her şey normal; ancak ortada bir facia var… Askeri Cemseler Karaman’ın içinden geçerek Mut’a doğru gidiyorlar. Cemseler çok eski; kapıları yok. Aralık ayının ayazında kapısı olmayan cemselerde oturan iki askerin durumunu hayal edebiliyor musunuz?.. Askerler soğuktan kararmış bir vaziyetteler... Gelirken birkaç askerin donduğu ve Konya’da hastaneye yatırıldığı anlatıldı.  Bütün Karaman  hareket halinde… Battaniye getirenler, yorgan getirenler cemselerde şoförlük yapan askerlerimizin dizlerinin üzerine örtüyor; onların ısınmasını sağlamaya çalışıyor, ama nafile… Soğuk çok şiddetli… Caddeler bayram yeri gibi, bütün Karaman caddelere çıkmış askerlerimizle kucaklaşanlar… Ağlaşanlar… Onlara bir yardımda bulunmak için çabalayanlar… Onlara gıpta ile bakanlar… Gıpta ile bakıyorlar; çünkü Rum mezalimine herkes öfkeli… Ben de dahil olmak üzere her halükarda o askerlerin yerinde olmaya çok şey verirdik... İnfialimiz çok büyüktü… Her gün haberleri dinledikçe bir öfke nöbetine kapılıyor, bu zalim Rumlara hadlerini bildirmede görev almak istiyorduk…
Karaman hoparlörleri bütün fırınların ve lokantaların askerlerimize çalışacağını anons ediyor. Herkes evinde ne varsa çekip getiriyor; askerlerini besleme telaşı içinde. Bir yandan da askerler için para topluyor, onların cebine paraları koyuyorlar. Bir yaşlı para topluyor, ben de bir miktar para koydum. Bu esnada bir manzara beni yıllarca hem hüzüne hem de sevince boğdu: On yaşlarında küçük bir kız çocuğu, bir yavrucuk. Fakir olduğu giyiminden belli; ayaklarında çorap yok arkası yırtık kara lastik var; ayakları soğuktan siyahlaşmış. Fistan olarak üzerinde çok ince bir elbise var. Para toplayan yaşlı adamın yanına yaklaştı cebinde arayarak bulduğu 5 kuruşu mendilin üzerine koydu ve sevinçle koşarak uzaklaştı… Bu manzara gözümün önüne geldikçe hala gözlerim yaşarır. Üzüntüm; niçin bu sefalet?.. Biz niçin bu kadar geri kaldık?.. Düşün… Düşün… Bir çıkış yolu bulamamanın öfkesi içindeyim. Sevincim; Türk Milleti olarak asaletimiz… Gerçekten de biz çok asil bir milletiz…
Herkes askerlerimize bir şeyler vererek, onları yüksek bir moralle uğurlamanın gayreti içindeydi. Ancak manzara çok kötüydü. Askeri şoförler çok acemiydiler. Bazıları arabaları kaldıramıyor, arkalarından iteliyorduk. Bazıları buzlu yollarda cemseleri kaydırıyor, yolun dışına çıkarıyordu; hep birlikte kayan cemseleri yola tekrar sokuyorduk… Bir cemseyi hareket ettiremiyorlar. İteliyoruz olmuyor, tamirciler motora bakıyor bir şey bulamıyor… Cemse yolun ortasında kaldı. Herkes cemsenin bir yerini oynuyor, karıştırıyor arızayı bulmaya çalışıyor; ama nafile… Hiçbir bulgu yok… Nihayet bir ustanın aklına geliyor, “Belki yakıtı yoktur, biraz yakıt takviyesi yapalım…” Diyor. Evet, yakıt dökünce cemse çalışıyor; göstergesi ya yok, ya da bozukmuş… Rezalet diz boyu…
Neticede konvoy bitti, herkes evine çekildi. Saat 22.00 sıralarında belediye hoparlörleri tekrar anonsa başladı, “Dikkat! Dikkat! Askerlerimiz Sertavul geçidini aşamamışlar, şoförlük bilenler pancar dairesinin önünde toplansın…” Karamanda tekrar bir hareketlilik başladı. Bütün otobüsler ve kamyonlar pancar dairesinin önüne toplandı; şoförlük bilenler atladığı gibi son hızla Mehmetçiklerimizin yardımına koştu. Kafile kafile şoför Sertavula doğru yol aldı…  Pancar dairesinin önü ana baba günü gibiydi. Her kafadan bir ses çıkıyor, ”Sadece şoförler değil, biz de gitmeliydik. Kayan cemseleri ellerimizle yola sokardık…”Bir başka ses, “Giden şoförlerimiz çok iyi şoför. Sertavul’u iyi bilirler, onlar bu işi başarır, orada kalabalık yapmaya gerek yok…” Bir başkası,” Olsun kardeşim, biz de gidelim, ne zararı olur. Belki askerlerimizin bize ihtiyacı olur…” Herkes heyecan içinde bir şeyler söylüyor… Söylüyor… Söylüyordu… Kimse askerlerimizin zora düşmesini istemiyor, merak içinde neticeyi bekliyordu.
Aradan birkaç saat geçtikten sonra Pancar dairesinin önünde heyecan içinde bekleyen kalabalık mutlu haberi aldı ve herkesin hüznü sevince dönüştü; bir sevinç yumağı ortalığı sardı... Yardıma giden şoförlerimiz cemseleri Sertavul geçidinden kurtarmayı başarmış, askerlerimiz Mut yoluna doğru ilerlemeye devam etmişlerdi… Biz böyle bir milletiz, yoklukta bile harikalar yaratırız. Ülkemizi bu günlere taşıyanlara selam olsun. Şu anda çok güçlü ve birlik içinde bir Türkiye'de yaşıyoruz. Nereden nereye!..

Bu yazı 1267 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum