Kuyruklu Yazı
Reklam
Reklam
Reklam
Ahmet Tek

Ahmet Tek

Kuyruklu Yazı

26 Şubat 2019 - 15:14

Ahmet TEK

[email protected]

   Bizim kuşak kuyruğu ‘kuyruğundan yakalamış’ bir kuşaktır. Akaryakıt, tüp ve sigara kuyrukları 1980’lerin karanlık günlerine doğru yuvarlanan ülkenin çekeceği acıların ayak sesleri olmuştur.

    Her kuyruk bir sıkıntının, bir yokluğun, bir ihtiyacın giderilmesine yönelik ‘medeni’ bir yöntemdir. Medeni kelimesini bilinçli tercih ettim. Kuyruk oluşturulamayan durumlarda en iyi ihtimalle kargaşa, daha kötü durumlarda yağma ortaya çıkar. Gişelerin önündeki bekleyişlerin hepsi kuyruk yöntemiyle düzenlenir.  Büyükşehirde yaşayan bireyin kuyruksuz günü geçmez. Toplu ulaşımı kullanmak için kuyruğa girmek zorundadır, ATM cihazı önlerinde, hastanelerde, sinemalarda, resmî işlemler için başvurulan her yerde, süper ve hiper market çıkışlarında, ürün bedellerini ödemek için kuyruk vardır. Ramazanlarda dağıtılan yardımlardan almak için birbirini ezen insanların görüntülerini gözlerinizin önüne getirin. Her yıl tv ekranlarında yardım dağıtımı sırasındaki keşmekeşlik ve yaşanan kargaşayı izleriz.

Beklemek, birilerinin arkasında durmak bireye psikolojik olarak gerginlik verir.

Bazı şehirlerde, piyasa ortalamasının altında bir fiyatla tüketiciye sebze ve meyve satmak için başlatılan tanzim satışlarıyla gündeme gelen ve son ayın en çok kullanılan kelimesi ‘kuyruk’ ile ilgili iki anımı paylaşmak istiyorum.

    Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehdi Eker’in Tarım Bakanı olduğu 2008’de pirinç sıkıntısı doğdu. TMO, piyasada kilogramı 5 liranın üzerine çıkan pirinci 2 liradan satmaya başlayınca, uzun kuyruklar oluştu. Gazete ve tv haber kanallarında kuyruk haberleri yoğunluk kazandı. Ancak bu durum, hükümetin bir zafiyeti olarak algılanmış olmalı ki, Bakan Bey, çalıştığım ajansın genel müdürünü arayıp, kuyruk haberlerinden rahatsızlığını belirtmiş. Haberlerimizde abartı yok, yorum yok, ucuz pirinç almak isteyenlerin oluşturduğu uzun kuyrukların fotoğrafı ve kısa bir haber metni vardır.

Genel Müdür bu durumu haber masasında birim müdürleri ile paylaştı, kuyruk haberlerinde daha uygun dil kullanılmasını önerdi.

Yalan, düzmece ve abartılı haberlerin asla yapılmadığı kurumumuzun haber müdürleri tepkilerini belirtiler. O dönem haberlerden de sorumlu genel müdür yardımcısıyım. Masanın havasını dağıtmak için söz aldım ve “Arkadaşlar, yine haberlerimizi yapacağız. Ama haberlerde kuyruk kelimesini kullanmayacağız. Bunun yerine, ‘birbirlerinin arkasına geçerek sıra oluşturan vatandaşlar” ifadesini kullanalım” dedim. Esprim üzerine haber masasında yüzler güldü, ortam yumuşadı.

    Kuyruk kelimesini elbette yine kullandık. Hiç bir zaman kuyruk kelimesi yerine ‘Birbirlerinin arkasına geçerek sıra oluşturan vatandaşlar’ ifadesini kullanmadık.

    Bugün ‘varlık kuyruğu’ nitelemesi ile kuyruklara olumlu bakış açısı getirilmesi çabasını görünce, ‘Dönemin ruhu, kelimelere, kavramlara yön vermekten geri kalmamıştır’ diye düşündüm. Dün rahatsızlık veren kuyruk kelimesi, bugün seçim atmosferi ile can simitlerinden birine dönüştü.

   Kuyruk ihtiyaç, yokluk ve şartların sonucudur ve 20. Yüzyıl’dan 21. Yüzyıl’a miras kalmıştır. Kuyruk, kentleşmenin, tüketimin ve ihtiyaçların ortak çocuğudur. Yeni bir yöntem bulununcaya kadar da her birimiz bir yerlerde kuyruğa girmeye devam edeceğiz.

    Daha yakın zamanda pancarını teslim etmek için alım merkezleri önünde uzun kuyruklar oluşturan çiftçileri hatırlatmak isterim.

   Dilimizde kuyruk kelimesinin kullanımı da çok çeşitlidir. Kuyruk kelimesinden türemiş deyimler ve atasözlerimizden bir bölümü şunlar:

                      Yağlı kuyruk

                      Kuyruk acısı

                      Kuyruk sallamak

                      Kuyruğu dikmek

                      Kuyruğuna basmak

                      Kuyruğunu kısmak

                      Kuyruğu dik tutmak

                      Kuyruklu yalan

                      Kuyruğu titretmek

                      Kuyruğundan ayrılmamak

                      Kuyruğuna teneke bağlamak

                      Kuyruk olmak

                      Fare deliğine sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış

                      Uyuyan yılanın kuyruğuna basılmaz

                      Kuyrukları birbirine değmemek

       İkinci kuyruk öyküm, Çanakkale’deki tahta atla ilgili ve bir sonraki yazımda inşallah.

Bu yazı 4775 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Abidin GEZER
    4 ay önce
    Sn. Ahmet TEK bey, yazılarınızı severek okuyor, 52 yaşında bir karamanlı olarak memleketimiz konusunda bilmediğimiz bir çok şeyleri sayenizde öğreniyorum. Benim acizane sizden isteğim memleketimizin değeri Yunus Emre konusunda bir şeyler yapabilmemiz. Malumlarınız olduğu üzere Eskişehir le hiç alakası olmadığı halde bu ilimiz tarafından sahiplenilmiştir. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığının yayınları arasında yer a*** YAYIN NO:32 387 Numaralı Muhasebe-i vilayet-i Karaman ve Rum Defteri (937-1530) Kanuni Sultan Süleyman devrine ait LARENDE (KARAMAN) kayıtlarında hem babası İsmail Hacının hem de Yunus Emre nin isimleri geçmektedir. Sizin bir araştırmacı gazeteci olmanız ve Ankara da bulunmanız dolayısıyla bu konuyla alakalı bir araştırma yaparak, gerekli belgeleri ortaya koyarak her yıl mayıs ayında anma yerine Karamanlı olduğunu tescil ettirsek daha iyi olur diye düşünüyorum.
  • vatandaş
    4 ay önce
    kuyruksuz bir uçurtma nasıl uçmaz sa dünya nüfusunun artığı kalabalık şehirlerde de kuyruksuz bir yaşam imkansız ,yazıda belirtildiği gibi kargaşa olmasında kuyruğa razıyız ancak sadece kuyruklarda da hakkını arayan bir toplumda olmayalım.