Çocukluğumda av/avcı dendiğinde ilk onun adı akla gelirdi, Saçıkara Köyünün/aşiretinin "avcılarının piri idi" desek yeridir. Omuzunda -namlusu aşağı gelecek şekilde asılmış olan- çiftesi ve yanında av köpeği ile gidişi hâlâ gözümün önündedir.
Benim hatırladığım, avcıların en eskilerinden ( yaşlılarından) birisiydi, ilk akla gelendi. En yakın av arkadaşı akrabamız olan Telli emmi idi. Birbirlerine çok ağır şakalar yaptıklarını büyüklerimizden dinlerdik. Diğer av arkadaşları, İbrahim amcam, Akkulak Nasuh idi. O kuşak avcıların hepsini hatırlamıyorum. Bir sonraki kuşak avcılarının hepsini tanıyorum. Hatta kimisiyle dağ avına ( tavşan, keklik), kimisiyle göl avına ( ördek, kaz) gitmişliğim vardır. Kimdi bu avcılar? İdris'in Hüseyin, Pirci Mustafa, Âşık Kara Ali (babam), Hasan ve Veli amcalarım, Büyük Ökkeş, Küçük Ökkeş, Yanar, Koca Hasan'ın Mehmet, Himmet Bekir'in Hacı, Kurukulak'ın Mehmet Ağa, Hasan dayım ( Karasanoğlu) vb. Bu saydığım avcılardan şimdi hayatta olmayanlara sonsuz rahmet diliyorum.
O yıllarda dağ avına traktörle toplu olarak gidilirdi. Büyükoba Köyünün ardındaki (Hursunju tarafı) dağa sezonun ilk avına( Ağustos, Eylül) gidildiğinde, Deveci Musa ilk kekliği vurunca, tüfeğini yere bırakır ve" Hey gidinin efesi" diye başlayan bir türkü tutturur ve zeybek oyunu oynarmış.
Bir gün ava gidince, tüfeği boşandırmış ve kendisini vurmuş rahmetli. Dedem ( Karabacak Al Bey), geçmiş olsun ziyaretine gidince ben de peşine takılmıştım. Dayı dedi (dedeme dayı derdi) , bu kara kız ( tüfeği kadtediyor) yok mu ya çok fena, ( kalçasını göstererek), bir tarafımı aldı da atıverdi. Tüfekle yaralanan kalçasının arka tarafında pamuk basılı idi. O halde kendisiyle dalga geçiyordu. Çok şakacı bir insandı.
Bizim oralarda Avcılar avda uğur- uğursuzluk meselesini çok önemserler. Bir avcı art arda üç beş defa av vuramazsa avsun ( efsun, büyü) yaptırırdı. Avcılıkta bazı şeyleri uğursuz sayarlardı.
Köyden çok nazarı değdiğine inanılan birisini ( M.İ.) ava giderken görürse av vuramazmış rahmetli. Bir gün ava giderken, köyün çıkışında o adamı görmüş. Adam " Musa nereye gidyorsun? " demiş. Onunla karşılaştığı için öfkeli olan Deveci Musa" omuzumda tüfek, yanımda köpek İstanbul'a gezmeye gidecek değilim ya ( okkalı bir küfür patlatmış) ava gidiyorum" demiş geri evine dönmüş.
Gençliğini daha çok Ege ( Aydın, Denizli) ve Akdeniz ( Antalya) bölgesinde (kış aylarında) geçiren Deveci Musa, yazları da Ananas Dağı ve Sultan dağlarında geçirmiştir.
Efelik ve pehlivanlık yapmışlığı ve mahpushanede yatmışlığı da vardır. Gençliğinde çok acı bir kuvveti olduğu söylenir. Hatta bir defasında rakibinin kaburgalarına doğru el attığında parmaklarının, adamın derisini deldiği ve ciğerine saplandığı, rakibinin öldüğü anlatılırdı. Bunun üzerine hapishaneye düşünce kendisine bir iğne yapıldığı ve bunun üzerine eski kuvvetini kaybettiği söylenirdi. Bir başka söylenti de onun geride altı ceset bırakarak Saçıkara'ya geldiği idi.
Karabacaklıların "Güccüklü" kolundan olan Deveci Musa'nın yaşlılık yıllarını hatırlıyorum. (Evi bizim evimize yakın bir yerdeydi). Ancak tertibim/ devrem, Kaynakçı Halil ( torunu) den aldığım, renklendirilmiş bir gençlik fotoğrafını aşağıya koydum.
1973 yılında Saçıkara'dan göç ederek Aydın'ın Koçarlı ilçesine bağlı Bıyıklı Kadabasına yerleşti. Evlatları ( büyükten küçüğe doğru); Elif, Mustan, İbrahim, Paşa (Ahmet), Emine, Ayşe ve Osman'dır.
Kendisi hakkında anlatılan çeşitli anektod ve anıların bir kısmını burada istesem de yazamam.
1989 yılında dünyaya veda eden Deveci Musa amcamızın av anıları hâlâ dilden dile dolaşmaktadır. Kendisine sonsuz rahmet dilerim.
Yorumlar
Kalan Karakter: