Sarı Sar Beni, Kırmızı Al Beni
Reklam
Reklam
Yunus Turan

Yunus Turan

Sarı Sar Beni, Kırmızı Al Beni

30 Nisan 2020 - 13:40

Mekke-i Mükerreme'de, Sevgili Peygamber efendimizle birlikte, kanlı gözyaşlarımızla, sizlere dua ederekten...

* * *

Muammer abi bizim kapı karşı komşumuzdu. Onu bizden daha iyi tanıyan biri daha var mıdır bilmiyorum.

Benim çocukluğum, gençliğim Muammer abi ile geçti.

O kadar çok anımız var ki! Onu yazamayacağım korkusuyla uzun zamandır yazıp yazmama konusunda tereddüt ettim. Bir de haliyle uzun yazılar okunmuyor. Kısa da anlatamam. Çünkü Muammer abi Karaman’ımızın önemli bir değeri... Hakkında bir kitap yazılır ama en kısa haliyle yazmaya çalışacağım.

Uzun okumayı sevenler, Muammer abinin bilinmeyenlerini tanımak isteyenler için yazdım...

* * *

Karaman’ın bilenen ve saygın, köklü ailelerinden, Baranlar ailesine mensup. Abisi Karaman'ın eski belediye başkanlarından İbrahim Baran, amcası; İstanbul Hukuk Mezunu, iki dönem milletvekilliği yapmış, Adalet Bakanlığı yapmış; İrfan Baran. Bu söylediğim 1960'lı yıllar. Ben hiç görmedim İrfan Baran'ı ama anam da böyle bir ailede yetiştiğinden tanırmış ve sürekli anlatırdı İrfan Baran'ı ve ailesini... 1. İstasyon Caddesinin girişinde de Avukatlık Bürosu olduğunu hatırlarım ben.

* * *

Muammer abinin en çok sevdiği iki rengin, sarı ve kırmızı olduğunu, onu ilk görüşte anlardınız. Çünkü sadece iki renk vardı onun hayatında; sarı ve kırmızı... Başka renk giyinmezdi. Hani Karamanlı tabirle; cırtlak sarı, cırtlak kırmızı.  “Sarı sar beni, kırmızı al beni” onun bu sözünü herkes bilir. Kirden rengi değişmiş elbisesinin ve şapkasının üzerine gördüğü ne varsa takar takıştırır, ayağında sarı plastik çizmeler, elinde uçları eskimiş ve parmakları görünen bir eldiven, yüzünü pudralar, boynunda sürekli bir mızıkası asılı dururdu.

Bu haliyle herkes ona ‘Deli Muammer’ derdi. Benim için hiç deli olmadı Muammer abi. Biri deli dediğinde anam kızardı; “demeyin öyle!” diye. Abilerim de müdahale ederler, asla söyletmezlerdi. Başka milletler meczuplarına, ruh hastalarına, delilerine “cüzamlı”  muamelesi yapar, hapishanelere atar, hatta yakarlarken, öldürürlerken, yalnızca Türk milleti bu hastalarına “evliya” gibi değer verir, bakar kollar. Bu da Türk milletinin hasletlerinden biridir. Tabi Muammer abinin gerçekten deli mi olduğu yada deli numarasına mı yattığını da biz biliriz.

Tek bir Allah kuluna tek bir kötülüğü olmayan birini Allah cennetine koymayacaksa bizim gibiler için cennet ancak hayal olur. Namazlarını kılar ve her gün “ben orucum” derdi Muammer abi... Verilen ikramları da genellikle kabul etmezdi. Ama anacığım, yengem her gün evine yemek, ekmek verirlerdi, onları da hiç geri çevirmezdi. O yokluğun içinde, yani varlık içindeki yokluk desek daha doğru olur, aldığı kap-kacağı yıkar da verirdi. Bu bir kültürdü işte. “Görmüş geçirmiş ailede” yetişmenin verdiği görgü bu işte.

Hele namaz kılması... Ayağındaki çizmeleri çıkarmaz, naylon poşet giyer ve öylece kılardı namazı. Kılarken de farz namazlarda bazı duaları sesli söylerdi. Kâbe’de namazlar sesli kılınırmış, Muammer abi de ondan dolayı sesli kılarmış derlerdi çocukluğumuzda. Rükûya varıp “Semiallahülimenhamide” dendiğinde sesli olarak “Allahümme Rabbenalekel Hamd” demesi, koca caminin en ucundan duyulurdu. Ama öyle içten, öyle kalpten ve yalvarır gibi söylerdi ki bunu, herkes anlamazdı onu... Halbuki “Allah kendine hamd (şükür) edileni görür” diyerek rükûya varıyorsun. Buna karşılık doğrulduğunda sen de "Ey Rabbim, ben sana şükrediyorum” diyorsun. Muammer abi bu şükrünü “Allah’ım... Sana ettiğim şükrü, herkes, bütün âlemler duysun, hamd yalnızca Sana’dır” diyerek bunu sesli söylüyordu.

Bir de biri öksürdüğünde “Ah” diyerek karşılık vermesi vardı. Muammer abi camideyken, cemaatin öksürük sesleri artar, o da her defasında hiç bıkmadan, usanmadan, kendine bilerek yapıldığını bildiği halde kızmadan ve mutlaka karşılık verirdi. Kendine verilen selamı almak gibi sanki. Halbuki Muammer abi “AH” değil “Allah” der, zikir yapardı. Bunu pek çok kişi anlamazdı.

Evimizin karşısındaki Yusuf amcanın cenazesine gelmişti. Bir sini baklava yaptırmıştı hiç unutmam. Kimse “Muammer neden bir tatlı getirmedi, elleri boş gelinir mi cenaze taziyesine” demezdi halbuki ama onun için o öyle değildi. Bu bir adet-töre, bir kültürdü... O da bu kültürün bir parçasıydı çünkü...

* * *

Küçük dar sokaklarda en çok iki katlı, kerpiçten yapılmış eski evler malumunuz. Sabah herkes evinin önünü suyla hafif ıslatır sonra süpürge ile süpürürdü. Bu arada komşular birbirini görür konuşurlardı kapı önlerinde... Bir gün anacığım kapının önündeyken ezan okunur. Muammer abi de hızlı hızlı evin önünden geçerken anam bir şey oldu zanneder; “Muammer nereye böyle hızlı, telaşlı, telaşlı...” deyince bir yandan yürümeye devam eder, bir yandan her zaman söylediği tekerleme gibi sözünü söyler; “Mekke-i Mükerreme’de, Sevgili Peygamber efendimizle birlikte, kanlı gözyaşlarımızla, sizlere dua ederekten...” “Mekke’de görenler varmış” sözü herkesin dilindeydi. Çok severdi anamı, çok... Bütün kibarlığı ile “Şükriye hanım” diyerek başlar, eskilerden konuşurlardı. Sıkıntılarını anlatırdı, Ablasıydı onun. Anam da dinler ve böylece konuşurlardı. Yani öyle meczup tavrı ile değil, tamamen normal... Onun o meczup görüntüsü herkese değildi.

* * *

Hayatımda tanıdığım en kibar ve en mükemmel Türkçe konuşan kişidir desem yalan söylemiş olmam. İstanbul şivesini İstanbullulardan çok daha iyi konuşurdu. Zeki Müren için güzel Türkçe konuşur derler, Muammer abi Zeki Müren’e on basar... O kadar yani... Kibarlığından mı bilinmez, tokalaşırken sağ elinin üç parmağı ile tokalardı... Abimlerle sahura kadar ramazan sohbetleri olurdu. Felsefeye takılırlardı, derin konulara girerlerdi bazen biz dinlerdik, anlamazdık ama çok da hoşumuza giderdi. Ama ne sorular, ne cevaplar... Yalnız şunu hatırlıyorum; Abim bir gün “Allah nedir?” diye sormuştu. Cevabı müthiş; “Noktadır” demişti. Anlamamıştık o zamanlar bu sözün ne anlama geldiğini... Aradan uzun yıllar geçti sonra anladım. Her şey bir noktadan ibaret. Bütün varlıklar noktadan ibaret. Evren tek bir noktadan yaratılmış. O patlamalar tek bir nokta. Hücreler, atomlar bir zerre... Ve bırakın dünyayı güneş ve gezegenler evrende bir nokta kadar bile değil. Öylesine kültürlü ve bilgili idi...

Aslında Fransızca öğretmeni imiş. Müthiş Fransızcası varmış. Bir gün Karaman Lisesinin önündeki duvarın üstündeymiş. Hep o duvarın üstünde yürürdü rahmetli... Neyse... Öğrenciler Fransızca imtihanındalar. Bir kağıda soruları yazıp aşağı Muammer abiye atıyorlar, Muammer abi de sesli olarak, bağıra bağıra o soruların cevaplarını veriyor. Tabi kendisi de kopya verdiğinin farkında değil... Bilemediğimiz bir şey olduğunda ona danışırdık. O her sorunun cevabını bilendi benim çocukluğumun... Ne güzel bir insanda Muammer abi...

Pilot olduğunu söylerlerdi. Aslında pilot değildi. Askerliğini yedek subay olarak yapmış, kuleden paraşütle atlama eğitimi sırasında paraşütü geç açıldığı için bundan etkilendiği anlatılırdı. Maddi durumu da iyiymiş. Bahçeleri filan varmış. Zenginmiş. Karaman’da Mehtap Lokantası’nda yermiş yemeklerini, o lokantanın yeri de ona aitmiş... denirdi. Bir oğlu vardı. Hasan Baran abi. Şimdi karamandauyanis.com sitesinde köşe yazarlığı yapıyor. Ben küçüklüğümde bir kaç kere Karaman'a geldiğini hatırlıyorum. Bizde kalmıştı bir kaç kere... İzmir'de yaşıyordu ve hatırladığım kadar bir imalathanesi vardı o zamanlar. Muammer abi Hasan abiyi oğlu olarak kabul etmiyordu. Bunun nedeni Hasan abinin kendisi değildi. Tamamen Hasan abiyi korumak adına böyle söylüyordu. Hasan abi de bu duruma içerleniyordu. Hasan abiyi görünce Muammer abiyi görmüş kadar oluyorum. Çok benziyorlar... Allah ona da uzun, sağlıklı ömür versin...

* * *

Muammer abi esaslı bir Türkçü, gerçek bir Milliyetçi tam bir Müslümandı. Türk’tü, Türkçüydü, Atatürkçüydü... Atatürk’ü ondan farklı dinlerdik. Cumhuriyetçiydi. Tarihi, kahramanları, kahramanlıkları ondan dinlerdik. Türk’ü anlatırken sesindeki mütevaziliği, o yumuşaklığı ve Türk milletini sevmenin verdiği o duyguyu hissettirirdi size... Düşmana kızdığında da o sesinden bunu hissederdiniz. En çok kızdığı şey Makaryos idi. Makaryos; Kıbrıs Ortodoks Kilisesi başpiskoposu ve Kıbrıs'ın ilk Cumhurbaşkanı, 2.Dünya Savaşı'ndan sonra Kıbrıs'ın Yunanistan ile birleşmesi amacıyla başlatılan Enosis hareketinin önderleri arasında yer almış birisi...

Bir gün çok sinirlenmişti. Evinin önündeki eşiğe çamaşırlarını atmış, bir yandan üzerine su döküyor, bir yandan da ayakları ile sert bir şekilde çiğniyor, Makaryos'a kızıyor, bağırıyordu. Sanki ayağının altındaki Makaryos'tan hıncını çıkarır gibiydi... Muammer abi askerliğini de 2.Dünya savaşının hemen sonrasında yapmış. Makaryos'a kızgınlığı bundan ve o Türkçü duygularından geliyor tahminice...

* * *

Bir gün görmezsek başına bir şey gelmiş olabileceğinden endişe eder aramaya koyulurduk. Bazen evinden bir kaç gün boyunca çıkmadığı olurdu. En büyük abimiz Mesut abim kapısını kırarak içeri girmişti bir kaç kez. O zamanlar üstü toprak olan duvarları taştan yapılmış tek katlı evinde oturuyordu. Önceden de o evin bitişiğindeki iki katlı kerpiç evde oturmuştu. Hani eski evlerde yüklük dediğimiz yerler olur, yüklüğe de yataklar, yorganlar üst üste dizilirdi. Aynı zamanda banyo orada yapılırdı. Yataklar yorganlar indirilir, sıcak su ısıtılır o su ile banyo yapılırdı. Haftada bir banyo yapılabilirdi... Bir gün Muammer abi bir hafta kadar kaybolur. Herkes endişe eder. Abim kapısını çalar açan yok. Kapının kilidini kırar ve içeri girer arar, tarar bulamaz. Sonra Muammer abiyi üzerine bir naylon sermiş vaziyette yüklükte oturuyor halde bulur. Tabi buna bir sürü yorumlar yapılmıştı. Evinde sobası veya ısınacak hiç bir şeyi yoktu. Isınmak için böyle yaptığından tutun, evliya oludğu için inzivaya-uzlete çekildiğine kadar farklı söylemler dinlerdik. Halbuki onun hayatı çile ile geçmiş...

* * *

Halamızın oğlu Hasan abimiz vardı. Onun da psikolojik sorunları olmuştu. Muammer abiye benzer bir ruh hali vardı. Hasan-i Basri Hz.nin sahabeler için; “Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi ‘bunların ahirette bir nasibi yok’derlerdi” dediği gibi biriydi. Allah rahmet eylesin. Almanya'da yaşar ve izne geldiğinde anamın yemeklerini çok sever, bizleri görmek için bize gelirdi. Çok severdim çok severdim Hasan ağamı... Bir gün bize geldiğinde Muammer abi ile karşılaştılar. Hasan ağam bize sessizce “şimdi bana bakın ne yapacam” dedi. Muammer abiye döndü; “Len sen delimisin, yüzünü gözünü boyamışsın” Muammer abi önemsemedi önce, aldırış etmedi... Ama Hasan ağam üstüne üstüne gitti. “Ne lan bu kafanın hali? Un çuvalına mı soktun başını?” Hani pudra filan sürerdi Muammer abi bazen yüzüne... Muammer abi bütün kibarlığı ile “Lütfen şu deli yeğeninize bir şey söyleyin. Geçenlerde Perşembe Pazarında beni gördü, sırtıma çıktı ve burnumun içine nohut sokmaya çalıştı... Bu deli, deli bu!” Muammer abi ne kadar kibar ise Hasan ağam da o kadar kaba bir şekilde hakaretlerine devam etti.. Sonunda Muammer abi patladı ve dedi ki; “Benim göklerde meleklerim var. Bak seni onlara oklattırırım” Hasan ağam döndü bize “Gördünüz mü? Bunların ağzından lafı böyle alacaksın” Artık aralarındaki laf almamıydı, yoksa bir haberleşme miydi bilinmez. Her ikisi de Hakkın rahmetine kavuştu ve orada birlikte olduklarından eminim.

* * *

Muammer abiyi yakınları bir gün alıp götürdüler. Uzun süre Karaman'a gelmedi. Tedavi için götürmüşler denildi. Sonra geldiğinde takım elbiseli, kravatlı, asil bakışlı bir beyefendi olarak dönmüştü. Çok geçmedi eski haline geri döndü. Ne yalan söyleyim; sorumlusu da Karamanlıdır. Hep derim; keşke dönmeseydi diye... Karaman Muammer abisinin kıymetini sonradan anladı. Onu kaybetmenin üzüntüsünü hep yaşadı. Onun ömründe değer vermedi ama son yolculuğunda olağanüstü bir kalabalık tarafından uğurlandı.

* * *

Mükemmel mızıka çalardı. Genellikle marş çalardı mızıkasıyla... Biz çok severdik. Çalması için gönlünü almaya çalışırdık. O da hiç kırmazdı çocukları... Mükemmel şiirler okurdu Rahmetli... Faruk Nafiz'in o Han Duvarları şiirini, İstiklal Marşını o mükemmel Türkçesi ile yavaş yavaş bir solukta okuyuverirdi... Ben Arif Nihat'ın Bayrak şiirini ondan ezberledim. Rahmetli Bekir Sıtkı'nın Hancı şiirini ben Muammer abiden duymuştum ilk ve ondan ezberlemiştim. Gurbetten gelmişim yorgunum hancı, Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş... Dilinden düşürmediği o Karaman şiirini... Karaman’a hasretliğim, Üzüle üzüle bitmez; Yollar bir ip, dağlar düğüm Çözüle çözüle bitmez. ..... Git, gör imareti aman! Kimler geçmiş zaman zaman… Velhasılı şu Karaman Yazıla yazıla bitmez… Muammer abi de yazıla yazıla bitmez.

* * *

Mekke-i Mükerreme'de, Sevgili Peygamberimiz ile birlikte, kanlı gözyaşları ile birlikte ettiği dualar sayesinde yaşıyoruz. Allah bizleri de veli kulları ile haşretsin...

Bu yazı 7706 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 8 Yorum
  • Asilkan Aydın
    5 ay önce
    Çok güzel bir köşe yazısı olmuş.sanki bir film şeridi gibi olmuş. Film deyince bu yönde bir film bile çekilebilir. Harika bir yazı.teşekkürler tebrikler.
  • atıf kemal
    5 ay önce
    muhteşem kalemine yüreğine sağlık kardeşim
  • Kenan KAYNAŞ
    5 ay önce
    Merhaba Yunus Bey, Muammer abimizle ilgili yazınız çok içten ve çok duygusaldı. Harika anlatmışınız. Gençlik günlerimizde Muammer abiyle geçirdiğimiz günleri hatırladım. Allah rahmet eylesin kendisini saygıyla rahmetle anıyorum. Büyük insandı Karaman'da sevmeyeni yoktu.Oğlu Hasan Baran'ın yazılarını da babasını dinler gibi okuyorum. Selamlar
  • AKİF gürcan
    5 ay önce
    Yunusum yüreği güzel kardeşim görmedim tanımadım muammer beyi senin kaleminden sevdim Allah rahmet eylesin
  • HASAN BARAN
    6 ay önce
    Baba dostum, değerli yazar YUNUS TURAN beyzademin, kapı komşusu MUAMMER BARAN amcasını anlatan bu yürekten gelen içten, yüreğe dokunan güzel yazısını okurken çok duygu***dım. Soylu Karaman şehrinin üç kuşak sanat yetenekli cevherleri hep MUAMMER BARAN amcalarının o derin muazzam kültürüyle beslendiler. Ne mutlu onlara... KARAMANLI YAZAR HASAN BARAN
  • YUNUS TURAN
    6 ay önce
    Rahmetli Muammer Baran abimiz kadar kibar ve beyefendi olan sevgili oğlu Hasan abinin söylediği bu güzel sözler için teşekkür eder, saygılar sunarım.
  • Durmuş Özsoy
    6 ay önce
    Mekanın cennet olsun günümüz evliyası
  • hüseyin güneş
    6 ay önce
    Yunus'um emeğine sağlık, çok güzel anlatmışsın.