Çocukluğumun Milli Bayramları
Reklam
Reklam
Yunus Turan

Yunus Turan

Çocukluğumun Milli Bayramları

31 Ekim 2019 - 14:05

Benim okulum, abilerimin, ablamın okulu. Bizim okulumuz Cumhuriyet İlkokulu.

Kişiliğimizin yoğurulduğu ve hamur haline getirilip şekil verildiği yıllar yetmişli yıllar...

Düşündüm de okular bizim için ne kadar önemliymiş. Bayramlarda neler yaşarmışız. Şimdi unutmuşuz.

* * *

Öğrencilerden oluşan bando takımımız vardı. Kimi trompet, kimi davul, çan çalar, kimi boru üflerdi. Ama bando takımının en önünde, bandoya komut verene Majör denirdi. Majörün elinde özel yapılmış püsküllü bir sopa, havaya atar kapardı bazen...

Majör uzun boylu birinden seçilirdi genellikle... Elimize sopa alarak mahallede o sopayı havaya atıp kapardık aynı o majörün yaptığını yapmaya çalışırdık, ona özenirdik.

Bando takımının ayrı bir elbisesi vardı. Her okulun ayrı ayrı olurdu. Bayram sabahı annelerimiz evde onları yıkar, ütüler ve giydirirdi. Bando takımında olmak ayrıcalıktı.

Mehter takımımız vardı bizim. O mehter kıyafetlerini giydiğimizde bir başka olurdu yürüyüşümüz... Kimine kıvrımlı bıyık yapılır, büyük adam gibi, kahraman bir çeri görüntüsü verilirdi. Günlerce çalışırdık...

Okulun müsamere salonunda geceler yapılır, aileler davet edilir, insanlar çocuklarının ve aslında çocuklarını şekillendiren öğretmenlerinin maharetlerini izlemeye gelirlerdi.

Tiyatrolar oynardık, koro, solo türküler söylerdik. Her çocuk flüt yada mandolin öğrenirdi. Folklor öğrenirdi çocuklar. Yani mutlak surette bir sosyal alanda bir etkinliğin parçasıydı çocuklar... Artvin yöresinin oyunlarını öğretmişti öğretmenimiz.

"Dam başında sarı çiçek oy oy, Burdan gidek Ürgüp'e göçek, nenni de Feridem nenni" türküsünü söylemiştim ya ilk... Herkesin önünde...

Toplumun bir bireyi olduğumuzu bilirdik. Bu etkinliklerin birinde yer almak için çabalardık. Her çocuk da mutlaka bir programın bir yerinde mutlaka yer alırdı.

Bizi biz yapan okulumuzdu Cumhuriyet.

Şimdi yok hiç biri...

Şimdi at yarışı yaptırılan, ilkokuldan itibaren dershanelere gönderilen, sosyallikten uzak, kendini ifade edemeyen, bilgisiz ve boş yetiştirilen çocuklar var, bomboş...

Okuldan çıktığında büyük çocuklardan tehdit yiyen, bıçak taşıyan, sigara içen, uyuşturucu kullananlar, yada kullanmaya zorlanan çocuklar var artık.

Polisler var okul çıkışlarında yetmez mi?

Veliler çocuklarını bu tiplerden koruma çabası içinde maalesef!

Geçen sordum bir öğretmene; "Okullarda bu tip sosyal faaliyetler yapılıyor mu?" diye... "Öğretmen isterse yapılıyor ama genellikle yok!" dedi... "Bando trompet takımı var mı?" dedim, "yok" dedi...

* * *

Ya bayramlar?

Öyle geçiştirilivermezdi. Statta olurdu bayramlar. Okullar yürüyüş yapar, öğrenci velileri de çocuklarını seyretmek için koca stadı doldururdu. Çocuklarını daha önden görebilmek, ön taraflardan yer kapmak için sabahın erken saatlerinde gelir doldururlardı. Bayram; bayram gibi olurdu yani. Devletin ve milletin, herkesin bayramı.

Bayram resimleri çizerdik. Uçan balon satan, balıklı şeker, macun satan amcalar, çekirdek, yeşil nohut, su satanları çizerdik resimlerimize... Bayram çocuğun hayali idi çünkü ve resimlerimiz de hayallerimizdi...

Ablamızın, abimizin yürüyüşünü seyredecektik. Ve bir gün biz de onlar gibi orada yürüyecektik. Telin arkasında her yer toz toprak olurdu. Olsun... Ama vallahi o tozun kokusunu özledim... Mutluyduk biz... Mutluyduk biz...

* * *

Okullarda hazırlıklar günler öncesinden başlardı.

Statta yürüyüş yapmak bir okul için onurdu, şerefti. Okullar arasında bir yarıştı bu.

Cumhuriyet İlkokulu, Gazi İlkokulu ve İstiklal İlkokulu her bayramda olurdu.

İlk zamanlar okulun bahçesinde yürür antrenman yapar yürürdük, son bir gün de dışarıda caddelerde son prova yapılırdı. Önde bando takımımız, arkada boy sırasına göre ihtimamla yerleştirilmiş öğrenciler.

Ve bando takımının en önünde tabi ki majör.

Majörün önünde okulun flamasını tutan bir öğrenci, onun önünde de Türk Bayrağını tutan bir öğrenci olurdu. Bayrak ve flamayı tutmanın bir usulü vardı. Mahallede çocuklarla oynarken bayrak ve flamayı o şekilde tutardık.

* * *

Bayram sabahı radyolardan bugün duymadığımız o bando takımlarının marşları çalardı. Olmazsa olmazdı bu...

Erkenden temiz elbiseler giyilir, banyo yapılır ve okula erkenden gelinirdi.

Sonra her grubun önünde uygun adım yürüyen öğretmenlerimizle birlikte stada yürürken yolda bazen diğer okullarla bizim okulun bando takımının marşları çakışırdı...

Stadın öğrenci girişinden girerdik. Veliler filan alınmazdı o alana hiç... Ve okullara önceden ayrılmış alanlara sırayla yerleşilir, yürüyüş sırasının kendilerine gelmesini beklerlerdi.

Karşıda üstü kapalı şeref tribünü vardı. Okullar o yöne doğru dururlardı.

Tribünde Kaymakam, Belediye Başkanı ve Garnizon Komutanı olurdu. Ardında da protokol. Oraya da kimse alınmazdı, küçüktü zaten...

Saygı duruşu, İstiklal Marşı ile başlardı bayramlar. Sonra konuşmalar olurdu. Şiirler okunurdu... Hiç anlaşılmazdı o konuşmalar. Ama Ne Mutlu Türküm Diyene! diye biterdi genellikle... Bir tek orayı anlardım. Bir de şiirleri anlamasam da o terennümü, iniş çıkışları bize o milli duyguyu hissettirirdi zaten.

Ben hiç şiir okuyamadım o statta... Bayrak, flama tuttum lakin bir şiir okuyamadım. Kabiliyetim yoktu belkide. Yada daha güzel okuyan çocuklar vardı bilmiyorum ama hep içimde kaldı. Bugün bakıyorum da şiir okuyamamamın içimde kalması bile ne kadar güzel.

Kaymakam ile Belediye Başkanı ve Garnizon Komutanı halkı selamlayarak geçerdi üstü açık bir arabanın üstünde.

Devletti onlar. Bizim devletimizdi, devletimizin yöneticileri idi... Babaydı onlar, büyüklerimizdi. Onurumuzdu, şerefimizdi. Biz de büyük adam olursak, onlar gibi, arabanın üstünde şerefle, onurla geçecek, insanları selamlayacaktık, ülkeyi biz yönetecektik. Çünkü Gazi Paşa öyle diyordu; "Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir"

Gelecek bizimdi, çocukların, gençlerindi...

Sonra askeriyenin profesyonel bando takımı marş çalarak gelir, şeref tribününün önünde durur, kenara çekilerek marş çalmaya devam ederdi.

Bando eşliğinde önce tüm okullarla gelen Türk Bayrakları geçer, ardından okulların flamaları ve arkasından askerlerin yürüyüşünü seyrederdik özenerek. En çok sevdiğim de; o ay yıldızlı al bayrakların geçmesi, sonra da askerlerin rap rap ayak sesleri ve o intizam, ileriye doğru bakan gözler, o intizam...

Asker gururumuzdu. Biz de asker olacak, onlar gibi yürüyecek ve ülkemizi koruyacaktık, onurla, şerefle, gururla...

Ardından okullar sıraya konur ve en önde iki kişi okulun adının yazılı olduğu afişi tutar, ardından tabii ki majör ve bando takımı, sonra öğrenciler yürür, yanlarında öğretmenleri ile birlikte...

"Bakın bu çocuklar benim çocuklarım, ben yetiştirdim, gurur duyuyorum onlarla" der gibi yürürdü. Vakur ve onurlu öğretmenler.

Seyredenler çocuklarının yürüyüşünü görebilmek için itişip kakışır... Kiminin gözlerinden yaş akıverir gururdan...

19 Mayıs'ta spor gösterileri yapılırdı. Bazı bayramlarda da en son olarak askeri araçlar, polis arabaları, itfaiye, ambulans ve sonra kamyonların üstünde berberler, demirciler, kaynakçılar, marangozlar, esnaflar geçerdi...

* * *

Bir de akşam askerlerin fener alayı olurdu ki mükemmel olurdu.

Ellerinde fenerle yürürler. Botlarının yere çarpması ile çıkan rap-rap-rap sesleri ritim verir yürüyüşlerine...

Her bir adımda o gür sesleri ;

Ne - Mutlu - Türküm - Diyene
Her - Türk - Asker - Doğar
....

diyerek dağlara, ovalara yayılırdı...

Marşlar söylerlerdi...

Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,
Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,
Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,
Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.

Dağ başını duman almış,
Gümüş dere durmaz akar...

Kenarlarda halk askerini alkışlar arasında seyreder, onların ardı sıra şehrin caddelerinde onlarla birlikte yürür giderdi...

Bayram, bayram gibi kutlanırdı...

Milli bayramlar milli bayramlar gibi kutlanırdı.

* * *

Yok hiç biri şimdi...

Radyolarda, televizyonlarda o bando takımlarının marşlarını dinleyemiyoruz ne zamandır. Okullarda bir şey kalmadı zaten. Askeriyenin bandosu yok, okulların öyle...

Öğretmen çocuğunun başını bile okşayamıyor artık. Korkuyor...

Eskinin özlemi ile bir Sivil Toplum Kuruluşu Fener alayı yapıyor. Diğerleri destek veriyor. İzin almak için prosedürleri izliyor bir sürü...

Devlet erkanı fener alayına katılmıyor.

Halk var devlet yok, devlet var millet yok. Hele o resepsiyon neyim bilmezdik biz eskiden... Biz bayram bilirdik, bayramda milli duygularımız galeyana gelirdi.

Ne bileyim... O milli ruh kaybedildi, o güzellikler yok oldu sanki...

* * *

Cumhuriyet ilkokulunun uzun yıllar Müdürlüğünü yapmış, tırnakları ile kulak mememizi sıkıştırıp suç işlememeyi küpe yapan Necati GÜNGÖR öğretmenimin ve bende beni ben yapan, kişiliğimizin yoğurucusu, pekiştiricisi sevgili öğretmenim Aysel YILMAZ'ın ellerinden öpüyorum.

Karaman'da ilk olarak engelli öğrencilerden oluşan bir sınıf açan ve o çocukları topluma kazandıran, rehabilite eden Suzan ÖZPEYNİRCİ öğretmenimin ellerinden öpüyorum.

O günün bütün öğretmenlerinin ellerinden öpüyorum.

Allah hepsine sağlıkla uzun ömürler versin.

Bu yazı 1966 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • MUSTAFA ÇAKMAK
    1 hafta önce
    Bu cumhuriyeti kuranları. Herzaman rahmetle ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun. Mekanları cennet olsun.
  • Hasan Ali GÜVEN
    2 hafta önce
    Kardeş kalemine sağlık gercekten cumhuriyet ilkokulunu yazsan kitap olur. Mustahdemleri bile bir degerdi. Kooperatifte sati*** simidi beslenme için göturulen sıkmalar evde yapı*** halkalar. Necati Güngör müdürlüğün karizmatik örneği. Din dersini Araboglu camisinde işler abdest namaz uygulamalı öğrenilirdi tadili erkan ondan ogrenilirdi. Yerli malı haaftalari anlamlı idi. Tabii bayramlar bir başka daha neler neler o okulun yanması yeniden yapılması o bile bir başka meziyet karizma müdürümüz icin tüm cumhuriyet mezunlarina selam ve saygılarımla