--Merhaba Bayan Santana… Görüyorum da yıllar acımamış size… Beni hayata küstürmeye uğraştığınız zamanları anımsatıyor bu haliniz… Kendini mekânın sahibi sanan bir zavallının çürümeye yüz tutmuş bedeni var karşımda. Hâlbuki ne kadar da güzel görünme çabası içerisindeydiniz. Babanızın makamından aldığınız güç ve güzelliğiniz… En büyük sermayenizdi. Kaybettiniz… O güçle bana uyguladığınız zorbalığın bedelini güzelliğinizi kaybederek ödediniz. Eskiden makyajla gizlediğiniz karakteriniz şimdilerde yüzünüzde yer etmiş durumda. Bedeniyle barışık olmayan bir haliniz var artık. Taptığınız güç benden bir şeyler kopardı. Kaybettim. Fakat yenilmedim. Beni yenemediniz. Bu da size kaybettirdi. Çirkinliğini gizleyemeyen, aynada kendine bakmaya utanan birine dönüştünüz. Siz de kaybettiniz. Aynada kibirli yansımanıza hayran hayran bakışlarınız yok artık. Yaşadığınız güç zehirlenmesiyle bir böcekmişim gibi beni ezmeye çalıştığınız günler bende izleri geçmeyen yaralar bıraktı. Fakat ben o yaralarla yaşamayı öğrendim. Belki de acısı hiç dinmeyen o yaralar sayesinde yazarlık kimliği kazandım. Siz yazdığım için bana zulmettiniz… Ve o zulüm kalemimi güçlendirdi… Eskiden sizden korkan ve korkusunu gizleyen biriydim. Şimdilerdeyse o korku ile kurduğu bağla kaliteli metinlerin altına imza atan bir yazarım. Siz? Sizse eski güzelliğine kavuşma ihtimalini kaybetmiş birisiniz. Bizim hikâyemizde iki kaybeden var evet. Biri taptığı kimliğini kaybetti diğeriyse kaybettikleriyle yeni ve güçlü bir kimlik kazandı. Karakterinizle özdeş bedeninize hiçbir kıyafeti yakıştıramamanın ıstırabıyla yaşamdan günler eksiltirken siz ben sizi kalemime malzeme ettiğim yeni romanımı bitirmenin heyecanı içerisindeyim.
Kuru odun parçalarının çatırtısıyla daha da kızaran şömine ateşinin duvarlara yansıttığı gölgeler dans ederken usul usul… Elindeki kitabı sehpaya bıraktı. Okumaya ara verdi.
Hayat… Hatalar… Ve insanın zamanında almadığı dersler… İnsanın en iyi öğretmenleri… İnsan en büyük dersi kendi yaşamından alır. İnsanı en iyi eğiten kendi hayatıdır. Kendi hataları…
İnsandan en büyük intikamı da kendi geçmişi alır. Geçmişin izlerini temsil eden kırışıklıklar çoğalırken yüzlerde… İnsanlar aynaya bakmayı eskisi kadar istemediği zamanlarda yüzleşir kendi gerçek kimliğiyle.
Yansımaların uyuttuğu kişi gerçeğin tokatlarıyla uyanır. Bu uyanma derin bir pişmanlık hissiyle tanıştırır onu. Zaman yeni kurbanına kucak açarken… Geçmişin prangalarından sıyrılamayan insan geleceğe kaçamaz artık.
Hayatın bir defterde yazılı olmayan kanunudur bu: İnsan ne yaparsa kendine yapar. Her insan kendi yaptıklarının bedelini zamanın bir yerinde muhakkak öder.
Romanda yazılı sözlerin iğne gibi saplandığı kalbinde beliren sızı gözlerinde yaşlar biriktirirken… Bir zamanlar kudretiyle herkesi kendi hegemonyası altına alan kadın bir böcek gibi ezmeye çalıştığı kişiye yeniliyordu.
Zamandan bağımsız bir yenilgiydi bu. Gerçeğin koynunda usul usul bir zorbalık inşa edenin kurgunun çivili bağrında can çekişi, romanı okuyacak olanların zihnindeki tazeliğini hiçbir zaman kaybetmeyecekti.
Bir zamanlar gözlerinde böceğe dönüşen kişinin iyi bir yazara dönüşümüne tanıklık etmekti cezası. Kafka’nın Gregor Samsa’yı dönüştürdüğü kuyuda, başka bir böcek ölüme değil yeniden doğuma açmıştı gözlerini.
Garip bir şekilde görmeyi istemediği yüzünü yansıtan eseri okumayı sürdürme eylemi içerisindeydi. İnsanın aciz taraflarından biri değil mi bu? Bedel ödemeyi istemez; ama o bedeli ödemekten kaçamaz.
İnsanın ne yapacağı değil yaptıklarının bedelini ödemekten kaçamayacağıdır ihtimal ki kaderi… Bu kader hiç şaşmaz…
Eski güzelliği… Eski sağlığı… Eskiden kibrine malzeme ettiği her şeyi kaybetmişti. Hiç kimsenin ziyaret etmediği varlığını umursamadığı birine dönüşmüştü. Eskiden önünde el pençe divan duranlar başka putların peşindelerdi. Kimse yoktu yanında… Hiç kimse…
Yalnızca kendisi ve geçmişi… Geçmişin izleri vardı yüzünde… Aynaya bakmaktan korkmasına neden olan izler…
Romanı tekrar aldı eline. Kaldığı sayfadan okumaya koyuldu: Romanın başkişisi gencin karşısında kibirli duruşuyla etrafına korku salan kadının “Oyun yazmayacaksın. Yazarlık yapmayacaksın. Kimsin sen?”…
Bakışları bu sözlere takılıp kaldı. Okuması ilerlemedi. Dalıp gitti… Geçmişe… “Kimsin sen?” sorusuna yıllar sonra verilen cevabı o gün sessizliğe gömmüştü genç.
Bazı soruların sessizlikle karşılanması sorunun cevapsız kalmasından değil verilecek cevabın zamana emanet bırakılmasındandır. Hiçbir soru cevapsız kalmaz.
Lisansüstü eğitimim sırasında bana sebepsizce zulmetmeyi kendilerine hak görenlerin cehenneminden ilhamla yazdığım yeni romanım: “İzler Sır Gizler; Talihli Cem” yayımda. İyi okumalar.
Yorumlar
Kalan Karakter: