100 Yıl Sonra Ulusal Egemenlik Sorunu
Reklam
Reklam
Osman Nuri Koçak

Osman Nuri Koçak

100 Yıl Sonra Ulusal Egemenlik Sorunu

21 Nisan 2020 - 13:14

Niye çocuk bayramı?

Çok önemli ama bu gün Hâkimiyeti Milliye- Ulusal Egemenlik- ile sınırlı kalmak istiyorum. Niye çocuk bayramı? meselesini de çok geçmeden bir yazı konusu yapmak istiyorum.

Milli Mücadeleyi milletin meclisinin yönetmesi demek, ülkenin gelecek tercihinin yol haritasının sabit nirengi noktasını kesinleştirmek demektir. Ulusların yaşam çizgilerinin en şiddetli kırıldığı zamanlar savaş zamanlarıdır. Yüksek şiddetteki bir süreci yönetmek demek o süreci yönetenler açısından, muazzam bir yönetsel yetenek kazanmak demektir.

Bu nedenle kurtuluş ve bağımsızlık savaşını yöneten Millet Meclisine, Gazi Meclis payesi uygun görülmüştür. Ateşle sınanmış bir yönetim yeteneği kazanan meclis, kazanmış olduğu bu iradeyi sürekli kılarak, kapıyı Cumhuriyet Rejimine sonuna kadar açmıştır.

Çok seslilik, şûra, istişare, toy, kurultay kavramları Türk Milletinin çok da yabancısı olduğu yönetsel unsurlar değillerdi. – Bu da başka bir yazı konusudur. Şimdilik bir dip not olarak kalsın-

“Kuvayı Milliye’ yi âmil, milli iradeyi hâkim kılmak” şiarı, daha milli direnişin başlarında, “Amasya Tamimi” ile sübut bulmuş, Gazi Meclis de, zaferden sonra malumu ilan etmiştir. 

Milli Egemenlik meselesi elbette Atatürk’ ün gelecek projesidir ama Gazi Meclis ile çözülebilir pürüzler dışında, aynı noktada buluşmayı da başarmışlardır.

Aradan geçen inişler ve çıkışlarla dolu yaşam savaşı yüz yılı bulan Ulusun Egemenlik projesinin hali pür melaline bu günün demokratik normların ışığında kabaca da olsa bakmakta yarar var.

Ancak, doğru cevaba ulaşmak için, öncelikle şu soruyu cevaplamak gerekir gibi geliyor bana.
Çağdaş uluslar, egemenliklerini, hangi kanallarla ve nasıl kullanır?

Büyük Millet Meclisinde, seçtiği vekiller kanalıyla.

Belediye Başkanları ve Belediye Meclisleri kanalıyla.

İl Genel Meclisleri kanalıyla.

Millet adına adalet dağıtan hukuk sistemiyle ve hukuk adamları kanalıyla.

Sivil Toplum Örgütleri kanalıyla

Özgür Basın ve Yayın Organları kanalıyla.

Burada, Tarikatlar yoluyla kullanılır yok,

Burada. Cemaatler yoluyla kullanılır yok.

Burada, besleme medya yoluyla kullanılır yok.

Burada,  sivil görünümlü besleme vakıflar yoluyla kullanılır yok.

Burada, sindirilmiş ve yandaşlaştırılmış sivil toplum örgütleri yoluyla kullanılır yok.

Peki, Ulus TBMM kanalıyla egemenlik iradesini kullanabiliyor mu? Bir deney yapılsa; Meclisimizi bir yıl izne çıkarılsa, yönetsel bir boşluk dağar mı?

Bence doğmaz. Çünkü Kararnameler ve doğrudan talimatlar ile ve atanmış bakanlar yoluyla bal gibi yönetilir gider. Cumhurbaşkanlığı Siteminden sonra TBMM millet adına ciddi yaptırımları olan bir güç kullanamaz hale gelmiştir.

Belediye Başkanlarının yetkileri her gün bir emirname, bir kararname ile budanmakta, iktidara muhalif partilerden iseler ekmek bile dağıtamaz hale getirilmek istenmektedir. O nedenle de ulusun iradesinin bir kısmı da olsa belediyeler kanalıyla tecellisi engellenmektedir.

İl Genel Meclislerinin hali için bir kitap yazmak gerekir.

Yasama, yürütme ve yargı gücünün halkı koruyamadıkları ve zaman zaman halk üzerinde baskı unsuru oluşturdukları münasebetiyle, halkın çıkarlarını savunmak için var olan özgür basın ve özgür sivil toplum örgütleri, iktidar yanlısı olmakta yarış eder hale getirilmişler, bu yarışı reddedenler de oyunun dışına itilmişlerdir. Medya dünyası milletin değil, egemenlerin dünyasına dönüştüğü için de amacı ulusal egemenlik kürsüsü olan büyük iddiasını kaybetmiştir.

Bir anket yapsak ve millete devletin temeli olan Adalete güveni sorsak, eski güven duygusunun yerinde yeller estiğini görürsünüz. Adaletin baskı altında olduğu yerde millet egemenlik hakkını kullanamıyor demektir. YSK nın son iki seçimi yönetme biçimi en acı örnektir.

Cumhuriyet, ulusun kendi eli ile geleceğine hem karar vermesi hem se süreci yönetmesi ve denetlemesi demektir. Bu da özgür ve çağdaş fikirlerle donanımlı bireyler vasıtası ile olabilir. İşte öyle bir yurttaş için de bilimsel ve demokratik eğitim mekanizmaları oluşturulur. Böyle bir eğitim sistemimiz var diyen beri gelsin.

Şimdi, insanın özgür iradesi yerine, başlarındaki mürşitlerin iradesi ile iş gören bir birey özgür olabilir mi? Özgür olmayan birey, özgür irade sahibi olabilir mi?

Özgür irade sahibi bireylerin olmadığı yerde zaten ulusal egemenlik olmaz. Bu konuda öyle ileriye gitmeliyiz ki, bir aile içindeki bireylerin bile oy verme konusunda bir birlerine telkin ve baskı oluşturmalarını dahi iradeye müdahale olarak değerlendirmeliyiz. Bir emirle, bir tavsiye ile milyonlar yönlendiriliyor ise, orada ne çağdaş bir ulustan ne de Atatürk’ ün uğruna savaştığı ve bir ömür vakfettiği Ulusal İrade den söz edebiliriz.

İnsanların birey olma vasıflarını bloke edip yeni bir teba sistemi yaratarak Ulusun Egemenliği yerine mürşitlerin, melelerin egemenliğinin devlet mekanizmalarını zorladığı bir yerde 23 Nisan çok da anlamlı kutlanamaz. 

Bence her 23 Nisan Ulusun Egemenlik karnesinin değerlendirildiği günler olmalıdır.

Şamata kutlamacılığı da dâhil, her şey sahte gibi geliyor bana…


Bu yazı 6055 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum