Temiz yüzlü biri.
Düzgün konuşuyor.
Güven veren bir siması var.
Herhalde yurtdışında yaşıyor.
Anlattığına bakılırsa Afrika'da galiba.
Cami yaptırdık diyor.
Oraya sergi almak için çarşıdaymış.
Hasır türü bir şeyler alacakmış.
Bende onun için Afrika tarafı dedim.
Hristiyan bir satıcıya girmiş.
Laf sırasında demiş ki;
Yahu sen çok temiz bir insansın.
Ben seni tanıyorum.
Ticaretin düzgün.
Yardımseversin.
Niye Hristiyan’sın.
Müslüman olsana.
Sana çok yakışır Müslümanlık.
Diye "Tebliğ"de bulunmuş.
Cevaba hazır olunuz.
Hristiyan’ın cevabı;
Caddenin karşı tarafında; benim sattığım ürünleri satan Müslüman satıcılar var.
Sen niye buradasın?
Evet, bu soru meselenin merkezi.
Nirengi noktası.
Cevabı yine Hristiyan vermiş.
Onlar aldatıyorlar değil mi?
Hem de kendi dindaşlarını aldatıyorlar.
Sen beni aldatanların dinine mi çağırıyorsun?
Bir video konuşması daha.
Bilal Erdoğan konuşuyor.
"Müslümanlar olarak, kaybolan güven sorunumuzu yeniden kazanmaya mecburuz."
Mealinde bir konuşma.
Bunları bazen şu yeni çıkan yapay zekâ da konuşuyormuş.
Ben hangisi yapay, hangisi değil bilemem.
Ama muhtevaya (içeriğe) bakınca konuşmalar bir gerçeğe işaret ediyor.
O'da, biz Müslümanların güven konusunda sağlam bir sicilimizin olmadığı.
Veya kalmadığı.
Hocam kendi adına konuş, biz sapasağlamız diyen de vardır.
Zaten bendeniz önce kendim, sonra ilgilenen için konuşuyorum.
Rasulullâh (sav) Buyururlar.
Bizi aldatan bizden değildir.
Yukarıdaki konuşmaların, abartı olduğunu söyleyende çıkabilir.
Almanya'daki yakınlarımızdan, ‘Almanlar beni aldattı’ diyeni hiç duymadık dediğimde;
Sen dinsizlerimi övüyorsun diyenler oluyor.
Yok birader ben doğru ya doğru demeye çalışıyorum diyorum.
Fakat iyide Almana iyi denir mi diye cevap geliyor.
Ne diyelim.
Manzara bu.
Kalın sağlıcakla.
Yorumlar
Kalan Karakter: