Yunus Emre'yi Tanımak Üzerine...
Reklam
Reklam
Mestan Karabacak

Mestan Karabacak

Dağarcık

Yunus Emre'yi Tanımak Üzerine...

10 Mayıs 2021 - 16:23

Yunus Emre siyasi otoritenin zaafa uğradığı, Moğol şiddet ve baskısının Oğuz/Türkmen halkı canında bezdirdiği 13. yüzyıl ikinci yarısı ve 14. yüzyıl ilk çeyreğinde yaşanmıştır. Milletin üzerine karabasan gibi çöken korku, yılgınlık ve umutsuzluğu aşmak için onlara umut ve birlik ruhu vermek için çırpınır.

“Gelin tanış olalım

İşi kolay kılalım

Sevelim sevilelim

Dünya kimseye kalmaz.”

“Gönül” kelimesi (Türkçeden başka dillerde yoktur.) hiçbir ağızda ondaki kadar değer ve mana kazanmamıştır.

“Ben gelmedim da’va için

Benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim.”

Yine o, Yunus Emre’miz şöyle haykırır:

“Bir kez gönül kırdın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil.”

Sadece Türkiye’de değil, onun bütün Oğuz illerinde /ülkelerinde mezarı olması milletimiz tarafından ne kadar büyük bir kabul gördüğü ve sevildiğinin belgesidir.

Açtığı çığırda yürüyen sayısız şair olması, kendi adını alan nice şairlerin (Yunus Emreler’in, Âşık Yunuslar’ın, Yunus Emremler’in) olması milletiyle sarsılmaz bir bütünleşmeyi sağladığının işaretidir.

Yunus’un hayatını ve düşünce dünyasını şekillendiren temel dinamiğin İslam imanı ve inancı olduğu, tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık ve nettir. Bu iman ve inanç tasavvuf süzgecinden geçerek dünya ve hayat görüşünü şekillendirir.

Onun dünya ve hayat görüşünün merkezinde sevgi vardır, aşk vardır. İnsan sevgisi, varlık sevgisi… Bütün yaratılmışları ayrımsız sevmek… Yetmiş iki millete bir gözle bakması

onu tanımamızı sağlayacak en önemli ipuçlarından birisidir ve sıradan insanların veya günümüz insanlarının çok da kolay anlayamayacağı bir Allah sevgisi, Allah aşkı…

Hayat ve olaylar karşısındaki bütün tutum ve davranışlarını belirleyen, şekillendiren işte bu sınırsız Tanrı aşkıdır.

“Ne varlığa sevinirim

Ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum

Bana seni gerek seni.”

O hedefine cennette gitmeyi değil, Allah’ın rızasını kazanmayı koyan bir derviştir.

“Cennet cennet dedikleri

Üç beş köşkle üç beş huri

İsteyene ver onları

Bana seni gerek seni.”

Tevazuundan dolayı ümmi olduğunu söylese de medrese eğitimi aldığı ve tekke/tasavvuf terbiyesinden geçtiği gayet açıktır. Sadece dinî tasavvufi kimliğiyle değil, dehası ve dile hakimiyetiyle Türk milletinin gönlüne taht kurduğu erbabının malumudur.

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır.”

Ondaki lirizm çok güçlüdür, hesaba ölçüye gelir cinsten değildir. Kabına sığmaz.

“Taştın yine deli gönül

Sular gibi çağlar mısın?

Aktın yine kanlı yaşım

Yollarımı bağlar mısın?”

Ölümü onu kadar iyi anlayan ve yorumlayan bir başka şairi bulmak hiç de kolay olmasa gerektir.

“Ölümden ne korkarsın

Korkma ebedi varsın.” ifadesi içinde ciltler dolusu mana barındırır.

Ölümü güzelleştiren şu ifadelere de bakmadan geçmemek gerekir:

“İş bu söze hak tanıktır

Bu can gövdeye konuktur

Bir gün ola çıka gide

Kafesten kuş uçmuş gibi.”

Pirî Türkistan Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’daki devamı olduğu konusunda herhangi bir şüphe duymuyoruz. Şiirlerindeki tavır ve bakış onu çok andırır. Güçlü bir iman ve kuvvetli bir Allah aşkı temel ortaklıklarını oluştururken insan sevgisi ve Türkçe sevgisi de bu ortaklığın üzerine bina edilir.

Türkçeye hizmeti ve katkısı ona ömür boyu minnet duymamızı gerektirecek kadar büyüktür. Anadolu’daki Oğuz Türkçesinin yazı dili olma aşamasında en büyük katkıyı sağlayan şair tartışmasız odur. Döneminin halk Türkçesi bütün güzelliği ve zenginliğiyle onun şiirlerinde kendini gösterir. Şiirlerindeki Arapça ve Farsça kökenli kelimeler halkın diline giren kelimelerle sınırlıdır. Türkçenin gücünü ve güzelliğini üstün dehasıyla ölümsüzleştiren bir sanatkârdır.

“Yunus bu sözleri çatar

Sanki balı yağa katar

Halka meta’ların satar

Yükü cevherdir tuz değil.”

Yunus’un aşk anlayışında son durak Tanrı aşkıdır. Pek çok şiirinde bu aşkı işlediğini görürüz.

“Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü

Bana seni gerek seni.” diyerek ömrü boyunca Allah’a kavuşma arzusuyla ilden ile gezip dolaşan bir gariptir o. Edebiyatımızda garipliği Yunus kadar içselleştiren başka şair var mıdır, doğrusu araştırmaya değer.

“Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin.”

Evet o bir Türkmen dervişidir. Diliyle, duygusuyla, tavrıyla, imanıyla, ahlakıyla bizim milletimizden biridir.

Türk milleti Yunus’u çok sevmiştir. Ölümünde yedi yüzyıl sonra bile şiirleriyle, felsefesiyle, düşünce ve duygularıyla milletimizin gönlünde bütün canlılığıyla yaşamaktadır. Görülen odur ki bundan sonra da yaşamaya devam edecektir.

Bu yazı 7522 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum