Babanız, evinize koşarak geldi; sende kahvaltıdasın, babanız, “Evimizi dünya eşkıyası basmış, anneni kardeşlerini bağlamış işkence ediyormuş. Ben sana geldim haydi beraber gidelim” dedi.
Siz, ne yaparsınız?
“Kahvaltımı yemeden olmaz” mı dersiniz?
Dünya eşkıyasına yapabileceğimiz bir şey yok baba, arkası sağlam mı dersiniz?
Köyümüzün muhtarı bir şey yapmıyorsa, biz ne yapabiliriz mi dersiniz?
“Öbür kardeşim askerden gelsin bakarız” mı dersiniz?
“Eşkıyadan mal almıştık, ya malı veya paramızı alalım da ondan sonra bakarız” mı dersiniz?
Harmanı kaldıralım da bir şeyler yaparız mı dersiniz?
Biz, dersimizi, bizi yaratanın kitabından ve o kitabı bize ulaştıran ve nasıl uygulanacağını da öğreten elçisi Muhammed aleyhisselamdan alırız ve onun dediğini deriz.
Kur’an-ı Kerim’i manasıyla beraber anlayarak okurken Nisa süresinin 75’inci ayetine geliniz, Kur’an hepimize sorarak emrediyor:
“Size ne oluyor ki, Allah yolunda, "Ey Rabbimiz, ahalisi zalim olan şu ülkeden bizi çıkar. Bize tarafından bir dost gönder ve bize tarafından bir yardımcı gönder" diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda çarpışmıyorsunuz?” (Nisa süresi ayet 4/75) diye soruyor ve emrediyor.
Sevgili Peygamberimiz de onu açıklar mahiyette:
“Sen, müminleri, merhamette, sevgide, yardımlaşmada bir vücut gibi görürsün. Vücudun organlarından biri rahatsız olduğunda vücudun bütün organları uykusuzluk ve ateşlenmeyle ona yardıma koşarlar” buyurur. (Buhari, Sahih, K. Edep, bab 27 Rahmetü’nasi ve’l- behaimi)
Organlarımızdan olan Kudüs bekçileri, dünya eşkıyasının desteğinde, Siyonist virüsüyle öldürülmeye başlanmış.
Bütün Müslümanların sahip oldukları güçle orantılı olarak onlara yardıma gitmeleri gerekir.
- “Yardım edeceğiz ama Akdeniz’de dünya eşkıyasının savaş gemileri ve savaş uçakları var”
-Peki, o gemi ve uçaklar, senin ülkene yönelirse ne yaparsın?
-Savaşırım.
-O saldırdığı, öldürdüğü, aç bıraktığı, sularını kestiği düşman, senin din kardeşini öldürüyor, senin adına Kudüs’ü bekliyor, onun işini bitirince sıra sana gelecek, şimdilik organının birini kesiyor.
- Senden daha güçlü gördüğün düşman, senin evine saldırdığını gördüğünde aynı şekilde mi davranır ve ondan korktuğun için evini yağmaladıktan sonra çocuklarınla beraber öldürülmesine göz mu yumacaksın?
Rabbimiz, “Onlardan korkmayın, benden korkun” diyor:
“Yeminlerini bozan, peygamberi sürgün etmeye çalışan toplumla savaşmaz mısınız ki, size karşı önce onlar başlamışlardı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer iman ediyorsanız, kendisinden korkmanıza en layık olan Allah’tır.
Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin; onları rezil etsin; onlara karşı size yardım etsin ve iman eden toplumların gönüllerini ferahlatsın.
Kalplerinin öfkesini gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, Alim'dir, Hakim'dir.
Yoksa sizin içinizden cihat edenleri, Allah’tan, Resulünden ve müminlerden başkasını dost edinmeyenleri, Allah ayırt etmeden bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Tevbe süresi ayet 9/13-16)
Bazıları, “Allah niye yardım etmez?” diyorlar.
Allah, yardımın, sizin ellerinizle olmasını istiyor.
Bu elleri yalnız yemek yesin, dolar saysın diye vermedi Allah celle celalüh.
Dünya imtihan salonu, malımız ve canımızla imtihandayız.
Allah bize el vermiş ve “Allah, onlara sizin ellerinizle azap etsin” diyor.
O kâfirlere haddini bildirmek için en değerli el silahını sana vermiş ve sen de o silahı saklamaya devam ediyorsun.
“Onlardan korkma benden kork” diyor, sen hala onlardan korkmaya devam ediyorsun.
Allah, Müslümanların en zayıf olduğu zamanlarda Nuh, Hüd, Salih, Lud, Musa aleyhisselamların düşmanlarını suda boğarak, şiddetli rüzgârla, kuvvetli sayha ile gökten taş yağdırarak düşmanları yok ettiğini haber verir.
Yeryüzünde bir tek Müslümanın olmadığı 570 yılında Mekke’yi yıkmaya gelen orduları, Ebabil kuşlarının attığı taşlarla öldürdüğünü Rabbimiz Fil süresinde haber verir.
Ama şimdi iki milyar Müslüman var.
Bunlar, yine Allah’ın verdiği ten ve canla, sahip oldukları mal, makam, servet, şöhretle, rütbeyle imtihan ediliyorlar.
Eğer bütün imkânlarını kullanırlarsa işte o anda Allah’ın yardımının yetişeceğini haber verir Rabbimiz:
“Ey iman edenler, eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed süresi ayet 47/7)
Dikkat ediniz, kimse Allah’a yardım edemez ama Rabbimiz, İslam dininin bütün kalplere ulaşması için çalışanları bu yolda insanlık düşmanlarıyla savaşırsa, mazlumların yanında olursa, Allah celle celalüh bu olayı Allah’a yardım gibi değerlendirerek sevap vereceğine de işaret etmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: