Taş Bina'nın Yeni Bir Fotoğrafı ve Yeni Yorumlar
Reklam
Reklam
Yusuf Yıldırım

Yusuf Yıldırım

Taş Bina'nın Yeni Bir Fotoğrafı ve Yeni Yorumlar

18 Ocak 2021 - 14:27

Kemal Arabacı Cumartesi günü Facebook’ta bir paylaşımda bulunup beni de etiketlemiş. Anlık bir bakış atıp tam üzerinden geçecek iken paylaşımdaki bir fotoğrafa takıldım kaldım. Çünkü o fotoğraf ilk kez ortaya çıkıyor ve çok fazla kültürel ögeyi de üzerinde barındırıyordu.

Sonrasında yaklaşık iki saat kadar Kemal abi ile bu fotoğraf üzerine konuştuk:

-Kemal abi, bu fotoğraf nereden çıktı?

-Bana İsmet Keçeci gönderdi. Ona da Beyşehir’den Serhat Haktan adlı bir beyefendi göndermiş.

-Acaba Serhat Haktan nereden buldu. Ben fotoğrafın ilk çıkış yerini bulayım.

***

Fazla zorlanmadan fotoğrafın ilk kaynağına ulaştım. Phebus Müzayedenin “https://phebusmuzayede.com/912-karaman-osmanlica-tabelali-dukkan-meslek-hamal.html” linkinde yayınlanmış olduğunu tespit ettim. Kartpostal olduğu değerlendiriliyor. Şimdi bu fotoğrafı gönül rahatlığıyla ve ayrıntılıca yorumlayıp değerlendirebilirim.

Fotoğraf Karaman’ın 1870’lerinden 1925’lerine kadar geçmiş 50 yılını tek başına açıklayacak ögeler taşıdığından yüksek tarihi değere sahip. Çünkü fotoğraf, geniş zamanda Karaman’ın ekonomik, kültürel ve sosyal hayatından bir kesit sunmakta. Bir bakışta Karaman’ın 20. yy öncesi ve başına ait sosyo-kültürel hayatı bu fotoğraftan anlaşılabiliyor.

İlk bakışta fotoğraf, yakın bir tarih izlenimi veriyor. Ancak farklılık ve özgünlük ayrıntılarda. Dikkatli incelendiğinde kadraja girmiş insanların Osmanlı giyimli oldukları görülmekte. Buradan bu fotoğrafın en geç 1930 tarihli olduğu ihtiyatlıca ve rahatlıkla söylenebiliyor. Ama ben mevcut birikimim ile bu fotoğrafın yılını tespit edebileceğimi biliyorum. Çünkü fotoğraf bize birçok ipucu da sunmakta.

Tabi fotoğraf 1930’lardan en az 10 yıl önce çekilmiş. Ama asıl sorun, 1897’de yapılan Taş Bina’dan ne kadar sonrasına ait. Öncelikle fotoğrafta gözün ilk aradığı nesne, 1922 yılında hemen Taş Bina’nın önüne konulan “Gavur Kızlar Çeşmesi” oluyor. Ben bu çeşme için “Dört Prensesli Çeşme” başlığıyla okuyucularca çok ilgi gören bir yazı yazmıştım. Yazı o kadar rağbet gördü ki, bazıları kendi yazmışçasına paylaşmıştı.

Tekrar fotoğrafa dönülürse Gavur Kızlar Çeşmesi henüz mekanına teşrif etmemiş. O zaman bu fotoğraf kesinlikle 1922’den önce. Bu bilgiyi hem çeşmenin üzerindeki tarihten hem de Sapancalı Hasan Hüsnü’nün 1922 yılında yazdığı Karaman Tarihi adlı kitaptan teyit edebiliyoruz.

Sapancalı’nın Karaman Tarihi için çizdiği şehir krokisinde çeşme, Taş Bina köşesinde işaretli. Ayrıca Sapancalı Taş Bina’nın önündeki alanın adının “Belediye Meydanı” olduğunu krokide belirtmiş. Yani 100 yıl önce yaşamış olsa idik, Atatürk Parkı’na Belediye Meydanı diyecektik. 1914 Konya Vilayet Salnamesi’nden de biliyoruz ki Karaman’ın haftalık pazarı, cumartesi günleri bu meydanda kuruluyordu

Fotoğraftaki dikkat çekici nesnelerden biri de yere yatırılmış çuvallar. Buğday çuvalları pazara getirilmiş ve satılmak üzere müşterilerini bekliyor gibi. Ama buğday çuvalı dik durur. Ayrıca bazılarının ağızları açık. İple birkaç yerinden bir çuvalın ağzı birbirine tutturulmuş. O zaman bu malzemeler çuval

değil, içindekiler de buğday değil! İkinci akla gelen seçenek; bunlar haral. Haral olma ihtimali çok yüksek. Çünkü bu çuvallarda buğday olsa hem yere yatırılmaz hem de ağızları büzülmüş olurdu. Bu malzemenin haral ve içinde de saman olduğunu kuvvetlice belirtecek diğer etken de ileride açıklayacağımız gibi mevsimin bahar, ayın da nisan ya da mayıs olduğudur. Yine de ihtiyatlı olmada yarar var. Belki de bu eşyaların bazıları saman çuvalı bazıları buğday çuvalı.

Fotoğrafın barındırdığı dikkat çekici bir diğer özellik insan tipleri. Dönemin üç sosyal tipi fotoğrafa girmiş. Öncelikle en sağda, geleneksel giyimli genç bir Karamanlı var. Başında sarıklı fes, ayağında kösele ayakkabı, örme yün çorap, bacağında şalvar ve üstünde gömlek belinde kumaş kuşak var. 20’li yaşların ortasında olmalı. Yüzü o kadar belirgin ki, günümüzden akrabalarına mutlaka benzetilecektir. Aynı giyim tarzıyla ama yaşlıca bir Karamanlı da fotoğrafın en solunda kareye girmiş. Tek fark, sarıklı başlığı fes değil de keçeden. Meydanın ortasında ve harallar arasında, ceketli ve kalpaklı bir başka kişi duruyor. Pantolonu şalvar. Ceketi açık renkli ve genişçe. Devlet görevlisi değil yani. Durduğu yerden ve giyiminden anlaşılıyor ki, bu bir tüccar.

Gelelim devlet görevlilerine. Taş Bina’nın önündeki ağaçlar altında iki, arkada duvar dibinde oturan iki olmak üzere kadraja dört devlet memuru girmiş. Bunların devlet memuru olduğunu bu kadar kesin söyleten ipuçları giyimlerinde saklı. Ayrıca tam da Taş Bina yani belediye önünde durmuşlar. Başlarındaki fes Hamidî. Hatırlanırsa her padişah döneminde memurlar da o padişahın fesiyle aynı modelde fes giyerdi. Abdülaziz’in fesi kısa iken Abdülhamid’in fesi biraz daha uzun ve ince idi. Buradaki memurların fesleri bu özelliklere uygun. Yani Abdülhamid’in fes modellerini takmışlar. Pantolonları dar ve ütülü. Yakışmış da. Üstlerinde gömlek, yelek ve ceket var. Ceketleri de ne geniş ne de iyice dar. Tam bedenlerine uygun ölçülerde. Belki de içlerinden biri Belediye Başkanı. Eğer fotoğraf 1912 yılına ait ise belediye başkanı Tartanzâde Emin Efendi…

Fotoğrafı tarihlendirmemizde en büyük kanıt ise ağaçlar! Aynı zamanda İkinci Abdülhamid’in de fotoğrafçısı olan Oppenheim’in 1899 yılında çektiği fotoğrafta Taş Bina, meydan, insanlar ve şadırvan vardı. Ama ağaçlar yok idi. Bu fotoğrafta ise ağaçlar çok büyümüş. Aradan hayli zaman geçmiş. Ağaçların çeşidi de şüpheye yer bırakmayacak biçimde kesin. Taş Bina’nın önünde bir dut ağacına sarılarak talvara tırmanan bir asma hemen fark edilmekte. Ağacın dut olduğu budama biçiminden ve filizlerinden belli olmakta. Aynı şekilde en soldaki yüksekçe ağaç da bir dut. Ortada ise cılız bir kavak zorlu kış şartlarından bahara yetişmiş gibi bir endam sergilemekte.

Büyük dut ağacı ile bir insan kolundan kalın görünen asmaya bakılır ve iyi sulandıkları düşünülürse bu ağaçların 15-20 yıllık olduğu rahatça söylenebilir. En erken 1900 yılında dikildikleri değerlendirildiğinde fotoğrafın 1915-1920 yılları arasında bir tarihe denk geldiği görülecektir. Fotoğrafın çekildiği mevsim hatta ay bile fotoğraftan belli olmaktadır. Malum dut ağaçları soğuklar vurmadan dallarından kesilerek budanır. Havalar ısınmaya başlayınca da filiz vermeye başlar. Fotoğraftaki dut ağaçlarının da oldukça uzun filiz verdiği görülmekte. Aynı şekilde asma da yapraklarını büyütmüş. Soldaki ikinci taş binanın damında da kar birikintileri var. Karaman’da bu şartların oluştuğu en iyi dönem nisan sonu mayıs başıdır. Kesin tarih için fotoğrafın arka sayfasındaki bilgileri görmek gerekecek.

Fotoğraftaki her bir nesne çok ilginç ve bunun ötesinde tarihi kanıt durumunda. İşte onlardan biri Taş Bina ve yan binadaki tenteler. Dikkat, Karaman o tarihte Anadolu’nun kör bir noktasında. Aslında Karaman halen kör bir noktada bulunuyor. Üstelik İhsan Duru’nun rahmetli Cengiz Tartanoğlu’ndan aktardığı sözü de üzerimizde taşıyoruz. “Çorak arazinin çorak insanlarıyız.”! Tehcire kadar Karaman’da ulusal ve uluslararası ticaretin temsilcileri Ermeniler idi. Ermeniler gerek ticaret faaliyetlerinden gerek Hristiyan olmalarından dolayı batı dünyası ile sıkı bir ilişki içinde idi. Bu tenteli iş yerleri de onlara ait olmalıdır.

Fotoğraf, hoş ve keyifli görüntüler de veriyor bizlere. Taş Bina önündeki kameriye ile sıra sıra ahşap banklar, mekânın aynı zamanda dinlenme ve buluşma yeri olduğunu gösteriyor.

Belki gözlerden kaçtı ama Taş Bina’nın arkasındaki bakımlı kerpiç bina sıradan değil. “Karaman Türk Ocağı 1925 Faaliyet Raporu” yazım yayınlandığı sırada bir başka araştırma konusu ortaya çıkmıştı. O yazıda Karaman Türk Ocağının bir bina satın aldığı ve orasını şube yaptığı yazıyordu. Karaman Türk Ocağı Başkanı Sayın Yunus Turan, araştırmayı kolaylaştıracak bilgiler vermişti o zaman. Yunus Turan’ın araştırmalarından elde ettiği bilgilere göre Karaman Türk Ocağı binası Taş Bina’nın arkasında idi. Şu duruma göre fotoğraftaki kerpiç bina da Karaman Türk Ocağı binası olmaya çok uygun.

Fotoğrafta bilinmesi gereken son bir nesne kaldı. Taş Bina giriş kapısının üstünde bir tabela var. Bu arada binanın ana girişi de o zamanlar bu cephedenmiş. Fotoğrafı yayınlayan site fotoğraf için “Karaman, Osmanlıca tabelalı dükkân, meslek hamal” başlığı kullanmış. Fotoğraf, tabelayı okumaya izin verecek kaliteden yoksun. Ama tabela metni tahmin edilebilir durumda. Bir kere tabela Osmanlıca değil Latince. Çok dikkatli bakılınca metin anlaşılıyor. Asma kapatsa da daha üstte, binanın mermer inşa kitabesi var. Orada kısaca eski yazıyla Belediye-i Karaman yazmakta. Tabelada da KARAMAN BELEDİYESİ metni görülebilmekte…


Bu yazı 6315 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • ASİBE KOÇER ÜLKÜ
    2 ay önce
    Sayın hocam, bir hazine bulmuşluğun heyecanını, mutluluğunu, gururunu; elde edilen bilginin yetkinliğini metninize çok canlı bir üslupla yansıtmışsınız. Okurken bir gömüden tek tek çıkarılan mücevherlerle kavuşmanın heyecan ve mutluluğuna erişiyor insan. Elinize sağlık.
  • Muzaffer Karaoğlu
    2 ay önce
    Sevgili Yusuf Yıldırım hocam... Okumayı sever ve her fırsatta birşeyler okumaya gayret ederim. Okuduğum her kitaptan, makaleden, öyküden yeni bir bilgiye ulaşmış olmanın hazzını yaşarım. Tüm samimiyetimle söylüyorum; uzunca bir zamandır, okuduğum bir yazıdan bu kadar keyf aldığımı hatırlamıyorum. Tıpkı bir arkeolog gibi, kazacağınız a***ın üzerinde görünenlere bakarak, her kazmayı büyük bir dikkat ve titizlikle vurmuşsunuz fotografa ve bulunması gereken herşeyi bulmuşsunuz. Bulmakla da kalmayıp, bu sefer de, kuyumcu titizliğiyle kelimeleri seçerek bize mücevher güzelliğinde bir yazıyla sunmuşsunuz bulduklarınızı. Çok teşekkür ediyor ve yürekten kutluyorum sizi.