Ortaoba'nın Ortasında Son Köy Odası
Reklam
Reklam
Yusuf Yıldırım

Yusuf Yıldırım

Ortaoba'nın Ortasında Son Köy Odası

29 Ağustos 2019 - 14:28

Yusuf Yıldırım

Geçen Cuma, 23 Ağustos.

Öğlenin sonu ikindiye biraz var.

Telefon çaldı.

Her zamanki vurguyla Yusuf! Nerdesin, diye seslendi Osman Nuri abi.

Olacak ya, o dakikalar arasında ben de Osman abiyi arayacaktım.

Mevzuya geldik.

-Benim köyde bir evde eski yazılı taş varmış onu okuyabilir miyiz, Yusuf?

-Okuruz Osman abi, muhtemelen “ Maşallah Bismillah ” yazılı 1300’lü bir rumi tarihtir. Çok bir şey çıkmaz zaten köyde kim ne yazar ki?

-Ne zaman gidelim?

Yarın gidelim diye sözleştiysek de duramadık ve atladık, yolların 4 çekeri Duster’ına! İstikamet Mercik, Mandason (Demiryurt), Kisecik üzerinden Ortaoba! Sohbet ede ede yol aldık. Karadağ sağımızdan bize eşlik etti. Hep Karaman yüzünü görmeye alışık olduğum Karadağ, batı tarafından bana garip geldi. Yabancıladım.

Uzaktaki tarlalar yer yer sarı olsa da yol boyu adam yutan mısır denizi tarlaları izledik. Ancak gözüm gönlüm kaderine terkedilmiş ıssız ve harabe köy okullarına takılı kaldı.

Kisecik de Ortaoba da büyük köyler. Beton evler ile Karadağ taşı malzemeli geleneksel evler birbirine karışmış. Aslında geleneksel evler beton evlere yenik düşmüş. Karadağ taşından ev kalmaz, bu gidişle.

Ortaoba’nın tam içine gelince bir ev dikkatimi çekti.

Osman abi de tam o evin kenarına durmaz mı?

Durdu.

Meğer bakacağımız ev bu evmiş.

Ufacık tefecik. Kutu gibi.

Çok düzgün ve ölçülü. Pencere kenarlıkları dışarıdan Osmanlı usulü görünüyor. Hani köyde olmasa bir mimar bir sanatkâr elinden çıkmış diyeceğim. Alt tarafı iki metre kadar siyah ve kırmızı Karadağ taşından örülmüş. Üst kata siyah Karadağ taşından örme sahanlı bir merdiven ile çıkılıyor. Basamaklar tek parça taş.

Önce kitabeye baktık. Kuzey batı köşesinin bir metre yükseğine yerleştirilmiş. Kitabe taşı da Karadağ taşından ama siyah değil. Biraz daha açık ve daha sert bir taş. Bunlar aslen volkanik bazalt taşlar. İri

tanecikleriyle fazla sıcak soğuğa gelmez kolay parçalanırlar. Hele nemi görürse kabuk soyulmuşcasına iri tanelerini atarlar. Öyle ince işlemeye ve süslemeye uygun değiller.

Kitabe de o yüzden daha sert bir taşa işlenmiş. İlk bakışta Mustafa ve 1349 tarihi okunuyor. Kitabenin sağ üst köşesinde harfleri birbirine girmiş bir kelime okunamaz gibi duruyor. Birkaç inceleme sonunda onu da çözdük.

“Mustafa Ağa 24 Mayıs 1349”.

-Bu kitabeyi babam yazmış, o zaman 20 yaşındaymış, dedi Osman abi.

- Köyün tek okuma yazma bilen insanıymış.

1349’un miladi karşılığı 1933. Yani bu ev 24 Mayıs 1933 yılında yapılmış. Ve Osman abinin babası 1913 doğumlu. Her şey doğru.

-Osman abi bu evi yaptıran köyün zengini galiba! Zaten kitabede de Mustafa Ağa diyor. Eski kültürde herkese ağa den(e)mez.

-Burası köy odası. Ortaoba’da her varlıklı insanın bir misafirhanesi olurdu. Benim babamın da vardı. Yakın zamanda yıkıldı. İster tanıdık ister yabancı dışarıdan gelen herkes bu köy odalarında kalırdı. Köy odaları ağanın evinin dışında ama yakınında olurdu. Odaya gelen yabancılar, at eşek neyse hayvanını odanın altındaki ahıra bağlardı. Sonra da yüksek avlulu evin kapısına ya da penceresine gelerek evdekilerin duyacağı biçimde “Misafir!” diye seslenirdi. Evin ahalisi de böylece odaya birinin geldiğini öğrenir ona yemek hazırlar gönderirdi.

-Osman abi ev yıkılmak üzere. Sanki 30 yıl olmuş terkedileli. Üç beş yıla kalmaz burası çöker.

-Evet buraya ya sahipleri ya da bir kurum el atmalı.

Aklım evin içinde!

Atletik olmanın da avantajıyla ele avuca sığmaz çocuk gibi merdiven sahanlığı yıkığı üzerinden eve atladım. Osman abi kalçasını incittiği için çok istekli olsa da yukarı gelemiyor.

Aman Allah’ım. Burası sıradan bir hane değil. Sofası da var. Eski deyimle bir göz bir aralık. Her yer dolap pencere. Pencereler, Selçuklu üslubu. Güneşi daha fazla alsın diye dıştan içe geniş. Oda ile sofayı ayıran ahşap bölüm yüklük olarak düzenlenmiş. Sofanın solundaki duvarın dört köşesine küçük gözler ortasına da bir küçük ocak açılmış. Zemin ahşap döşeme. Ama delik deşik. Hakeza oda da. Delikler yer yer büyük boşluğa dönüşmüş. Kirişler baştan başa duvara; alttan direklere tutturulu olmasa oda çoktan veda edecek. Tavşan gibi sekerek uzun adımlarla ilerliyorum oda içinde. Her adımımda bir sallantı bir titreme oluşuyor odada. Allah korusun zemin olduğu gibi aşağıya inebileceği gibi tavanda zemine düşebilir. Bir yandan da bol bol fotoğraf çekiyorum. Çok ilginç odada hem kapaklı hem ağzıaçık denilen dolaplar var. Ve hepsi beklenmeyecek biçimde sanatkarane işlenmiş. Hele ağzıaçıkların dalgalı kemerlerine verilen seyre doyumsuz salınım...

Çıkışta merdiveni kullanıyorum. Sahanlığın ön kenarı çöktüğü için yere eğimli uzanmış. Uzun tek parça basamak taşlarının bazıları yerlerinden çıkmış. Gözüm bir basamak taşına takıldı.

-Osman abi, buraya eski Türk damgası oyulmuş. Çok çatallı.

Beraberce inceliyoruz ve fotoğraflıyoruz. Damgalar konusu ayrı bir uzmanlık. Ancak bu damga; Bizans ordusunda lejyoner asker olarak hizmet veren ve 9. ve 10. yyda Karadeniz- Balkanlar üzerinden Anadolu’ya geçen Peçenek Türklerine ait bir iz olabilir.

Köy odasının geleceği karanlık! Dediğim gibi üç beş yıla dam çöker, duvar düşer oda bir taş ve kerpiç yığınına dönüşür. Sonra birileri gelir taşını bahçe duvarına götürür, tahtasını ağacını yakacak yapar. Kerpiç de toprak olur.

Ben olsam!

Şöyle özerk bir bütçem olsa!

Geleceğe bir bakışım olsa.

Bir de yetkim etkim olsa.

Güzel bir restorasyon sonrası burasını müze haline getiririm.

Ama ben o değilim.



Bu yazı 1433 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Osman Nuri koçak
    2 hafta önce
    Babamı, Tek okuyup yazan değil, Arap Harflerini harekesiz olarak ileri düzeyde okuyup yazan olarak düzeltmek gerek. Eski İdadiyi bitirmiş.