MHP VE YENİ ANAYASA: LİDER ÜLKE TÜRKİYE'NİN ŞAHLANIŞ...
Reklam
Reklam
Turan Şener

Turan Şener

Turan Şener

MHP VE YENİ ANAYASA: LİDER ÜLKE TÜRKİYE'NİN ŞAHLANIŞ BERATI

18 Ağustos 2021 - 12:02

Anayasa, devletin yapısını, hükümet şeklini, organlarını, bu organlar arasındaki ilişkileri belirleyen, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alan kurallar bütünüdür. Bu yönüyle birer toplumsal sözleşme hüviyeti taşıyan anayasaların toplumsal açıdan ele alınması elzemdir. Bu noktada, toplumsal yönetimin belirli bir süre için yine ilgili toplumdan çıkan gruplara devredildiği demokratik idarelerde söz konusu grupların temsilcileri olarak siyasi partilerin yaşamsal rolleri vurgulanmaya değer kıymettedir. Anayasanın teşekkülüyle toplumsal uzlaşma inşa edildiği bağlamda siyasi partiler de uzlaşı kültürünün oluşmasını, hatta sistematik hale gelmesini sağlayan yapı taşları olarak işlev görürler. Toplumun farklı gruplarının temsilcileri olarak siyasi partiler büyük resimde millet iradesini temel alan bir anlayışla, tam ve kâmil bir anayasa taslağını ortaya koymakla yükümlüdürler.
Anayasalar, zaman içerisinde ihtiyaçlara göre değiştirilebilen, güncellenebilen metinlerdir. Bu yönüyle dinamik sözleşmelerdir veya öyle olmaları birer yaşamsal gerekliliktir. Nitekim Türk siyasi tarihi incelendiğinde bu başlığın uzun yıllardır tartışılagelen bir konu olduğu görülmektedir. Yaşamın dinamik karakterinin doğal bir sonucu olarak görülen değişim ihtiyacı evrensel bir gerçek mertebesinde hemen her kesim tarafından kabul edilse de sıra anayasa çalışmalarına geldiğinde süreç siyasi söylem kalabalığında yitip gitmektedir. Ne yazık ki son altmış yıllık kronolojide belirli dönemlerde yürürlükte olan anayasaların neredeyse tamamı darbe sonrası demokratik makyajlı referandumların şaibesi altında, millet iradesinin meşruiyetinden uzak, kaba bir vesayet anlayışıyla üretilmiş metinlerdir. Oysa Türk devlet geleneğinin gerek seçimler ve demokrasi gerekse de toplum sözleşmeleri olarak anayasa metinleri noktasında kayda değer derinlikte bir müktesebatı haizdir. Geçmiş dönemlerde yürütülen anayasa çalışmaları incelendiğinde genellikle siyasi kutuplaşmadan kaynaklı çözümsüzlükler görülmektedir. Bu sonuçta ise millet iradesini temsil eden siyasi partilerin siyasete bakışları, yanı sıra sorumluluk anlayışlarının başı çektiği izlenmektedir. Teknolojik bir icadın yirmi dört saat dolmadan eskidiği günümüz koşullarında, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişle birlikte Türkiye’nin yeni anayasaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu artık bir fizik kanunu kadar kesin ve katidir. Ayrıca cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılını idrak edeceğimiz bu dönemde millet iradesiyle ve toplumun bütün kesimlerinin mutabakatıyla inşa edilmiş bir sivil anayasanın, Türk Milletinin “2023 Lider Ülke Türkiye” hedefinde en önemli yapı taşı olarak işlev göreceği hatırlanmalıdır.
Milliyetçi Hareket Partisi, kuruluşundan bugüne Türk milletinin kıvancı ve refahı için hiçbir sorumluluktan kaçmadan, millet ve devlet bekâsını her türlü siyasi kazanımın üstünde tutan ve bu çerçevede ilkeli ve dürüst siyaset üreten bir anlayışı temsil etmektedir. Kutlu bir mirasın yekûnu olan bu çizgi, yeni anayasa tartışmalarında da kâmilen korunmaktadır. Nitekim Milliyetçi Hareket Partisi 13. Olağan Büyük Kurultayı’nda Lider Devlet BAHÇELİ’nin önümüzdeki dönemde izlenecek yol haritası kapsamında beş başlıkta değerlendirdiği stratejik hedeflerin ikincisinde “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin dokusuna uygun ve onun doğru yürütülmesini sağlayan; sivil, geniş katılımlı, herkesi kapsayan, bir anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi” şeklinde bu çizgi açıkça ilan edilmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi, yeni anayasayı toplumsal bir ihtiyaç olarak görmüş, Lider Devlet BAHÇELİ’nin “gerektiğinde, şartlar elverdiğinde zamanın ruhuyla, milli ve manevi emanetlerin ufkuyla müsemma bir anayasanın yazılmasının kaçınılmaz bir görev” vurgusundan da anlaşılacağı üzere sorumlu bir siyaset anlayışıyla yeni anayasa konusunu siyasi rantı besleyen bir tartışma ve söylemden çıkarıp üzerinde uzmanların çalıştığı 100 maddelik bir taslak halinde somutlaştırarak Türk Milletine sunmuştur.
Türk Milletini merkeze alan bir siyasi sorumlulukla yürütülen bu yeni anayasa taslağı çalışmasında her şeyin üstünde Türk Milleti’nin varlığı ve onun hedefleri ortaya konulmuş, “devlet-millet uyumunu kökleştirmesi yegâne öncelik” olarak görülmüştür. Bu hazırlanan yeni anayasa taslak metninin hemen girişinde “Allah'ın lütfu, kardeşlik ruhu ve vatan sevgisiyle varlık bulmuş biz Türk Milleti' ifadesiyle derin tarihsel köklerimiz, bu minvalde kâdim milli kimliğimiz alenen ve ilânen vurgulanmıştır.
Yürürlükteki anayasaya toplumun hiçbir kesimi olumlu bakmamaktadır. En nihayetinde bir darbe anayasası olan ve bir baskı döneminde topluma dayatılan mevcut anayasanın, Türkiye’nin devlet politikası haline gelmiş “2023 Lider Ülke Türkiye” hedefine Milletimizi taşıyamayacağı gayet açıktır. Toplumsal düzeyde bu kadar olumsuz bakılan anayasanın değiştirilmesi ise siyaset kurumunun en temel işi olarak değerlendirilmelidir.
Siyasi partilerin taşıdıkları en temel sorumluluk milletin ihtiyaçlarını yerine getirmek ve milletin geleceğini teminat altına almaktır. Bu konu siyasal kutuplaşmadan uzak, bütün bir milleti kapsayacak çerçevede düşünülecek olursa milletin temsilcisi olan siyasi partilerin ivedilikle bu sorunu ortadan kaldırması gerekmektedir. Lider Devlet BAHÇELİ’nin de ifade ettiği üzere “artık uzlaşmak ve yeni bir anayasa hazırlamak milli vecibedir.”
Yeni anayasa tartışmalarında bir diğer durum ise siyasi partilerin faklı zamanlarda ülke gündemine “yeni ve sivil anayasa” söylemiyle çıkmalarıdır. Sık sık gündeme getirilen bu konu, bir turnusol kâğıdı işlevinde esasen siyasi partiler için milletimize olan samimiyetlerinin ölçülebileceği bir sınav, bir vaka örnektir. Özellikle mevcut anayasada düzenlenen ilk dört maddeye bakış açısı ve siyasi partilerin alacakları tavır, siyasette izlenen karmaşık ilişkilerin tam olarak okunması ve ortaya çıkması adına da önemlidir. Milliyetçi Hareket Partisi bu konuyu 100 maddelik yeni anayasa çalışmasında “Devletin genel esasları, ilk 5 maddede düzenlenen şekli ve nitelikleri aynen korunarak 1. maddede ele alınmış, maddenin son fıkrasında 'bu madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez' şeklinde ortaya koymuştur. Artık sıra sürekli yeni anayasa, sivil anayasa söylemiyle naylon gündem peşinde koşan siyasi partilerdedir.
Mevcut anayasa 19 kez değişikliğe uğramış, bu haliyle pek çok yönüyle tartışılmaya teşne bir hal almıştır. Bu durumda mevcut anayasa bağlamında en temel sorunun “sistem sorunu” olduğu belirmektedir. Çok farklı tarihlerde ve çok farklı saiklerle yapılan değişiklikler anayasanın ruhunu ve sistemini ortadan kaldırmış, hatta tabir-i caizse tadilatla yapının köhneliği, çürümüşlüğü kapatılamaz raddeye gelmiştir.
Yine dünyada yeni “hak akımları/hak kategorileri” oluşmuştur. Örneğin su hakkı, gıda hakkı, kültürel ve doğal varlıkların korunması kent hakkı gibi yeni haklar ortaya çıkmıştır ve bu haklar mevcut anayasada düzenlenmemiştir.
Bir diğer tartışma konusu da Türkiye’de kronik hale gelen ve mevcut durumda önemli görülen tartışma konularının anayasada düzenlenmemiş olmasıdır. Bu konular anayasanın içinde netleştirilebilir. Örneğin yerel yönetimler, yerel yönetimlerin merkezi idare ile ilişkileri, zaruri durumlarda yapılan atamalar, üniversiteler, üniversitelerin içinde yer alan hukuk, tıp, eğitim gibi temel alanların diğer ülkelerde olduğu gibi anayasa ile düzenlenmesi ilk bakışta zikredilebilecek başlıklardır. Ancak bunun yanında mevcut anayasada düzenlenen pek çok ayrıntı konunun da anayasadan çıkarılıp, bir çerçeve çizecek öz hale getirilerek sadeleştirilmesi sağlanabilir. 
Özellikle anayasanın en sık tartışıldığı konuların başında gelen Anayasa Mahkemesi ve yargı kurumlarının yeni anayasayla düzenlenmesi mevcut gündemden de anlaşılacağı üzere oldukça önemlidir. Anayasa Mahkemesi bir kanunun anayasaya neden aykırı olduğunu tespit ederken somut olarak hangi kriterleri kullanacağı ilkesi de anayasada mutlaka ve muhakkak belirlenmelidir.
Anayasa Mahkemesinde de oldukça yoğun bir şekilde görülen, siyasetin alanına gereksiz ve keyfi müdahale olarak tanımlanabilecek müphem koşullar ortadan kaldırılarak gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Diğer bir ifadeyle, siyaset ve hukukun alanı birbirinden net bir şekilde ayrılmalıdır. Esasen bir yargısal vesayet olarak da nitelendirilebilecek uygulamalar ivedilikle ortadan kaldırılmalıdır.
Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Ancak sayılabilecek pek çok konudan öte vurgulanmayı hak eden güncel gerçeklik şudur ki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikle yeni anayasa artık kaçılmaz, kaçınılmaz, ertelenmez ve elzem bir hal almıştır. Çünkü mevcut anayasa parlamenter sistemi dikkate alarak düzenlenmiştir. 1982 ve öncesi tarihsel kronolojide parlamenter sistem öngörülmüştür. Ancak 2017 Anayasa değişikliği ile gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş ile birlikte yeni tanımlar ve yeni ilkeler ortaya çıkmıştır. Örneğin kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı olarak yasama ile yürütme arasındaki ilişkilerde görülen belirsizlikler veya ileri sürülen tartışmalar anayasal platformda açıklığa kavuşturulmaya muhtaçtır. Özellikle meclis ile cumhurbaşkanlığı arasındaki denge ve denetim problemleri, meclis fonksiyonları ve bunların arttırılması, cumhurbaşkanının düzenleme yapabileceği alanların net bir şekilde ortaya konulması, cumhurbaşkanlığı idaresinin teşkilatlanmasındaki ilkelerin belirlenmesi (cumhurbaşkanlığı idaresi kanunla mı düzenlenir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle mi düzenlenir?) gibi konular yeni anayasayı kaçınılmaz kılmaktadır.
Sonuç olarak Türk Milletinin önümüzdeki nice bin yılda da vatan topraklarında bağımsız bir şekilde yaşaması, siyasi sınırlarla ölçülemeyecek kadar büyük olan gönül coğrafyamızda yaşayan ve kalpleri Türkiye atan soydaşlarımızın ve mazlumların dünyadaki gür sesi olması için millet iradesini arkasına alan bir anayasa mutlaka gerçekleşmelidir.
 

Bu yazı 2116 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum