Ölüme bir, hatırasına on ağlıyoruz
Reklam
Reklam
Sultan Akbulut

Sultan Akbulut

Sultan Akbulut

Ölüme bir, hatırasına on ağlıyoruz

19 Ekim 2020 - 10:30

Ölüm acısı, dünyadaki acıların hepsinden daha fazla can yakar. Çünkü insanoğlu ölüme bir, hatırasına on ağlar.

İnsanız ya, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar, kalp kırar, ortalığı yakar yıkarız. Taki ölümün soğuk yüzünü anca en yakınımızdakini yada bir şekilde hayatımıza değmiş birini kaybettiğimizde hatırlarız.

Bu ay benim hayatıma değmiş insanları kaybettiğim aydır. Verdiğim kayıpların, fotoğraflarda kalan anıların ayıdır Ekim. 10 yıl önce Ekim'in ilk gününde çok sevdiğim annem kadar değerli Hafize ablamı, yine bir Ekim günü gidip de dönmeyen Arif Kerem’i hatırlatan aydır.

Arif'in içinde olduğu her anıyı hatırladığımda burnumun direği sızlar. Bir kardeş kaybetmişçesine canım yanar. Onun gidişinin ardından geçen 13 yıla rağmen o kara gün daha dün gibi aklımda. "Arif’i kaybettik" cümlesi hep kulağımda. Ne zaman dost meclislerinde bir araya gelsek mutlak onun adı zikredilir. Çünkü herkesin onunla bir anısı vardır. Arif’in bendeki yeri hep ayrıdır.

25 yıllık kısacık ömrünün 15 yılını iyisiyle kötüsüyle birlikte geçirdik. Zaman zaman birbirimizi kırdık, kızdırdık ama hiç küs kalmadık. Çünkü o kin tutmayı becerebilen biri değildi. Özür dilemese de gönül almayı bilendi. Para onun için hiçbir zaman önemli olmamıştı. Daha çok yaptığı işi geliştirmek, yeniliklerin önünü açmak için ihtiyaç duyardı paraya. Ama dünyaları para olanlar tarafından önüne hep bir engel konulurdu. Yine de o pes etmez elinden geldiğince planlarını hayata geçirmeye çalışırdı. O kurumda çalıştığım yıllarda da hep derdim yine diyorum eğer bugün Arif hayatta olsaydı o kurum çok daha farklı yerlerde olabilirdi.

Olanları değiştiremediğimiz gibi, öleni de geri getiremiyoruz. Nefes almak için pencereyi değil de fotoğrafları açtığımız an anlıyoruz kime yenildiğimizi. Kaybettiklerimizin ardından biriktirdiğimiz anıları yazmak ise kolay olmuyor. Çünkü ölüm kabullenilmesi zor bir süreç. Aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun unutulmuyor. Sadece unutmuş gibi yapıyoruz. Kayıplarımızdan bahsederken geçmiş zaman dilimini kullanmak ise içimizi acıtıyor çoğu zaman.

Ekim ayı, hazan ve hüzün mevsimi olarak bilinen sonbaharın bir ayıdır. Bu mevsimde adeta ömrün son demlerini hatırlatır bize tabiat. Solan ağaç yaprakları dökülür, kurumuş otlar savrulur, yeni bir bahara kanat çırpar kuşlar.

Sevgili Arif'in de ölümünün üzerinden 13 mevsim geldi geçti. Yaprakların sarardığı, havaların soğuduğu bir mevsimde çok erken terk ettin bizleri. Hayallerin vardı, umutların vardı. Hepsi yarım kaldı. Aramızdan ayrılıp ebedi uykuna yatışının 13. yılında da  unuttum sanma seni. Duamdasın.

Bu yazı 1933 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum