Her sene, sadece Karamanlıların kutladığı, özel bir günümüz olur…
Özellikle yaşı kırkın üzerinde olanların çok önem verdiği bu gün, 21 Haziran 1989 tarihinde il olma hayalimizin gerçekleştiği günden başkası değildir.
O gün, köklü tarihi ile Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli aktör olan Karaman’ın layık olduğu yere getirildiği gündü.
O gün, yıllar boyu sayısız heyetler ile Ankara kapılarını aşındırdığımız, sayısız Devlet Adamını ağırladığımız çalışmalarımızın, meyvesini aldığımız gündü.
O gün, siyasi görüşlerimizi bir kenara bırakıp, sıkıca kenetlendiğimiz bir gündü.
Hani bir deyim vardır ya “ anlatılmaz, yaşanır” diye.
İşte öyle bir duygu idi o gün yaşananlar. Senelerce, babalarımızın, dedelerimizin peşinde koştukları bu hayal gerçeğe dönüşmüş, Karaman Türkiye’nin 70. İli olarak siyasi haritada yerini almıştı. Her parkta davullar çalmış, kalabalıklar toplanmış, dellalde sürekli olarak “Karaman il olmuştur, plakası 70’dir” anonsları yapılmaya başlanmış, yeni ilimiz çoluğu, çocuğu ile sevgi yumağına dönüşmüş, sokaklar renk cümbüşü olmuştu adeta.
Artık Karaman il olmuştu.
Karaman, ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda kendi kimlik ve kişiliğini taşıyan, özellikle turizm açısından gelecek vaat eden bir bölge olmuştu.
Hele ki, Ermenek gibi doğallığı ile öne çıkmış ve kendine has kültürü ile adını duyurmuş bir coğrafyanın, Karaman’ın en büyük ilçesi olarak yeni haritada yer alması güç katmış, turizm anlamında “bizde varız “ sözcüğünü kullanmamıza yol açmıştır.
Bizlere güç veren diğer oluşumun ise tüm dünyada adı Karaman’dan önde giden Divle Peyniri ile tanıdığımız Ayrancı’nın, ilçemiz olarak tescil edildiğine tanık olmamızı gösterebiliriz.
Başta Işın Çelebi ve Ali Pınarbaşı olmak üzere, bu günleri yaşamamızda emeği geçen tüm hemşehrilerimizi saygı ve minnet ile anıyor, ne güzel yapmışlar diyorum.
Evet, Aradan 37 yıl geçmiş.
Koskoca 37 yıl.
Bu zaman zarfında Karaman’ın neler kazandığı, neler kaybettiği de konuşulacaktır elbette.
Ama ivedilikle konuşmamız gereken bir konu olduğuna, Karaman’ı çok büyük bir tehlike beklediğine eminim. O da önümüzdeki günlerde belirlenecek haritada Ermenek’in Alanya, Ayrancı’nın ise Ereğli sınırları içerisinde yer almasıdır.
Zaten tanınırlıkta büyük sorun yaşayan ilimizden bu iki ilçemizin ayrılması ile sıkıntı çektiğimiz tanıtım çalışmalarına büyük sekte geleceği ve bugüne kadar yapılan çalışmaların tümünü çöpe atmakla eşdeğer olacağı bilinmelidir.
Böylesine önemli bir konunun hiç zaman kaybetmeden ele alınması, çözüm önerilerinin değerlendirilmesi ve hemen çözüm çalışmalarına başlanması, her birimin, her bireyin görevi olmalıdır. Mülki idarenin, yerel yönetimlerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Siyasi Partilerin kimseyi ötekileştirmeden, egolarını bir kenara bırakarak, oluşturulacak plan dâhilinde çalışması bu görevin tanımı olmalıdır.
Özellikle iktidar Partisi milletvekillerinin bu konuya eğilmeleri ve üzerine gitmeleri bizleri çözüme ulaştıracaktır.
Peki, ne yapacağız?
Nasıl bir yol izleyeceğiz ki, güzel ilimizin yararına bir sonuca ulaşalım; Bence ilk çalışmalarımız, bu iki ilçemizin İlimiz bünyesinde kalmasını sağlamak olmalıdır. İkinci çalışmamız ise, tüm gayretlerimize rağmen iki ilçenin ayrılması halinde, izlenecek yol haritasının çizilmesidir.
Bu çalışma için en önemli düşünce ise Mut’un Karaman’a bağlanması şeklinde olacaktır.
Çok önem gösteren bu düşünce için geçmişte Mut yaşayanları üzerinde yapılan referandumda Karaman’a bağlanalım diyenlerin oranı yüzde doksanların üzerinde çıkmıştı.
Bu yüzden, izleyeceğimiz yolun Mut’un Karaman’a bağlanması şeklinde olması en geçerli yol gibi gözüküyor.
Milletvekilleri, Mülki ve Yerel Yönetim, Siyasi Partiler, Oda Ve Borsalar ile tüm sivil toplum kuruluşlarını bu konudaki duyarlılıklarını göstermeye davet ediyor, asli görevlerinden birinin de bu olduğunu anımsamalarını, tüm kalbimle diliyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: