Bugün çok değerli bir edebiyatçı kardeşim ısrarla beni aradı. Sonunda sakin bir ortamı yakaladım ve ben onu aradım.
İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilemedim.
Öyle şeyler anlattı ki telefonum elimden düştü.
Bir de el yazısı ile kaleme aldığı üç sayfalık bir yazı gönderdi.
Aşağı yukarı bana anlattıklarının belgelenmiş haliydi.
Yazısının başlığı da “YAPAY ZEKÂ YAPAY EDEBİYAT”.
Özellikle 2015 sonrasında yazılan edebi eserlerden biraz uzak mı dursak diyor.
Biraz gayret sarf edersek Nazım Hikmet’ten daha kaliteli Nazım şiirleri yazabileceğimizi ve bunları kendi eserlerimizmiş gibi topluma kakalayabileceğimizi söylüyor.
İnsanın öz varlığının beyanı olan edebiyata harcayacağımız zamanın çok azını yapay zekâya harcayarak daha kaliteli bir paralel edebiyat gerçeğini oluşturabileceğimizi bugün o dosttan öğrendim.
Bu arkadaşım İbrahim Üçbaş Hoca idi.
Etrafımızdaki birden şaha kalkan kelimeler ve notalar aleminin alameti farikasını da anlamama yardım edecek olan o kadar çarpıcı örnekler verdi, saptamalar yaptı ki, bu alanda çoktan yaya kaldığımı gördüm.
Ben yapay zekânın, insan yaratıcılığının ateşleyici unsuru, icatları ve çağdaş yaşam normlarını geliştirecek, tetikleyecek bir alın lâmbası olacağını umut ederken, onun sayesinde paralel ve sahte bir yapay dünya yaratmaya doğru hızla koştuğumuzu gördüm.
Elbette onun sayesinde derken, insanımızın uyanık kullanım pratiğinden söz ediyorum.
İbrahim Hoca dedi ki;
Yazar Özdemir İnce, test için yapay zekâdan bir alanda yazarak kendisini desteklemesini istemiş. Gelen ürüne bakmış bakmış ve yapay Özdemir İnce’ yi kıskandığını söylemiş.
Ayrıca “etrafına daha dikkatli bak hocam, dikkatli bakarsan hayli yakınına kadar geldiklerini görebilirsin" dedi.
Karaman Şair ve Yazarlar Birliği Başkanı olarak bu konuda bu kadar cahil olmamı da hazmedememiş anlaşılan. Şöyle bir embelliğine dokunayım demiş.
Yalan mı gerçek mi diye bilinmesi olanaksız olan çalışmalar varmış.
“Ben yapay zekâyım” diye bağıranlar da…
Anlaşılan o ki; bu yapay zekâ denilen zalim, acımasız bir kirlilik oluşturacak gibi.
Neyin gerçek neyin taklit olmasının bazı alanlar için çok önemi olmayabilir ama edebiyat öyle mi ya…
Edebiyatın yolu gerçek insanı arama yoludur. “İnsan-ı Kâmili” …
Gerçeği ararken elde olanı yitirmek de varmış.
Bu konuda daha çok yazacağım galiba.
Çünkü taklit olana fazlaca gıcığım.
Özgün olana meftunum.
Özgün olanda hata olması doğaldır.
Onu özgün eden zaten o hatalar o eksikler değil midir?
Eksik olmazsa kendimizi ararken “neleri tamam ettik” diyebileceğiz ki?
Nasıl “hamdık piştik elhamdülillah” diyeceğiz ki?
İnsanın hatasızlığının çirkinliği beni tiksindiriyor.
Halbuki hatasızlık tek hakka mahsus değil midir?
YAPAY İNSAN
Yayınlanma :
15.06.2026 22:06
Güncelleme
: 15.06.2026 22:06
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: