Toplumu toplum yapan faktörlerin en başında bireylerin birbirine olan güven ilişkisi gelmektedir. Bu güven duygusunun zedelenmesi veya kaybolması toplumun itibarını düşüreceği gibi kişilerin ticari, sosyal ve ekonomik hayatlarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Son dönemde gerek internet üzerinden gerekse fiziki olarak yaşanılan dolandırıcılık hadiseleri artmış ve vatandaşların mağduriyeti önüne geçilemez bir hal almıştır.
Toplum içerisindeki güven ilişkisini ve bireylerin malvarlığı değerlerini korumayı amaçlayan kanun koyucu da TCK/157-158 maddelerinde dolandırıcılık suçunu ve karşılığındaki cezayı düzenlenmiştir. Öncelikle vurgulanması gereken husus kişinin dolandırıcılık suçundan dolayı ceza alması hukuki sorumluluğunu da beraberinde getirmekte ise de ceza yargılamasında mağdur lehine doğrudan bir tazminata hükmedilmesi veya alacağın tahsili söz konusu olmamaktadır. Her ne kadar fail ceza yargılaması sırasında mağdurun zararını gidermesi mümkün olsa da bu durum zorunluluk teşkil etmediği gibi yalnızca failin alacağı cezada indirime gidilmesini sağlamaktadır. Bu sebeple parasını veya diğer malvarlığı değerlerini kaybeden vatandaşların hukuk davası veya icra takibi yollarına başvurması gerekmektedir.
Basit dolandırıcılık suçunu düzenleyen TCK/157’ye göre “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” denilmiştir. Serbest hareketli bir suç olması sebebiyle çeşitli şekillerde işlenebilen dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için temelde üç şart aranmaktadır. İlk olarak failin hileli bir hareket sergileyerek mağdurun yargılama ve karar verme yetisini ortadan kaldırması gerekmektedir. Bahsi geçen hileli hareketin nitelikli bir yalan olduğu ve mağdura zarar verme kastıyla yapılması gerektiği belirtilmelidir. Diğer bir ifadeyle hile, basit bir yalandan öte karşı tarafı aldatacak güçte ve yoğunlukta olmalıdır.
Diğer şart ise aldatmadır. Buna göre hileli hareketin bir sonucu olarak mağdurun aldatılmış olması aranmaktadır. Ancak bu aldatmanın kriterlerinin önceden ortaya konulabilmesi mümkün değildir. Zira her olay ve mağdurun şekline göre aldatılma fiili farklılık gösterebilir. Bu yüzden hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Son şart ise zarar olup failin hileli hareketleri sonucu aldatılan mağdurun maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Madde metninde ifade edildiği üzere suçun failinin mağdurun veya başkasının zararına, kendisinin veya başkasının yararına haksız bir fayda elde etmesi aranmaktadır.
Yargıtay kararına konu olan olaylarda; Sanık A.'nın evli olduğu halde evli olduğunu söylemeden şikayetçiyi aldatarak şikayetçiden 13.000 TL’lik takı alması (Yargıtay. 15. CD. K. 2020/5049), Sanığın mağduru arayarak "hesabıma yanlış para yattı, iade edilebilmesi için para yatırılması gerekiyor" diyerek mağdurdan toplam 990 TL para alarak geri ödememesi (Yargıtay. 15. CD. K. 2020/10723), Tutuklu olarak yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyasında tahliyesini sağlayabileceği vaadiyle şikayetçiden para alan sanığın fiili basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir. (Yargıtay 11. CD. K. 2023/1740)
Dolandırıcılık suçunun nitelikli halini düzenleyen TCK/158’de ise suçun belli dini, sosyal, mesleki, teknolojik araçların veya kamu kurumlarının araç olarak kullanılmasıyla veya örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde cezanın artacağı belirtilmiştir. Örneğin; dinin istismar edilmesi, kişinin içinde bulunduğu zor durumdan yararlanılması, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması gibi.
Dolandırıcılık suçları takibi şikâyete bağlı değildir. Yani savcılık suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez kendiliğinden soruşturma yapmak ve suçun işlendiği kanaatindeyse soruşturma neticesinde kamu davası açmak zorundadır. Yalnızca basit dolandırıcılık suçu açısından uzlaşma prosedürü uygulanacaktır. Ancak nitelikli dolandırıcılık suçu uzlaşma kapsamında değildir.
Bu noktada dolandırıldığını düşünen vatandaşların zaman kaybetmeksizin karakola veya savcılıklara giderek suç duyurusunda bulunmaları buna mukabil kolluk ve savcılık birimlerinin ise ivedilikle harekete geçmeleri elzemdir. Zira yapılan soruşturma ve kovuşturma neticesinde failler cezalandırılsa dahi zararı giderilmeyen bireylerin mağduriyeti devam etmektedir. Aynı şekilde her vakıanın da dolandırıcılık suçuna vücut vermeyeceği şikâyet edilse bile hukuki uyuşmazlık gerekçesiyle Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK) verilebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle söz konusu süreçlerin avukat yardımıyla yürütülmesi hak kaybını engelleyecektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: