Uyanış Güzelliği…
Reklam
Reklam
MİSAFİR YAZAR

MİSAFİR YAZAR

Uyanış Güzelliği…

30 Ağustos 2019 - 10:57

Gazeteci - Yazar Hasan Özünal

Uyanış güzel bir kelime idi. 

Karaman’da  52 yıl önce yayına başlayan Uyanış Gazetesi de Karaman için bambaşka bir güzellikti.

Genç veya çocuk olma konusunda bir türlü karar veremediğimiz yaşlarda idik. Okula erken başlama ve hep büyüklerimizle hemhal olmak bizi de erken büyütmüştü.

Bir gurup büyüğümüz hararetli konuşmalar yapıyorlar ömrümüzde ilk defa duyduğumuz kavramları ve konuları tartışıyorlardı. Bu konuşmalardan sonra Uyanış doğdu. 

O günlerde Karaman’da başka gazete yoktu. Karaman kendi halinde ama kültürü yerli yerinde bir şehircik idi. TV bilinmiyor, internet daha telaffuz edilmiyor, tek iletişim aracı TRT radyosunun tek kanalı idi. Yerelde haberler bugünden de hızlı yayılıyor, fısıltı ve dedikodu merkezleri görevlerini yapıyordu. 

Elbette sonuç çocuk iken oynadığımız telefon isimli oyuna dönüyor, olaylar ak iken kara, kara iken al al oluyordu.

15 günlük çıktı ilk Uyanış, A4 kağıdı ebadında ve tek yaprak iki sayfa. Sonra hemen haftalığa döndü ve aynı ebatta 4 sayfa oluverdi. 

Gazete günü iple çekiliyor, her biri değerli kalemler olan yazarlar bir solukta okunuyor, geçmiş bir haftanın özet haberleri bayatlamamışçasına taze sayılıyordu.

Baskı el pedalı denilen iptidai bir makine idi. O yıllarda başladık mürekkep yalamaya. Kavalet, kumpas, kadrat, alyan, kale, hurufat, sütün, punto gibi terimlerle tanıştık. (Hatta adını kendimizin uydurduğu harfleri hizaya getiren bir “takatuka”mız bile vardı) Her bir harfi kavalet denilen kasalardan alıp, kumpas denilen el aletine bir nizam içinde yerleştirip, arasına espasını atıp, 5-6 satır olunca kaleye indirip, sonra da daha büyük punto harflerden başlık hazırlayıp sayfa bağlama dediğimiz işlem tamamlanırdı. 

Sonrası el pedalına atılan kalıptan bir kopya alınır tashih yapılır, daha sonra elde özel bir cımbız, pösteki sayar gibi, yanlış harfleri diş söker gibi, yerinden çıkartılır doğru harfler konulurdu.

Değil 4 sayfayı 2 sayfayı bile aynı anda basmak mümkün olmadığından her sayfa tek tek basılır. Sırası ile de katlama yapılarak 4 sayfa tamamlanırdı. 

El pedalında motor yoktu, insan gücü ile, bir levye el ile çekilerek hareket sağlanırdı.

Motorlu ve kazanlı tabir edilen pedal geldiğinde bayramımız olmuştu. Hem ebat büyümüş hem de çok seri baskı yapılabiliyordu. Ama dizgi hala işkence gibiydi. 

O işkenceyi de kurşunu eritip her satırı tüm döken linotip dizgi makineleri sonlandırdı. 

Derken her iki sayfayı basacak büyük makineler geldi. Bu makinler yerini ofsete bıraktı. Derken bilgisayar dizgisi ve asetat kalıp girdi devreye. Baskı işkence olmaktan çıktı. 10 kişinin bir haftada yaptığı tüm işlemler birkaç kişi ile birkaç saat içinde yapılır hale geldi. Tabi sermaye ve maliyet de devasa boyutlara ulaştı

Bu işin baskı yönü. 

Bize düşen bu işlere katılmak, ama esas sorumluluğumuz içeriği hazırlamaktı. Küçücük bir belde. Olaylar sınırlı, hareket sınırlı. Haber temini zor. 

Derken bir de vasıflılık kavramı girince devereye, hem günlük çıkmaya başladık, hem de belirli oranda yerel haber yapma zorunluluğu da bindi. Adli ve hükümet kaynaklı olaylarda duyduğunu yazma yasağı da var bir yandan. Kaymakamlık tarafından çıkarılması gereken vukuat raporunda yer almayan adli olayları ve yine kaymakam tarafından açıklanmamış resmi olayları yazmak küllen yasak. 

Kaymakamlık kaleminde daktiloya bir kağıt ve arasına karbon koymaktan kaçınan memurlar o vukuat raporunu bir türlü vermezler. Kıvran babam kıvran.

Aldık diyelim. Haberleştirmek için değil bilgisayar, daktilo bile yok. Çalakalem yazmak zorundasınız. Üstelik zamanla büyük bir yarış halinde ve üstelik habercilik dilinde. 

Bunun için de okumak, incelemek ve takip etmek gerekiyordu.

Günlük olan Uyanış küçücük beldede yüzlerce aboneye elden dağıtılır, yurtiçinde ve yurtdışında bir o kadar kişiye de posta yolu ile ulaşırdı. Karamandan bir hafta önce gönderdiğim gazetenin tam bir hafta sonra Konya’daki adresinde otururken teslim olduğuna şahit olmuşuzdur. Üstelik bu posta hızı ile…

Yine de Okurumuz sahip çıktı. Gecikme ve diğer olumsuzluklar onları yıldırmadı. Yıllarca çok yüksek tirajlarda yayınlandı Uyanış.

Biz de çocukluğun son, gençliğin ilk yıllarında doğumuna şahit olduğumuz ve güç verdiğimiz Uyanışa gün geldi yazar, başyazar ve hatta yazı işleri müdürü bile olduk. Yazdık, bastık, kapı kapı dağıttık, yine kapı kapı gezerek abone yaptık, emek, alın teri ve göz nuru akıttık. Öğrencilik ve banka memurluğu bir süre bizi ayırdı. İlk makalelerimizi bile yaşımız küçük olmasından gizli gizli yazar, müstear (takma) isimle yayınlardık.

Yurt çapında aynı isimde dergi, gazete ve yayın organları olunca başına Karaman’da kelimesi ilave zorunluluğu doğdu. Uyanış Karaman’da Uyanış oldu ama okuru hala ona sadece Uyanış der. 

Daha sonra ticari sebeplerden Kardeşim Ahmet Küçükcicibıyık devraldı. Hem de en zorlu yıllarda. TV yaygınlaşmış, hatta yerel radyo ve TV ler bile yayına başlamıştı. Ahmet yılmadı, insanüstü bir çaba, sabır ve gayretle direndi. 

Ofsete geçen gazete baskı olarak hep güzel oldu. Nizampaj ve içerik olarak çizgisini hiç bozmadı. Kalemini hiç satmadı ve kiralamadı. İlk günkü Uyanış, başlayan ve zamanla ayrılan o büyüklerimin azmettiği yolda hep dosdoğru yürüdü. Halkın sesi oldu. Doğrunun savunucusu, sorunların hatibi, çözüm yollarının mimarı oldu. 

Zaman zaman kardeşler kazandı. Birlikte yol aldı. Gelene hemen yanında yer verip rakip kabul etmedi. Gidenin arkasından zil takmadı ve hep üzüntü duydu. 

Günümüzde resmi ilanlarla oynayanlar, yerel basın üzerinde kara büyü yapmaya kalkanlar, işleri yine güçleştirseler de Uyanış Karaman için bir değer olmaya devam ediyor. Kardeşim Ahmet ve Ailesi bu işi en iyi yapma gayretlerinden taviz vermiyor. Evladım, Yiğit Murat Özünal’ın da Ahmet Amcası ile birlikte ilk aşkımız, ilk sevdamız ve ilk evladımız diyebileceğimiz Uyanışa hayat vermesi büyük bir mutluluk.

Sağ olun Uyanış Ailesi. Sizi ayakta alkışlıyoruz. 

Bu azminiz gayretiniz ve tavizsiz duruşunuz nedeni ile daha çok uzun yaşları sağlık oldukça kutlayacağımıza da eminiz, kefiliz…

Yarım asır gibi uzun bir yaşamın dev çınarı olarak nice 52. Yaşlar dileriz. 

Bu yazı 1202 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum