Atın, odunun, suyun, kömürün, petrolün, güneşin, rüzgârın bünyesinde taşıdığı şeye “kuvvet” diyoruz.
İlim adamlarımız tarihin en eski zamanlarından beri at, odun, su ve rüzgâr kuvvetini hatta güneşin kuvvetini de kullanarak, onun enerjiye dönüşmesini sağlamış ve işlerini kolaylaştırmışlar.
Var olan kuvvetin, faal/aktif hale gelmesine de “güç” diyoruz.
Suyun kuvvetinin su değirmenlerinde, buharlı makinelerde kullanılması gibi.
Suda, rüzgârda, kömürde, petrolde, güneşte var olan kuvvetin elektrik gücüne dönüştürülmesi gibi.
İktidara gelen, iktidar kuvvetini kullanırsa muktedir olur; o kuvveti kullanamazsa iktidarda kalır, ama muktedir olamaz kullanılır.
Biz evden çıkarken, Sevgili Peygamberimize uyarak, “Bismillah, tevekkeltü alellah, la havle vela kuvvete illa billah/Ben, bana verdiği ayakları, gören gözü, kaldıran kası… veren Allah’ın adıyla yola çıkıyorum; O’na dayanıp güveniyorum; çünkü O’ndan başka kuvvet ve güç verecek yoktur” diyerek yolumuza gidelim.
Kaviyy ve Metin olan Rabbimiz, atımızdan, tankımızdan, silahımızdan, okumuzdan, füzemizden önce silahı tutanın bilek olduğunu, bileği de yönlendirenin yürek olduğunu bilip, bileğin de, yüreğin de sağlam, güçlü, korkusuz olmasına ağırlık vermiş.
Sevgili Peygamberimiz de Mekke’de 13 yıl insanların gönüllerinin imanla süslenmesi ve güçlenmesi için önce İman, sonra ameli salih/Rabbimin kurallarına uygun işler yapmayı öğretmenin ötesinde amel/eylemin, hücrelerin olmazsa olmazı haline getirmiş.
Tenle iman, gül yaprağıyla, gül kokusu gibi olmuşlar.
Ama sinekler, gül yaprağına konmazlarmış.
Yarasalar, aydınlıktan hoşlanmazmış.
Yoksa dünyanın en üstün silahlarına sahip olsanız, korkuyla, parayla, makamla, akla gelmedik başka şeylerle satın alınıp silahı kendi halkına çeviriverirler.
Casusluktan içeride yatanlarla Saddam’ın generalleri gibi olurlar.
Kapitalist kâfir de, komünist kâfir de Müslüman’dan hoşlanmaz ve İslam düşmanlığı yapar.
Ülkesinin ekonomik kuvvetini kendisi ve çevresindeki kodamanlarla paylaşan ve tüm ülkenin servetini onlara tahsis ederek diğerlerini köle gibi kullanan çağdaş Ebu Cehiller, her çağda olacağından Rabbimiz Medine’de indirdiği ayetiyle faydalı ilme, kâmil imana, sağlam bileğe, korkusuz yüreğe sahip Müslümanların kuvvet hazırlamasını emreder:
“Onlara gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın ki onunla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı, Allah'ın bildiği, sizin bilmediğiniz (düşmanları) ve onlardan başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız size tam olarak verilir. Ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal süresi ayet 60)
Ayet doğrultusunda kuvvet hazırlığı yapan Müslümanların bu çalışmalarının da ibadet olduğunu Sevgili Peygamberimiz şöyle haber verir:
Son Dakika Haber
Ukbe bin Amir diyor ki, Allah’ın Resulünü şöyle derken işittim, “Aziz ve Celil olan Allah, bir okla, üç kişiyi cennete sokar,
İyilik olsun diye ok yapanı,
Oku atanı,
Ok atana yardımcı olanı cennetine kor.
Atıcı olunuz, binici olunuz.
Sizin atıcı olmanız, binici olmanızdan bana daha sevimlidir.
Üç oyun lehviyyattan (boş eğlencelerden) değildir.
1-Kişinin atını eğitmesi,
2-Ailesiyle oynaşması,
3-Yayıyla okunu atması.
Kim atıcılığı öğrendikten sonra onu terk ederse, o nimete sırt dönmüş olur veya nankörlük etmiş olur.” (Ebu Davud, Sünen, K. Cihad, bab 24 ve Müslim, Sahih, K. İmare, bab 52)
Ashab-ı kiramın her biri ok atmada, at veya deve yarışlarında mahir idiler.
Onun için Sevgili Peygamberimizin bugünkü gibi paralı askerleri yoktu.
“Haydin Hayber’e” dediğinde, münafıklar ve üç hatalı sahabeden başka Medine’de kalan yoktu.
Harp oyunlarını, ibadet sayan bir dinin ümmetiyiz.
Geceyle gündüz, acıyla tatlı, siyahla beyaz kıyamete kadar var olacağı gibi müminle kâfir de kıyamete kadar var olacaktır ve birbirleriyle mücadele edeceklerdir.
Onun için hayvanlardan aşağı olan kâfirlerin topluma ve çevreye zarar vermemesi,
Karada haydutluk yapmaması, havada ve denizde korsanlık yapmasını engellemek için müminin imanı, ilmi, cesareti, ekonomisi, gece gündüz hazır ol vaziyetinde olmalıdır.
Sulh zamanlarında bu kuvveti hazırlamak kâfirin saldırısını caydırır.
Sizin tanımadığınız düşmanlar sizden korkarlar. Bizim düşmanlarımız Allah’a düşman olanlardır.
Önce Hakk’ın tarafında olacağız.
Sonra haklı olacağız.
Sonra Hakk’ın yardımını çekebilmemiz için Cenab-ı Hakk’a güveneceğiz.
Kalplerimizi birbirine sevgi bağıyla bağlayacağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: