1945 yılında sonlanan ve dünyamızda ağır zayiat ve buhrana sebep olan özelliklede Avrupa’yı fazlasıyla etkileyen 2.Dünya Savaşı’nın akabinde, Avrupa yaralarını hızlıca sarmak ve ekonomilerini düzeltmek için kalkınma yolunda hızlıca ilerlemiş, birbiri ardı sıra kurdukları iktisadi işletmelere, yetersiz iş gücüne, ağır ve zor koşullarda çalıştırılmak üzere Türkiye’nin de içinde bulunduğu (Fas, Yugoslavya, Cezayir, Tunus) gibi ülkelerden kalifiyesiz işçi talebinde bulunmuştur. 1960’lı yıllarda özellikle kırsal kesimde yaşayan, dünyayı tanımayan, eğitimi düşük insanlar ülkelerinde istihdam etmeye başlamışlardır.
Çoluğunu çocuğunu, evini barkını, memleketini vatanını rızkı için bırakıp giden; taze evlenmiş ve hayatının henüz baharında olan binlerce işçi, Avrupaya bir kaç yıllığına gider. Birikim yaparım, geri dönerim niyeti ile Avrupalının zor koşullarına katlananan gurbetçiler yememiş, içmemiş, giymemiş ve geri dönüş hayali ile birikim yapmıştır.
Zaman içinde Avrupa'nın tatlı ve müreffeh hayatı, yerleşik olarak kalınmäsin gerektirmiş ve anavatanda bıraktıkları ailelerini yanlarına alarak Aurupa onlar için ikinci bir vatan olmuştur.
Belli bir zaman sonra, Avrupada yaşayan Türklerin arasından kanaat önderleri, liderler, memleketimize yatırım yapalım, hemşerilerimiz akrabalarımız ve ülkemiz de sebeplensin niyeti ile çeşitli fabrikalar, çok ortaklı işletmeler kurmuş ve dişinden tırnağından artırdığı gelirlerinden bir kısmını bu işletmelere yatırmıştır. Gayeleri memleketimizde de bir duman tütsün ve istihdam sağlansın diye bu işletmelere destek olmuşlardır.
Ne yazık ki art niyetli, liyakatsiz yönetimler ve haksız mal edinme gibi bazı faktörlerin devreye girmesi ile bu işletmelerin bir ailede toplanmasına veya devre dışı kalmasına, amacından ve kuruluş felsefesinden çıkmasına sebep olmuştur. Zamanlada çoğu yok olup gitmiştir.
1973’lü yıllara gelindiğinde Avrupa'da yaşayan Türkler oturacak bir hanem olsun diye birikimim zayi olmasın diye anavatandan ev, arsa, gayrimenkul, tarla edinme, niyeti ile şehirlerine hem doviz akıtmışlar hem de ülkedeki muteahitlik sektörünün önünü açmışlardır.
Bu devirde gelecek olan rantI gören zeki insanlar müteahit olmuş ve çok yüksek kârlarla, insafsız fiatlarla, Aurupalı Türklerin binbir zorlukla kazandığ, yiyip, içmediği alInterini kendilerine kanalize etmişlerdir. O devirlerde yurtdışı işçisi çok olan illere yoğun döviz girmiş ve ülke kalkınmasında önemli rol oynanmıştır.
Gelelim bugüne... Aradan 50 yıla yakın bir zaman geçmiş ve Türklerin Avrupa göçünde 3. Nesiline baktığımızda; artık Türkiye'nin anavatan değil, yaşadıklar, ülkenin vatanları olduğunu görmekteyiz. Avrupa’daki üçüncü kuşağın anavatan ile bağlarını koruma yada katkıda bulunma gibi duygu ve düşünceleri artık neredeyse yok denecek bir düzeye gelmiştir. Almanya-Türkiye arasındaki göçün üzerinden neredeyse 50 yıl geçmiştir ve üçüncü kuşağın çoğunluğu hiç bir zaman anavatanlarına dönmek istemedikleri, Avruppa’ya entegre olduklarını kanıksamıştır. Yetişen, yeni nesil sadece dede nimesini görmek için veya tatil için vatana gelmektedir. Kısacası Türkiye onlar için ev, memleket ve anavatan kavramlarından çok uzak tatil yapılacak bir ülke konumuna gelmiştir.
Yorumlar
Kalan Karakter: