İslam ve Psikiyatri Bilimi Aşka Nasıl Bakar?-2
Reklam
Reklam
İbrahim Yıldırım

İbrahim Yıldırım

İbrahim Yıldırım

İslam ve Psikiyatri Bilimi Aşka Nasıl Bakar?-2

22 Temmuz 2020 - 11:21

Psikiyatrik araştırmalar bize ruh hastalıklarının beyindeki fonksiyon bozukluklarından kaynaklandığını gösteriyor. Tanınmış mutasavvıfların tamamı isteyerek uyguladıkları yöntem ve teknikler sonucunda aşk içinde beyinlerindeki fonksiyon bozukluklarına kendileri sebep olmuşlardır. Bu yüzden hem dünyada hem ahirette karşılaşacakları sonuçların sorumlulukları kendilerine aittir. Mistik hezeyanların neredeyse tamamı ŞİRK içeriklidir. Şirk koşmanın ötesinde daha da ileri giderek kendilerini Tanrı yerine koydukları da olmaktadır.

ALLAHA ŞİRK KOŞMAK AFFI OLMAYAN GÜNAHLARDANDIR ŞÜPHESİZ. İNSAN, KENDİ BEYİNSEL, ZİHİNSEL, HER TÜRLÜ FAALİYETİNİ KONTROL ETME YETİSİ İLE DONATILDIĞI İÇİN, YAPTIĞI HER ŞEYDEN DE SORUMLU TUTULMUŞTUR. Hiç kimse bu sorumluluklardan muaf olamaz ve de değildir.

Mistik hezeyanlar psikiyatrik sanrısal bozukluk olarak tanımlanan hastalıklardır. Bu kişilerde hezeyanlar birincil olarak büyüklük, erotik(erotomani), kıskançlık, somatik, karışık vs. içerikli olabiliyor. Garndiyöz tip. Megalomani olarak da adlandırılır. İnsanların çoğunda olmayan bir takım özelliklere sahip olduğu ama anlaşılamadığı hezeyanı vardır. Bir mutasavvıf kişide aynı anda birden fazla hezeyanın olduğu durumlarda olabilmektedir. Örnekleri ileride verilecektir.

İLAHİ AŞKA DÜŞTÜĞÜNE İNANAN İNSANLAR, DİĞER İNSANLARIN İNANDIKLARINI ÖNEMSEMEDEN, MEVCUT DÜŞÜNCENİN HATALI VE YANLIŞ OLDUĞUNA DAİR KESİN KANITLAR OLMASINA RAĞMEN, AŞKIN OLUŞTURDUĞU HEZEYAN ŞİRK OLSA DAHİ İNANÇLARINDAN VAZ GEÇMEZLER.

Aşk olgusu diğer hezeyan bozuklukların oluştuğu ana hezeyan bozukluğudur.

Tasavvufta hakikatin en üst derecesine/makama ‘ilahi aşkla’ ulaşılabileceği söylenir.

Ehli tasavvuftaki ‘Enel hak’ tasavvuru hakikatin en üst derecesi olarak görülürken, hezeyanın en üst seviyesinin de yine kendisinin Tanrı olduğu iddiası ilginçtir. Bunun en bilinir örneği Hallacı Mansur’dur. Hallaç uyguladığı yöntemler sonucunda kendini önemli sanma hastalığına duçar etmiştir.                           Enel Hak ve Kendini Tanrı Sanmak(Tanrı Kompleksi).

Yok Hallaç öyle demek istemedi.. Ya ne demek istedi? Şirkten de öte bu söylemi aklamaya çalışıp bu günaha ortak olmanın anlamı ne ola ki?  Her şey ilmi ve dini açıdan açık seçik ortada değil mi?

Aşk maşuka (âşık olunana) ulaşılacak bir durum değildir maşuka ulaşılırsa aşk biter derler âşık olanlar. Aşk hedefe ulaşamayınca aşk kine ve nefrete dönüşür. Kin ve nefret duygusuna dönüşen aşk Allaha isyan etmeye, kendini Tanrıdan üstün ve önemli sanmaya başlar. Allah’la hayalinde kavga eder, kendiyle de cebelleşir. Bu durum kişiyi ego kabarmasına, büyüklük hezeyanına sürükler. Kişi hayal ettikleriyle gerçekleri birbirinden ayıramazlar.

Hallaçta benlik değer duygusu ve kendine güven abartılı yükselince (ego kabarması; grandiyözite = Grandiyöz (büyüklük) hezeyanı olarak yansıyor. Kendisinin isteyerek ilahi aşka düştüğünü iddia edip, bipolar bozukluk ta kendini Allah sanacak kadar abartılı son derece sakat ve hastalıklı bir iddia.                                               Bilimsel ve İslami açıdan hiç tasvip edilemeyecek bir durum. Neredeyse İslam dünyasında meşhur olmuş mutasavvıfların tamamı bu tür hezeyanlara/düşünce sapkınlığına düşmüşlerdir. Bu tür hezeyanları dile getiren mutasavvıfların tamamının durumu Hallacı Mansur’un durumu ile aynıdır.

Kendini Tanrı gören hatta tanrıdan da üstün gören diğer bir mutasavvıf Beyazıt-ı Bestamidir (esas ismi ebu yezittir-yezidin babası kim niye değiştirip elifi kaldırıp modifiye etti ise).                                                                    Bayezid-i Bestami’nin hezeyanları ve bazı şirk hatta şirkten de öte sözleri:

  “ ….Allah’tan Allah’a çıktım. Nihayet ben de : “ ey ben sen olan “ diye seslendi…. “  ŞATAHATU’S SUFİYYE : 28-32.S-TEZKİRETU’L EVLİYA : 1 / 160

“ ….. Noksan sıfatlardan münezzehim, şanım ne yücedir … “ ŞATAHATU’S SUFİYYE : 30.S

“ ….Çadırımı Arş’ın yanına kurdum…Allah’ım senin bana itaatin, benim sana itaatimden daha büyüktür … “ŞATAHATU’S SUFİYYE : 29-30.S

 “ … Beni bir defa görmen, Rabbini bin defa görmenden hayırlıdır… “  şatahatu’s sufiyye : 29-30.s.

Bayezid’i Bistami öyle şeyler söylüyor ki, akıl alacak, mantık kabul edecek gibi değil: “Cübbemin içinde Allah’tan başkası yoktur. Nebiler, velilerin ayağının tozuna yetişemezler” der. Daha nice saçmalıklar. Aşk kavramını İslam’a tasavvufla ilk Bayezid’i Bistami’nin getirdiğini söyleyenler çoğunluktadır.

Diğer bir sapık tasavvufçu vahdet-i vücut fikri mucidi olan Muhiddin’i Arabi, eski filozoflardan ve Hintlilerden aldığı vahdeti vücut fikriyle Allah’ın birliğini değişik boyutlara taşımıştır. Ona göre, varlık birdir, yani evrende ne varsa hepsi birdir ve O Allah’tır. Başka bir deyişle Allah=her şey demektir. Oysa ihlas suresinde gayet açık tanımlanan Allah’ı; varlıkla eş tutarak müşriklere taş çıkartmıştır.

Vahdet-i vücutçu M. Arabi İslam dininin genlerini değiştirerek Müslümanlara uydurup yutturduğu bir tasavvuf dini oluşturan mutasavvıftır. M. Arabi’nin uydurup yutturduğu vahdet-i vücut dini ve Beyazıt-ı Bestam-i’nin hezeyanları/düşünce sapkınlıkları tasavvuf ve tarikatçıların yüzde doksandan fazlası tarafından kabul görmüştür, halada görmektedir.

ASLINDA HER MEŞHUR MUTASAVVIF KENDİ ANLAYIŞINA GÖRE DİN UYDURUP YUTTURMUŞ. HAL BÖYLE OLUNCA TASAVVUFTA İSLAM HARİÇ SAYISIZ DİN MEVCUT. 

M. Arabi bu fikrini biraz daha ilerletip, her görülenin Allah’ın zatı olduğunu söyler. Sonrada Allah’ı insan suretine sokarak kendini ilahlaştırır ve ünlü eseri “Füsus-ül hikem de şirkini izhar eder/açığa vurur, şöyle der: “Allah bana ibadet/kulluk eder, ben de Allah’a”.

Hallaçta görüldüğü gibi M. Arabi de de benlik değer duygusu ve kendine güven abartılı yükselince (ego kabarması; grandiyözite = Grandiyöz (büyüklük) hezeyanı yansıyarak sapıklık olarak ortaya çıkıyor. M. Arabi’nin uyguladığı yöntemler sonucunda kendini önemli sanma sapıklığı ortaya çıkıyor.                         Kendini Tanrı Sanmak(Tanrı Kompleksi).

Devamı bir sonraki Paylaşımımızda olacak inşallah, tekrar görüşmek dileğiyle.

Hoşça, dostça ve sevgiyle kalın.

Bu yazı 994 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum