İslam ve Psikiyatri Bilim Aşka Nasıl Bakar?-1
Reklam
Reklam
İbrahim Yıldırım

İbrahim Yıldırım

İbrahim Yıldırım

İslam ve Psikiyatri Bilim Aşka Nasıl Bakar?-1

20 Temmuz 2020 - 18:09

Aşk kelimesi sarmaşık bitkisini tanımlayan ‘’aşeka’’ kökünden türetilmiş bir sözcüktür. Zira sarmaşık her neye ve nereye tutunursa; tutunduğu şeyin can ve öz suyunu emerek zaman içerisinde yavaş yavaş öldürür. Öldürünceye kadar da sardığı şeyin işlevselliğini engeller ve tüm yetilerini köreltir.

Fuzuli ‘’Her kim, âşıktır; işi ahu figandır’’ der. Pek çok aşka düştüğünü söyleyenler fuzulinin söylemine yakın aşka düşenin ahu figanının ve ıstırabının bitmeyeceğini anlatırlar.

Sevginin, muhabbetin ifrat derecesine aşk denir derler. Ben buna katılanlardan değilim. Aşkta ilk anda fark edilemeyen sonuç itibarı ile açığa çıkan öfke, kin, kıskançlık, nefret gibi insanın etkinliğini, yetkinliğini, verimliliğini, toplumun gelişimini öldüren negatif duygular, düşünceler, tembellik ve pasiflik vardır. Sevgide ise bu olumsuz duyguları kontrol edip hayatı anlamlandıran, kişiyi ve toplumu geliştiren olumlu duygular, davranışlar ve eylemler vardır.

Aşkta her daim dert, sıkıntı, ahu figan varken; sevgide huzur, mutluluk ferahlık ve akıl vardır. Aşk ta akıl devre dışıdır. Sevgide dengesiz tavırlar ve davranışlar görülmez. Aşkta ise çoğu zaman dengesizce tavırlar, davranışlar ve inançlar görülebilmektedir.

Sevginin ifrat derecesine aşk dense bile haddi bilmemek anlamına gelir ki ifratta tefritte bozar dengeyi. Kulluğun güzeli ve iyisi ‘haddini bilmektir.’ (İfrat terim olarak ölçüyü aşma, aşırı davranma (haddi aşma). İfratı hangi durumda olursa olsun “aşırılık” diye anlamak mümkün.)

İfrat ve tefrite kaçmamak, evrenle ve doğa ile uyum ve ahenk kurmak demektir. Zira evrende her şey bir denge ve ahenk üzerine yaratılmıştır. İnsan bu ahenk ve dengeye ancak aklı kullanarak dengeli bir davranış ile uyum sağlayabilir. Bunun dışına çıkmak, yani ifrat ve tefrite gitmek uyumsuzluk ve dengesizliktir, her ikisi de insan gelişimini engelleyen durumlardır, her ikisi de bozar dengeyi.

Aslında aşk insanda aklı devre dışı bırakarak sağlıklı düşünme yetisini köreltir. Duygu ve davranışlarda bozukluklarla sebep olur. Aşk insanın kendine özgü bir dünyada yaşadığı, gerçeklerden uzaklaştığı, hezeyan bozukluğu/düşünce sapıklığı psikiyatrik hastalıktır.

Bilindiği üzere, aşk denilen ifrat derecesinde aşırı tutku duygusu, duygusal şehevî arzulardan çok farklı bir gerçektir. Genellikle aşk, kişinin iradesini ve tutkusunu kontrol etmeme/ edememe durumunda, insanın kalbine gelip yerleşen bir olgudur. Gözü kör olan aşkın cazibesine kapılan kişi bazen cinnete varan bir durum söz konusu olabilmekte ve akıl tamamen bloke olmaktadır.

Aşka düşen kişiler akıl ve mantıkla yorumlanamayacak pervasızca iddialarda ve davranışlarda bulunurlar. İşte bu aşktır ki, Mecnun’u çöllere salmış ve Ferhat’ı da koca dağı delme macerasına itmiştir. Mecnun demek cinnet geçirmiş, cin nenmiş, anlamına gelmekte. Bir cinsin karşı bir cinse ifrat derecesinde duyulan aşka kara sevda da denmektedir.

Sonuçta bir şeye taparcasına aşırı tutku duygusu ile hayat güzel bitmiyor. İnsan hem bedenî hem ruhî bütün cihazlarını darmadağın ediyor bu yollarda. Dolayısıyla bu bizim biyolojik ve ruhî yapımıza, genel teçhizatımıza çok uygun bir yaşam biçimi değil. Sinir bilimci Prof. Sinan Cananın deyimiyle aşk insanın fabrika ayarını yani fıtratı bozan bir durum oluyor.

Aşk ve Nefret aslında birbirine çok benzer hatta iç içedir. Hatta aşk moduna girenler ve o durumda yaşayanlar iyi analiz edilse, olumsuz ve kötü duyguların çok baskın olduğu rahatlıkla gözükür.

Aşkın kara sevdasına düşenler en fazla hikâyelere ve masallara konu olurlar insanlara ve topluma pek zararları olmaz. Duygu ve düşüncelerini kontrol edemediklerinden ahu figan içerisinde meczupça, sefil ve ıstıraplı bir hayat sürerler.

Birde mutasavvıfların ‘ilahi aşk’ diye terennüm ettikleri bir aşk türü vardır ki hem bilimsel hem de İslam dini açısından oldukça sıkıntılıdır.

AŞK KELİMESİ KUR’AN’DA HİÇ GEÇMEZ, SEVGİ İSE TÜREVLERİYLE BİRLİKTE ÇOK YERDE GEÇER.

Mutasavvıflar, ilahi aşk dediklerine isteyerek talip olurlar. Riyazet, uzlete çekilme, az uyuma, bir kelimeyi sürekli mantra olarak tekrarlama gibi daha farklı yöntem ve teknikler kullanarak ilahi aşk dedikleri olguya girerler. Uygulanan yöntemler ve teknikler genelde Zerdüştlük(Mecusi), Hinduizm ve Budizm kaynaklıdır.

Aşk kapısından içeri girecek bir mutasavvıf aklı dışarıda bırakır. Çünkü tasavvuf aklı dışlar. “ Oysa din akıl istiyor, tasavvuf istemiyor. Din akla gelmiş, tasavvuf akla soğuk. Din 'akılsız olmaz' diyor, tasavvuf 'akılla olmaz' diyor. Din 'aklını başına al' diyor, tarikat ' aklını başından at' diyor. Din aklı göreve çağırıyor, tarikat aklı kovuyor.” Hal böyle olunca Kurandaki hüküm başlıyor işlemeye. ‘’aklını işletmeyenlerin üzerine pislik/sıkıntı yağar’’.

Bu yazı 630 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum