Reklam
Reklam

Prostat kanseri

Prostat kanseri

Prostat kanseri
Editor: Necati Ermiş
17 Eylül 2019 - 15:08
Reklam

Prostat erkek üreme organlarından birisi olup mesane altında yerleşen ceviz büyüklüğünde bir organdır. Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser tipi olmakla birlikte akciğer kanserinden sonra erkeklerde en sık ölüme yol açan kanserdir. Ülkemizde her yıl kanser teşhisi konan 3 erkekten birinde prostat kanseri saptanmaktadır. Prostat kanseri yaşla birlikte görülme sıklığı artan bir kanserdir. İleri yaş, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, tütün ürünleri kullanımı ve aile öyküsü kanser için risk faktörleridir. Bunun yanında kırmızı et ve hayvansal yağlardan zengin diyet, düşük sebze, meyve ve tahıllı diyet, radyasyon ve bazı meslek hastalıkları da riski artırmaktadır.

Aile bireylerinden 1 kişide kanser olması riski 2 kat artırırken 2 veya daha fazla kişide kanser öyküsü olması riski 5-11 kat artırmaktadır. Özellikle ailede kanser öyküsü olanlar 40 yaş itibariyle; aile öyküsü olmayanlarda 45-50 yaşından sonra rutin kontroller için Üroloji uzmanına başvurulmalıdır. Burada kan testi (tPSA) ve parmakla rektal muayene ile kişiye özgü tarama testi yapılmaktadır. Son zamanlarda kanser teşhisini desteklemekte kullanılan bir diğer yöntem multiparametrik prostat MR tekniğidir. Kanserli olan hücre ve dokulardaki yoğunluk artışı ve kanlanmanın fazla olması gibi özelliklerinden dolayı farklı görüntüye sahip olurlar. Bu sayede multiparametrik MR ile görüntülenmeleri mümkündür.

Kanser dokusu belirli bir boyuta ulaşana kadar belirti vermeyebilir. Çoğunlukla klinikte karşılaştığımız durum budur. Ancak kanserli dokunun prostat dışına büyümesi, idrar akışını engelleyecek kadar büyümesi, meni kanallarını istila etmesi gibi durumlarda sık idrara gitme, gece idrara kalkma, ani idrar yapma isteği, idrar akışında zayıflama gibi bulgular ortaya çıkabilir. Yaşa göre PSA değeri yüksek ve anormal rektal muayene gibi kanser açısından şüpheli durumlarda kesin tanı için prostat biyopsisi alınarak tanı konur.

Eğer biyopsi sonrasında patolojide prostat kanseri saptanırsa, uygun tedaviyi yapabilmek için hastalığın sınırlarını belirlemek amacıyla evreleme aşamasına geçilir.

Patoloji raporundaki bazı detaylar bize evreleme konusunda ön fikir vermekle birlikte ileri tetkikler gerekmektedir. Detaylı kan tahlili, kemik sintigrafisi, BT (bilgisayarlı tomografi) veya MR ( manyetik rezonans) gibi ileri tetkikler yapılır. Bu tetkiklerin tümü bir arada değerlendirildiğinde prostat kanseri düşük, orta, yüksek ve çok yüksek riskli şeklinde 4 gruba ayrılabilir. Tedavi seçenekleri de bu sınıflandırmayla birlikte hastanın kendine özgü şartları göz önüne alınarak değerlendirilir.

Düşük riskli hasta grubunda hastaların gerektiğinde tedavi şansını kaybetmeyecek şekilde yakından takip ettiğimiz aktif izlem yöntemi uygulanabilir. Bu evrede PSA değeri, rektal muayene ve ultrason gibi yöntemlerle kanserin ilerlemesini takip ederiz. Burada amaç hastanın uygun tedavi zamanını beklemek, bir grup hastanın gereksiz tedavi ve komplikasyonlarını önlemektir.

Çoğu kanser tedavisinde olduğu gibi ilk önce cerrahi tedavi seçeneği düşünülebilir. Prostatın tümörlü dokuyla birlikte tamamen çıkarıldığı radikal bir cerrahi işlemdir. Bugün için açık cerrahi, laparoskopik ve robot yardımlı laparoskopik (kapalı ameliyatlar) denilen yöntemler uygulanabilmektedir. Ameliyat dışında radyoterapi ( ışın tedavisi ) , hormon tedavisi ve kemoterapi seçenekleri vardır.

Ameliyat da dahil olmak üzere bu tedavi seçeneklerinin her birinin kendine özgü riskleri ve komplikasyonları vardır. Hastaya uygun tedavi seçeneğini belirlemede hastanın mevcut sağlık durumu, ek hastalığının olup olmaması, hasta tercihi göz önünde bulundurulmalıdır.

Ameliyat seçeneği uzak organlara yayılım yapmayan olguların hemen hepsinde değerlendirilmedir. Bu durum hasta ile birlikte istişare edilmelidir. Gelişen tıp teknolojisi ile birlikte ışın tedavisi de cerrahi tedavi ile neredeyse benzer başarı oranına sahiptir. Her iki tedavinin de komplikasyonları ve hastanın beklentileri değerlendirilerek karar verilir. Bu iki tedavi seçeneğinin en başarılı olduğu durum kanserli dokunun henüz prostatta sınırlı olduğu evredir. Bu durum erken teşhisin tedavi başarısındaki önemini göstermektedir.

Prostat kanseri hücreleri erkeklik hormonu dediğimiz androjenler tarafından beslenirler ve çoğalmalarında bu hormonun etkisi büyüktür. Bu hormon daha çok testislerden salgılanmakla birlikte bir kısmı da böbreküstü bezlerinden salınır. Hormon tedavisindeki amaç kandaki androjen seviyesini minimuma indirmektir. Burada en klasik ve en etkin yöntem her iki testisin cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Ancak gelişen ilaç teknolojisi ile birlikte çeşitli mekanizmalarla bu hormon ilaçları androjen seviyesini düşürür ve kanserin nüks etmesini ya da yayılmasını önler.

Hormon tedavisi ameliyat sonrası nüks etme riski yüksek olan lenf bezlerine tümörün sıçramış olduğu dönemlerde ameliyat sonrası tamamlayıcı tedavi olarak bir süre uygulanabilir. Bu durum 6 aydan birkaç yıla kadar sürebilir. Tek başına bir tedavi seçeneği olarak kullanılmamakla birlikte eğer uzak yerlere yayılım sıçrama olmadıysa prostat çok yakın çevre dokulara kadar ilerlemişse ameliyat ya da ışın tedavisinin çeşitli aşamalarında yardımcı tedavi olarak kullanılabilir.

Belirli bir süre sonra kanser hücrelerinde hormon tedavisine direnç gelişmekte ve bu durumda hormondan bağımsız olarak çoğalabilmektedir. Bu durumda kemoterapi tedavi seçeneği devreye girmektedir.

Geç tanı almış kanserin ilerlediği olgularda hormon tedavisi ve ışın tedavilerinin birlikte uygulanması mümkündür. Hastanın yaşam beklentisi ile beraber ek hastalıkları da göz önünde bulundurularak karar verilmedir.

Tedavi sonrası hastalığın kontrolü için belirli aralıklarla hastaların kontrole gelmesi gerekmektedir. Burada fizik muayene, kan tetkiki ve PSA bakılması takipte yer alır. Sıklıkla hastalığın nüksü konusunda PSA artışı uyarıcı olabilmektedir.

Uzm. Dr. Ufuk Yavuz

Üroloji Uzmanı

Bu haber 1126 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum