Reklam
Reklam

Şehit Eşi Yılmaz: Şehadet Gidene Cennet, Kalana İmtihanmış

2015 yılının Eylül ayında Diyarbakır'ın Sur ilçesinde terör örgütü PKK mensuplarının ilk hendekleri kazmalarıyla başlayan ve yaklaşık 1 yıl süren Hendek operasyonları Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce PKK mensuplarına karşı ortak gerçekleştirilen Sur, Cizre ve Nusaybin merkezli askeri operasyonlardı. Bu operasyonlarda en az bin 791 barikat, 766 hendek, 3 bin 716 EYP ve 793 vatan evladı şehit oldu. Hendek operasyonlarıyla şehir merkezleri terörist unsurlardan temizlendi.

Şehit Eşi Yılmaz: Şehadet Gidene Cennet, Kalana İmtihanmış

2015 yılının Eylül ayında Diyarbakır'ın Sur ilçesinde terör örgütü PKK mensuplarının ilk hendekleri kazmalarıyla başlayan ve yaklaşık 1 yıl süren Hendek operasyonları Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce PKK mensuplarına karşı ortak gerçekleştirilen Sur, Cizre ve Nusaybin merkezli askeri operasyonlardı. Bu operasyonlarda en az bin 791 barikat, 766 hendek, 3 bin 716 EYP ve 793 vatan evladı şehit oldu. Hendek operasyonlarıyla şehir merkezleri terörist unsurlardan temizlendi.

Şehit Eşi Yılmaz: Şehadet Gidene Cennet, Kalana İmtihanmış
Editor: Sultan Akbulut
16 Mart 2021 - 11:46

Röportaj: Sultan AKBULUT

Şırnak'ın İdil ilçesindeki operasyonlar ise 20 gün sürdü. Burada 8 güvenlik görevlisi şehit olurken 114 terörist etkisiz hale getirildi. Bu bölgedeki operasyonlara Kayseri Emniyet Müdürlüğü'nden de destek gönderildi. İşte bu destek ekibin içinde Karamanlı Özel Harekat Polisi Hakan Yılmaz'da vardı. Bölgedeki terörist unsurları temizlemek için silah arkadaşlarıyla birlikte mücadele eden Hakan Yılmaz, 8 Mart 2016'da İdil ilçesindeki operasyonlarda PKK'nın dağ kadrosundan 6 teröristin bitişik olan iki evde bulunduğunu tespit ettiler. Bitişik evlerden ilkine giren Hakan Yılmaz ve Muzaffer Tufaner burada 4 teröristi etkisiz hale getirdi. Delikle diğer eve bağlanan noktadan iki teröristin açtığı ateş sonucu iki polis ağır yaralandı. Ancak aldıkları ağır yaralara karşın Yılmaz ve Tufaner bu iki teröristi de etkisiz hale getirdiler. Bu iki kahraman polis hemen hastaneye kaldırıldılar. Ancak yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadılar ve şehit oldular.

İşte bu iki kahraman Polisten biri Karamanlı Hakan Yılmaz'dı. 8 Mart 2021'de şehit Polisimiz Hakan Yılmaz'ın 5. sene-i devriyesiydi. Vefatının yıldönümü nedeniyle eşi Tuba Yılmaz'la röportaj yapmak istedim. Kendisine ulaştım. Sağ olsun röportaj teklifimi geri çevirmedi. Evinde ağırladı beni. Şehidimizi konuştuğumuz röportaj sırasında kimi zaman cümleler kurmakta zorlandık, duygusallaştık, kimi zaman anılarla gülümsedik. İyi bir eş, çok iyi bir baba olan kahraman polisimizi eşinin ağzından, anlattıklarıyla sizlerde daha iyi tanıyın istedim.

S.A.-Eşinizle nasıl ve nerede tanıştınız?

Tuba Yılmaz:Bizim tanışmamız tamamen görücü usulüyle oldu. Bir aile dostumuzun tavsiyesiyle tanıştık. Eşim o zaman İstanbul Çevik Kuvvet’te görev yapıyordu. Birbirimizi gördük beğendik. Bir yıl nişanlılıktan sonra evlendik. Eşim Özel Harekât olmayı çok istiyordu. Hatta bizim düğünümüz olduğunda hala Özel Harekât kursundaydı. Bir günlüğüne izne geldi. Öylelikle düğünümüz oldu ve geri döndü. Kursu bitirdikten sonra da Van Özel Harekat'ta göreve başladı.

S.A. Hakan Yılmaz nasıl bir eş ve babaydı?

Tuba Yılmaz: Onun bu yönünü anlatmaya çalışsam günler, haftalar hatta aylar sürer herhalde. Öncelikle çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Evliliğimiz boyunca beni hiç kırmadı, üzmedi. Ne dediysem, ne istediysem hep yapmaya çalıştı. Çok iyi niyetliydi. Çocuklara ve bana yani ailesine çok düşkündü. Birde hep görevde olduğu için uzaklığın vermiş olduğu bir özlem vardı onda. Çocuklara hiç kızmazdı. Küçük kızım 9 yaşında, büyük 11 yaşındaydı babaları şehit olduğunda. Daha bir kere onlara kızdığını bilmem. Hatta bana da kızardı "kızlarıma kızma. Onlar kız çocuğu, narin olur, üzülür" derdi. Bazen eşimi tanıyanlar geliyor onu anlatmaya. Hiçbirinin ağzından onunla ilgili kötü bir şey duymadım. Benim dahi bilmediğim şeyler anlatıyorlar onun hakkında. Bambaşka bir insandı eşim.

"ALLAH ARKADA KALANI ZAYİ ETMEZ"

S.A.-Eşinizin şehit olmayı çok istediği söylendi, yazıldı birçok yerde. Size de dile getirir miydi bu konuyu?

Tuba Yılmaz: İlk evlendiğimiz zamanlar bu kadar dile getirmezdi aslında. Şehitlikten bahsederdi ama çok sık tekrarlamazdı. 7 yıl kaldığımız Mardin’de görev yaparken daha çok diline almaya başlamıştı. Bana da hiç Tuba demezdi. Hep Tuğbam derdi. Bir gün otururken "Tuğbam ben şehit olmak istiyorum. Hatta hissediyorum ben şehit olacağım" diye tekrarladı. O konuşuyor bende dinliyorum ama öyle şaşkın bir şekilde. Sonra dönüp dedim ki ona öyle deme. Biz ne olacağız. Hani sen şehit olacaksın ama iki evladın var. Evet rabbim yine şehitlik nasip etsin ama sen daha çok gençsin. Seninle daha gerçekleştireceğimiz çok hayalimiz var dedim. Oda bana dedi ki "Allah arkada kalanı zayi etmez" Bu sözünü hiç unutmuyorum. Ne zaman dara zora düşsem onun bu sözü geliyor aklıma. Gerçekten de Rabbim arkada kalanı zayi etmiyor.

S. A.-Eşinizle şehit olmadan önce en son ne zaman görüştünüz ve size ne söylemişti?

Tuba Yılmaz: Eşim 12 yıl doğuda görev yaptı. Çocuklarımız da büyüyünce artık batıda Karaman’a yakın bir yerlere yerleşelim istemiştik. Kayseri'ye tayinimiz çıktı. Buraya geldikten hemen bir ay sonra eşimi operasyona çağırdılar. Valizini hazırladık. Eylül-Ekim ayı gibiydi gitti. Kasım'da tekrar geri geldi. Bende dedim ki oh böyle bir aya geleceksen iyiymiş. Hani onu ayda bir olsa da görmeye razıydık. Önce Uludere’ye, daha sonra Cizre’ye gitti. Uludere’den Cizre’ye geçerken geldi. 15 gün yanımızda kaldı. O zaman günlerimiz çok güzel geçti. Çocukları gezdirdi. Beraber vakit geçirdik. Zaten çok dışarıya çıkmayı sevmezdi. Evde olalım, beraber vakit geçirelim isterdi. Çünkü evimizde çok mutluyduk. Sonrasında tekrar gitti. O ara operasyonlardan dolayı izin olmadı. Ben eşimi 2 ay hiç görmedim.

"İDİL'DEN BELKİ DE DÖNEMEM"

Eşimin Cizre'deki operasyonları bitmiş artık İdil'e geçecekler. O arada 4-5 arkadaşıyla birlikte araba kiralayıp kimseden izin almadan kaçıp geliyorlar. Bu 5 kişinin arasında eşimle birlikte şehit olan Muzaffer abiyle, eşimin yanında aynı operasyonda gazi olan üç arkadaşı da var. Eşim sabaha karşı eve geldi. Kapıyı açtığımda tanıyamadım onu. Bambaşka biriydi. Çok zayıflamıştı ki benim eşim iri yapılıydı. O halinden eser kalmamış böyle çocuk gibiydi. Yüzü sapsarıydı. Sakalları uzamıştı. 12 senelik evliliğimizde ben eşimi hiç öyle görmemiştim. Eve girdikten sonra dedim ki gelmeseydin keşke. Biliyorsunuz o dönem yollarda kaçırılmalar, vurulmalar oluyordu. Bu nedenle tedirgindim. Oda bana dedi ki "Tuba, kızları o kadar çok özledim ki burnumda tütüyorlar. Bu yüzden çok gelmek istedim. Onları bir kere daha görmek istedim. Bizim orada ne olacağımız belli değil" dedi.

"ŞEHİT OLURSAM SAKIN VATANIMA, MİLLETİME KÖTÜ SÖZ SÖYLEME"

Dedim ne olmuş sana böyle. "Ya işte operasyonda şartlar çok ağır. Hepimiz bu hale geldik" dedi. İçeri girdi. Kızlara söylememiştim ben babalarının geleceğini. Eşimin kırmızı bir valizi var. Hatta şehit olduğunda uçaktan inerken de o kırmızı valiz vardı. Onu kızlar görsün diye antreye koydu. Sabah uyandı kızlar. Eşimde uyuyor o sırada. İkisi aralarında konuşuyor "a bak babamın valizi. Babam gelmiş. Şaka mı yapıyorsun"diye. Daha sonra yatak odasına geldiklerinde babalarını görünce çok sevindiler. Zaten 2-3 günlüğüne kalmaya gelmişti. Geldiğinin sabahı oturuyoruz böyle. Çocuklarda hava güzel olunca aşağıya indiler. Eşim yanıma gelsene bir Tuba dedi. Bende ne oldu diye sordum. Sana bir şeyler diyeceğim ama üzülme tamam mı dedi. Bende ne oldu Hakan diye sordum. Ya ben belki de oradan gelemem dedi. Bende öyle deme Hakan geleceksin. Ben korkuyorum evet ama dedim geleceksin inşallah. Oda dedi ki bana, şöyle bir durum var. Cizre gibi bir cehennemden çıktım ben dedi. Orada bana bir şey olmadıysa Allah’ın izniyle İdil küçük bir yer yine  bir şey olmaz gelirim dedi. Ama bir şey olursa derken o arada da televizyonda şehit haberleri çıkıyordu. Son dakika haberlerinde bir tane şehit eşi böyle tabuta sarılmış ağlıyor. Bağırıyor, çağırıyor. "Bak dedi ki sakın sen böyle olmayacaksın tamam mı? Öyle bir oturacaksın ki senin benim hanımım olduğunu bile hiç kimse bilmeyecek dedi. Dirayetini koruyacaksın. Sakın o anda vatanıma, milletime kötü söz söyleme" dedi. "Ben oraya kendi isteğimle severek gittim şehit olmayı da çok istiyorum. Rabbim nasip ederse bunu sakın bağırıp çağırıp, devletime kötü söz söyleme"dedi. Bunu ailesine de söyledi. "Şehit haberimi vermeye devlet erkânı gelir, onlara saygını koru, hanımefendiliğini bozma. Bana hep bunu diyor. Kendini kaybetme sakın. O arada dedi kameralar olur, fotoğrafçılar olur. Seni çekmek için fırsat kollayacak, sakın onlara malzeme verme dedi. Ne çocuklarım ne sen tamam mı" dedi. Bende Hakan ne diyorsun sen ben ne yaparım sen gidersen. Ben sen geleceksin diye bekliyorum. Allah arkada kalanı zayi etmez sözünü orada da tekrarladı. Aslında bu konuşmamızdan sonra 2-3 gün daha yanımızda kalacaktı. O gece bir haber geldi hemen İdil’e geçiyoruz yarın burada olmanız gerekiyor diye. Hemen o gün gece 12.00’de yola çıktılar. Hakan gitmek için hazırlandı. Çocuklar sabah okula gidecekleri için erken uyumuştu. Odalarına birkaç kez girip öptü, kokladı onları. Şimdi diyorum ki keşke çocukları uyandırsaydım da babalarını kapıdan uğurlasalardı. O anı hiç unutmuyorum.  Daha sonrasında botlarını giydi, merdivenlerden inerken dönüp bana, "kızlarıma söyle babanız sizi çok seviyormuş de tamam mı" dedi. Bu sözü gidene kadar 2-3 defa tekrarladı. Bende bu sözleri karşında dondum kaldım. Eşime sarıldım öptüm uğurladım. Merdivenlerden inerken tekrar döndü baktı ve "seni de çok seviyorum" dedi. Merdivenden inip kaybolana kadar da bana bakarak gitti. Gece olunca pencereden şöyle bir baktım hava soğuk, hiç kimse yok dışarıda. Sadece eşimin sürüklediği valizinin sesi duyuluyor. Arkasından karanlıkta bakarken içime de "Acaba bu onu son görüşüm mü" bir şey doğdu. Sonradan düşündüm  zaten 10 Mart’ta izine gelecek dedim. Bu an eşimi son görüşümdü. O gün gitti 28 gün sonra da şehit haberi geldi.

S.A.- Eşinizle operasyonlara çıkmadan önce telefonla görüşür müydünüz?

Tuba Yılmaz: Biz zaten öyle her istediğimiz zaman telefonla konuşamıyorduk eşimle. Çünkü telefonun ışığının yanmaması, sesinin çıkmaması gerekiyordu. Teröristlerden temizledikleri evlerde kalıyorlardı. Eşimin bana anlattığı kadarıyla evler bitişik ve o evlerin duvarlarında da oda oda delikler varmış. Adamı burada görüyoruz, bir bakıyoruz 500 metre ileride çıkıyor diyordu. O evlerde de hiç sesin çıkmaması gerekiyor. Şehit olmadan bir gün önce aramıştı beni. Akşam 19.30 gibi görüşmüştük en son. Yani o an telefonda hiçbir şey söylemedi. Konuşmayı kısa kestiğimiz için bana şöyle bir mesaj attı. "Üçünüzü de öpüyorum. Allah’a emanet olun. Seni arayacağım. Bir şey olursa ara." Bu ondan aldığım son mesajdı.  İşte 12.30 gibi çatışma olmuş telefonu parçalanmış. Ondan sonra o kadar çok şey oldu ki ben hiçbirinde arayamadım onu. Bazen diyorum ki sadece bir telefon hakkımız olsa da yılda bir onun sesini duyabilseydim. O kadar zor ki her gün konuştuğun, aynı sofraya oturduğun, beraber uyuduğun insanın bir anda olmaması.

"EŞİMİZİN ŞEHİT OLDUĞU HABERİNİ İLK DEFA GİTTİĞİM YABANCI BİR EVDE ALDIM"

S.A. –Eşinizin şehit haberini aldığınızda ne hissettiniz?

Tuba Yılmaz: Ben eşimden habersiz hiçbir yere gitmezdim. Nereye gitsem önce onu arardım. Açmazsa mesaj atardım. Çünkü onun öyle bir isteği vardı. Ondan habersiz bir yere gitmemi istemezdi. O gün de arkadaşımın evinde Kur’an-ı Kerim okutulacaktı. Beni de çağırmıştı. Çünkü Kayseri’de çok fazla kimseyi tanımıyordum. Mardin’den tanıdığımız birkaç arkadaşımız vardı. Tamam, geleyim dedim ama eşime ulaşamadım. Mesaj attım bende komşuya gidiyorum diye. Gittiğim yerde Kur’an-ı Kerim okunuyor ama benim gözüm sürekli telefonda eşimin WhatsApp’na bakıyorum çevrimiçi mi diye. Çünkü o gün hiçbir şekilde ben eşime ulaşamadım. En son görülme durumu hep 05.30’da kaldı. Yanımdaki arkadaşın eşi de özel harekâtçı. Ona soruyorum diyorum ki sen abiyle hiç görüştün mü bugün. Ne durumdalarmış diye. Çünkü aynı yerdeydiler. Ben sabah görüştüm dedi. Alla Alla Hakan beni bu kadar habersiz bırakmazdı dedim. Gözüm sürekli telefondaydı. O an zaten eşimin arkadaşları sayfasına yazmışlar Allah rahmet eylesin, devrem mekânın cennet olsun diye. Allah’tan orada görmedim ben yazılanları. Sonrasında kızım geldi. Bende ona anahtarı al eve git diyorum. Arkadaşının birinin haberi varmış meğer. Yok, dursun diyor. Kızım dedi ki anne dışarıda polisler var. Ambulans var dedi.

O sırada kapı çaldı bende oturduğum yerden dış kapıyı görüyorum. İlk duyduğum ses telsiz sesiydi. Hala o sesi duyduğum an içime bir ürperme gelir. İçeriye bir anda rütbeli askerler, Özel Harekâtçılar, polisler ve eşimin yakın arkadaşları doldu. İlk başta anlayamadım afalladım kaldım. Niye geldi bunlar diye. Birde orada 5-6 tane özel harekâtçı eşi vardı. Hangimize geldiler acaba diye düşündüm. Ama şuramda bir tufan koptu benim. Hani onların hepsi eşleriyle konuşmuş. Ondan bildim zaten. Sadece onlara tek dediğim şey demeyin ne olur. Söylemeyin. Dedikleri tek şey yenge sen inançlısın. Şehitliğin ne demek olduğunu biliyorsun. Biz sana anlatmayacağız dediler. Ondan sonra kendimi kaybetmişim hatırlamıyorum. Sadece gördüğüm çocuklarımın ikisi de kapının dibindeydiler. Dedim ki Allah’ım ben onlara nasıl anlatacağım. Artık babanız yok. Babasız bir hayat süreceksiniz nasıl diyeceğim. En fazla düşündüğüm o oldu.  İşte ilk defa gittiğim ve hiç tanımadığım bir evde aldım eşimin şahadet haberini. Daha sonra kendi evimize geçtik. Zaten dip dibeydi binalarımız. Ayrı bir odaya kızları çağırdım. Dedim çocuklarımı getirir misiniz? Babaları onlara hep Seyit onbaşıyı, Çanakkale şehitlerini anlatırdı. Eşim çok Osmanlı hayranıydı. Dedim ki bende onlara "hani babanız anlatırdı ya size Çanakkale şehitlerini, Seyit onbaşıyı. İşte artık babanızda onlardan biri oldu" deyince, küçük kızım dedi ki "anne gelmeyecek mi artık babam." Çünkü biz onun Perşembe günü izne gelmesini bekliyorduk. Ama Salı günü şehit haberi geldi. Dedim gelmeyecek annem. Babanız artık hiçbir zaman gelmeyecek. Bu konuşmadan sonra apar topar bizi aldılar önce Şırnak’a eşimin yanına götüreceklerdi. Sonrasında yol güvenliği yok dediler biz direk Karaman’a geldik. Cenazesini burada aldık.

S.A.- Eşinizin yüzünü şehit olduktan sonra son kez gördüğünüzde neler hissettiniz?

Tuba Yılmaz:Eşimin bana her zaman dediği şey şuydu. "Orada kesinlikle bağırıp çağırmayacaksın. Ağlamayacaksın." Bu benim hep aklımdaydı. Dedim ki ben eşimi son kez görmek istiyorum ve onunla aynı arabada yolculuk yapacağım dedim. İşte imkânsız, şöyle olur, böyle olur dediler. Bende istiyorum bunu. Bu sizden son isteğim dedim. Cenazesini Konya’dan aldık. Cenaze arabasıyla buraya Karaman’a geldik. Taziye çadırının içinde eşimin yüzünü gördüm. Ona da şükrettim. Yani paramparça gelenler vardı. Eşimin amiri Şube Müdürü geldiğinde şunu dedi. Yenge bazen bir tek parmak götürüyoruz. Bazen tabutun içine manken koyuyoruz. Hakan tüm geldi. Buna şükredebilirsin dedi. Yani insan gerçekten buna şükreder miymiş şükrettim. Gördük. Yüzü çok güzeldi. Gülümsüyordu. Gözleri hafif aralıydı. O son gördüğüm hali gibi sakallıydı yine. Benim eşim çok bambaşkaydı.

S.A. Adana doğumlu olmasına karşın eşiniz şehit olması halinde Karaman’da defnedilmek istediğini vasiyet etmiş. Sizde onun bu isteğini yerine getirdiniz.

Tuba Yılmaz: Evet böyle bir isteği vardı. Şehit olursam beni Karaman Polis Şehitliğine gömün derdi. Sen neredeysen ben orada olmak istiyorum derdi bana. O anda onu dinlemedim sanıyordum ama her şey mıh gibi aklımdaydı. O yüzden buraya getirdik. Burada yanımızda gidip görüyorum. Oda büyük bir nimet. Gerçekten her istediğimde gidip yanına uğrayabilmek de çok büyük bir nimet.

AİLEM EN BÜYÜK DESTEKÇİM OLDU

S.A. Eşiniz 5 yıldır yanınızda yok. Bu 5 yılda hayatınızda neler değişti. Kızlarınızın baba özlemini nasıl dindirmeye çalışıyorsunuz. Siz nasıl dayanıyorsunuz?

Tuba Yılmaz: Çok zor başta onu söyleyeyim. O kadar zor ki ben hayatımda hiç bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum.  Bu dönemde benim en büyük destekçim ailem oldu zaten. İyi ki onlar var. Benim 3 tane abim var. Zaten abimin birini Hakan bir gece öncesinden arıyor ve diyor ki "Tuba ile kızlar sana emanet. Benim yokluğumu onlara hissettirme. Onları önce Allah’a sonra sana emanet ediyorum"diyor. Abim de diyor ki Hakan, gel kendin çocuklarının başına bana böyle bir şey söylemedin varsayıyorum. Gel çoluğunun çocuğunun başında kendin durursun diyor. O da "yok yok sen bu dediklerimi unutma" diyor abime. Abilerim bugüne kadar onun sözünü hiç es geçmediler. Benim kızlarım her ağladığında yanlarında mutlaka dayılarından biri olurdu. Mesela küçük kızım dayısına sarılır ve babam gibi kokuyorsun dayı der. Bu süreci onlarla beraber atlatmaya çalıştım. Gülerken de, ağlarken de her anımızda onlar vardı. Çok üzüldüğüm zamanlar abdestimi alıyorum. Seccademi seriyorum. Rabbime ağlıyorum. Çünkü benim annem babamda yaşlı. Onların yanında üzüntümü gösteremiyorum. Üzülmesinler diye. O muhteşem bir duygu bir sahibimiz var bizim. Ona yönelmek, ona secde etmek. Elhamdülillah güzel yerler açtı Rabbim bana. Bir hizmet kapısı açtı. Bir Vâkıfa gidiyorum. Orada hizmet ediyorum. Kızlar zaman zaman bunalıyor olmuyor diyemem. Küçük kızım babasından sonra psikolojik terapi gördü. Çok zor ama o günden bugüne daha iyiyiz. Unuttuk mu asla. Mutlaka gün içinde baba konusu hep açılır. Ya onun sevdiği bir yemektir, ya da bir tatlıdır. Ya da bir şey olur deriz ki baban olsaydı bak şöyle şöyle yapardı. Her zaman ağlayarak bahsetmiyoruz kendisinden. Yaşadığımız güzel anılardan komik olanları anlatıp kendi kendimize gülebiliyoruz. İnanıyorum ki o anımızda eşim de yanımızda oluyor.

S.A. Peki eşinizin kızlarıyla arası nasıldı. Bir arada oldukları zaman nasıl vakit geçirirlerdi?

Tuba Yılmaz:Sürekli onlarla ilgilenirdi. Oyunlar oynardı. Onları böyle sıkıp, mıncıklayıp ağlatmayı çok severdi.  Benim büyük kızımın biraz tombik yanakları var. O yanakları ısırıp ağlatmayı severdi. Yani böyle sert disiplinli bir baba değildi. Ama bir şey olduğu zaman da tek bir kere söylerdi. Onu da kızlar yapardı. Yani öyle şımarık yetişen çocuklar değil bizim çocuklarımız elhamdülillah.  Babalarını üzmemek kırmamak adına yaparlardı o şeyi de. Derslerinde olsun, normal hayatta olsun çok yanlarında olmadı aslında görevi nedeniyle. Allah aslında bizi bir şekilde hazırlamış onun yokluğuna. Ben buna inanıyorum. Ben 12 sene evli kaldım ama inanın toplasanız 5 yıl falan beraberizdir. Çünkü sürekli görevdeydi. Mesela kızlardan birine okuldan bir şey lazım olurdu. Kayseri’yi ben hiç bilmiyordum. Yakınımızda kırtasiye de yoktu. Eşime derdim böyle bir şey lazım ama nerden alacam, ne yapacağım diye. Ya sen bi kapat telefonu derdi. Bir saat sonra arardı. Kapıya arkadaşlar istediklerini getirdi alsana diye. Taa oradan kızların işini hallederdi. Zaten son anında da hep kızları sayıklamış. Onları çok özlediğini, bizi çok özlediğini söylemiş. Gelen her arkadaşı Tuana’yla Kübra bunlar mı diye sorardı. Hiç tanımadığım insanlar çocuklarımın isimlerini biliyor. İşte babanız bize hep sizi anlatırdı. Büyük kızım bana benzer, küçük kızım annesine benzer der. Ama bunun içi sen dışı ben falan yapardı. Yani her anında kızlar vardı onun.

S.A.- Eşinizle aynı çatışmada şehit olan Muzaffer Tufaner’in ailesiyle görüşüyor musunuz?

Tuba Yılmaz: Çok sık görüşüyoruz. Yani hiç tanımıyordum ben önceden onları. Şimdi bir kardeş gibi olduk. Onunda benim kızlarım gibi üç çocuğu yetim kaldı. Evet, şehit eşi olmanın bir değişik yanı da şöyle. İkimizin eşi de aynı operasyonda şehit oldu. O yüzden onun yeri bende hep farklıdır. Haftada bir mutlaka uzun uzadıya telefonla konuşuruz. O da eşinin arkasından gözünün yaşı dinmeyen bir eş.

S.A.-Karaman’daki şehit aileleriyle aranız nasıl?

Tuba Yılmaz:Burada şehit Polis Özel Harekâtçı Muhammed Ali Mevlüt Dündar’ın annesi Şerife teyzeyle çok sık görüşürüz. O bana burada bir komşu değil de, bir anne gibi oldu. Ayşe kız kardeş gibi oldu. Aynı acıyı yaşadığımız için birbirimize yaklaşımımızda ona göre oluyor. Allah razı olsun kendisinden. Yani herkesle çok görüşemiyorum bu pandemi döneminde ama Şerife teyze görüştüklerim arasında.

Bu sohbetin sonunda anladım ki Tuba hanımın da dediği gibi "şahadet gidene cennet, kalana imtihanmış". Şehidin evinde acı dinmiyor. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmuyor. Hani hep diyoruz ya. Unutma,unutturma. İşte tamda öyle bir şey. Nasıl unutulur ki bugün de olsa acısı hala derinde. Dünde olsa aynı. Yıllar öncesi de. Her fırsatta diyorum ya ne şehitlerimiz ne de gazilerimiz unutulmamalı. Vurulup düşerken onlar koca bir vatan emanet bırakırken hiç düşünmediler ne dünü, nede yarını. Mezarlarına iyi bakın. Bakın ki anlayın Atayı, anlayın kefensiz yatanı. Şehitlerimizi unutmayalım. Unutturmayalım. 

Ben bu güzel ve anlamlı sohbet için şehidimizin eşi Tuba hanıma çok teşekkür ediyorum. Eşini o kadar güzel anlattı ki, onun sayesinde şehidimiz Hakan Yılmaz'ı daha yakından tanıma fırsatım oldu. Mekanın cennet, ruhun şad olsun.

(NOT: Röportajda şehit eşinin fotoğrafları kendisinin özel isteği üzerine kullanılmamıştır)

Bu haber 6272 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Mehmet pala
    3 hafta önce
    Allah rahmet eylesin ruhu şad olsun allahım eşine çocuklarına sabırlar versin.Bende hakanın babasıyla çalıştım onada allah rahmet eylesin hakan kardeşim in küçüklüğünü biliyorum kara kaşlı kara gözlü şirin bir çocuktu hakanımızı bende hiç unutmayacağım hep anıyorum
  • Alahattin küçük
    4 hafta önce
    Sultan kardeşim.seni yürekten tebrik ediyorum.sen bitanesin.senin şahsında tuba hanımada saygilarimi ve minnettarligimi belirtmek istiyorum.