İlahi Ders


Babam nüfus memuru olarak Kulu’ya tayin olmuştu. Ben henüz 9 yaşındayım, Kulu’da ilkokul üçüncü sınıfa gidiyorum. Karaman’da 1. Sınıfı Gazi okulunda okumuş, 2. Sınıfta Kulu’ya tayin olmuştuk. Karaman’dan sonra Kulu Bana çok yabancı gelmiş, sevememiştim. Bir gün sınıf arkadaşlarımızdan birisi okula tükenmez kalem getirdi. O zamanlar tükenmez kalemi hiç görmemiştik. Bizim kurşun kalemlerimiz hemen tükenir, yeniden ucunu açar yazardık. Bu tükenmez kalem bize çok değişik gelmişti. Arkadaşın bir yakını yurtdışından göndermişti.

Tükenmez kalemi bir türlü unutamıyordum. Aklıma türlü türlü şeyler geliyordu; ama ne yapacağıma karar verememiştim. Bu tükenmez kalem Benim olsa, evde yazı yazsam. Ne güzel olurdu; hayali bile güzeldi... Nihayet karar verdim; tükenmez kalemi aşıracaktım. “Çalacaktım” diyemiyordum; çünkü o kelime oldukça ağırdı. Bir teneffüste sınıfa girdim, arkadaşın çantasından kalemi aldım, çorabımın içine koydum. O gün okulda heyecandan kendimi alamıyordum.

Eve vardığımda çok mutluydum; iyi ki aşırmıştım! Kalem elimde yazıyor, yazıyor, yazıyordum... Gerçekten de hiç bitmiyordu; kurşun kalem olsa on kere ucunu açmam gerekecekti. Okula gittiğimde, kalemin sahibi arkadaşın büyük kederler içinde olduğunu görüyor, ama umursamıyordum. Bu kalem Bana yakışmıştı… Eve gitmeyi iple çekiyordum, bir an önce kalemi tutacak ve yazacaktım.

Günler günleri kovalıyor, okul hayatı devam ediyordu. Bir gün arka sıradaki arkadaşa mürekkepli dolma kalem gelmişti. Onu da ilk defa görüyordum. Bütün sınıf heyecanlanmıştı, kalemi görmek için. Kalemi tutmak, yazı yazmak başka bir ayrıcalıktı. Yalvara yalvara arkadaştan kalemi aldım, iki dakika yazı yazdım, hemen elimden geri aldı. Bu kadarı da yeterliydi; dolma kalemi de görmüş, yazı bile yazmıştım…

Ertesi gün dolma kalemin sahibi arkadaş, “Abdurrahman kalemimi dün aldın vermedin, getir artık!...” demez mi!... Şaşırmıştım,

“ Ne kalemi kardeşim, elimden zorla geri aldın ya!...”

“Hayır, hayır… Geri almadım. Ver kalemimi! Yoksa ailene şikayete giderim…” dedi. Başıma kaynar sular döküldü. Rahmetli Babam çok onurluydu, başkasının malına yan gözle bakmayı, eve şikayet getirmeyi asla affetmezdi. Arkadaşı ne kadar ikna etmeye çalıştıysam da çare olmadı; gitti Babama şikayet etti.

Akşam evde hesap verme vakti gelmişti. Babam pür şiddet üzerime geliyordu,”Sen, başkasının malına nasıl el sürersin!...” diye. İyi bir sopadan sonra, etraf aranmaya başlandı ve tükenmez kalem bulundu. Haydi bakalım ikinci devre!... “Bu kalemi nereden aldın!...” hesap verecektim; ama ne söyleyebilirdim?... Bir dayak da bu kalemin hesabını veremediğim için yedim.

Epey ağır bir bedel ödemiştim. Dolma kalem konusunda suçsuzdum; tükenmez kalemden de kimsenin haberi yoktu. İyi de Ben iki kere dayak yemiştim. O gece sabaha kadar uyumadım, hep düşündüm. Tükenmez kalem konusunda kendimi başarılı bulmuştum; ama başarı geri tepmişti, iki kere dayak yemiştim. Rabbim Beni cezalandırmış, Bana ibretlik bir ders vermişti. Ne mutlu ki, o yaşımda olmama rağmen mesajı almıştım. Ertesi gün tükenmez kalemi bahçede buldum diyerek arkadaşa iade ettim; çok mutlu oldum. Bu mutluluk kalemi aşırdığımda duyduğum mutluluktan kat kat fazlaydı... İlahi ders, Bana hayat boyu rehberlik edecek bir ilke oluşturmamın yapı taşlarını döşedi İlahi mesaj Beni bir daha kimsenin malına el sürmeme erdemine ulaştırdı.