YOL DEĞİRMENİ DENEMELER EROL ERDOĞAN
Herkes kendi yaşamının ya figüranıdır ya da kahramanıdır. Figüranlar izlerken kahramanlar izlettirir. Umut Şarkısı adlı şiir kitabıyla yayın hayatına adım atan Erol Erdoğan, bu kez yoluna deneme ile devam ediyor. Yayın hayatına şiir türünde, hızlıca ve ustalıkla giriş yapan Erdoğan, böylece şairliğinin yanında yazarlığını da eklemiş oldu. Erdoğan, Umut Şarkısı adlı kitabıyla başarılı ve beklenenin ötesinde bir etki ile kalıcı izler bırakır. Zira tanıtım, imza günleri, şiir dinletisi gibi etkinliklerde eserinin temsilinde üst düzey performans sergiledi. ‘Yol Değirmeni’nin şaşırtıcı ve ilk dikkat çeken özelliği; derinlik, üslup, özgünlük gibi öncül ölçütlerle Erdoğan’ın şiir de yakaladığı başarıyı deneme de devam ettirmesidir. Eser, 2026 Ocak ayında Kadran yayınlarından çıktı. Kapak, başlıkla uyumlu olabilecek ve tahmin edilebilecek biçimde yolda sonsuzluğa yürüyen bir adam simgelemesi ile tasarlanmış. Ufuktaki ışın halkaları sonsuzluğu betimlemektedir. Arka kapak yazısı ise kitabın toplam resmi gibidir: Anadolu insanın yaşadığı her bir deneyim (….) hepimizi bir istasyonda buluşturacaktır. İlk bakışta gözden kaçabilir ancak kitabın adı da özgün ve düşünülemez bir metafor. Yol ve değirmen zaten başlı başına iki ayrı simge ve imge iken birleşerek zaman yolculuğunda tüketilen yaşamların resmini çiziveriyor. Zaten yazar birkaç yerde başlığa gönderme yaparak ”Adına zaman denilen o öğütücü (…) (s. 27)” ve “ (…) büyük kent değirmenin öğüttüğü vefa, dayanışma, kadirşinaslık (…) (s. 31)” gibi örneklerle öğütme mecazıyla değirmen üzerinden ince mesajlar vermektedir. Yazar, kitabın vücuda gelme amacını önsözde; “Umarım sonsuzluğa emanet edebileceğim güzellikler biriktirebilmişimdir.” mesajıyla ustaca ortaya koymaktadır. Kitabın dıştan göze çarpan iki önemli özelliği de sayfa tasarımı ve kitap hacmidir. Kitap; on iki punto yazısı ve bir buçuk nokta satır aralığıyla sayfalara dağılan metinler, okuyucuyu sıkmayacak ve bir sayfayı ortalama bir dakikada okuyacak biçimde hazırlanmış. Yine seksen yedi sayfada bitirilen kitap, okuyucuya “Koltukta bir fincan kahve eşliğinde oturup bitiririm.” hissini vermektedir. Yine kitabın göze çarpmayacak ögelerinden biri de mimarisidir. Toplamda yirmi bir adet konu okuyucuya sezdirmeden verilecek iletilere uygun sıralanmış. Özellikle ilk altı konu, okuyucuyu kitaba zincirleyecek türden. “Dün Bugün Ve …” başlığı altında Tagor, Mevlana Nuşirevan, Nietzsche’den verilen örnekler, hem yazarın erdemler ölçeğinde dünya görüşünü betimliyor hem de okuyucuya deneyimlemede sağlam referanslar sunmaktadır. Konu sonundaki yazarın güçlü mesajı fazla söze ne gerek var dedirtiyor: Ondan sonra! Sonra da şu üç boyutlu âleme dar gelen arzu ve özlemlerimize yeni koşu alanları bulmak için adına ölüm denilen ancak bana göre bir dezekarnasyondan ibaret olan sürekli yürüyüşün ikinci perdesini yaşamak üzere birinci perdeyi kapatabileceğimiz anı yaşamaktır. Yazarın seçtiği ikinci konu “Anneler Günü” sıradan görünebilir ama konu içeriği büyük anlamlar sunuyor, okuyucuya. Görünüşte bir kadirşinaslık göstergesi olan bu yazının toplamında, ilk öğrenmenin, ilk deneyimin ana rahminde ana kucağında başladığı, aslında annenin özellikle ilk yaşlarda tüm hayata bedel bir dünya sunduğu sezdirilmektedir. Konunun ciddiyeti ve önemi şu satırlarda yazar tarafından dışa vurulmaktadır: Belki de tam zamanı dönüşüm ve değişim için. Anne ve baba olmayı evlada tahvil edip içimizdeki yaşamsal cevherden bağımsız haksızlık olacaktır bu duygudan bağımsız olanlara. Aynı zamanda üçüncü başlık Aşık Veysel (s. 17)ve konu içindeki; gafletler, acı hatıralar üzerinden Nuşirevan hikayesi tam ibretlik. Aşık Veysel’in şu dörtlüğü de yaşam deneyiminin neden büyük hazine olduğuna örnek: Nuşverani Âdil nerede tahtı Süleyman mührünü kimse bıraktı Resulü Ekrem’in kanunu haktı Her ömrün sonunda bir feryat gördüm Denemelerin en önemli özelliği, herkesin yaşadığı, anda asılı kalmış duran ve hiç gitmeyeceği düşünülen ancak tekrar dönüldüğünde bulunamayan hatıraları zaman kararlığında saklıyor olmasıdır. Yazarın Seksenler başlığı altında öne çıkardığı yazlık sinemalar ve siyah beyaz televizyon dönemi de öyle zaman aralığından sızdırılmış iki toplumsal hayatın büyük parçası. 70’lerin çocukları; son çırpınışlarını yaşayan ama 50, 60 ve 70’lerin başında sinema, toplumsal etkileşimde şimdiki sosyal medya salgını gibi idi. Yine televizyonu ve televizyondaki dünyayı sadece siyah beyaz gören son nesildir. Yazarın bu tespiti eminim, 70’lerin ve önceki kuşakların çocuklarını yine o çocukluk yıllarına götürecektir. Yazar sohbet havasında, dinlendirici esinti hissinde kurduğu cümlelerde konuları devam ettirirken, kendisinden ya da etkilendiği şiirlerden örnekleri ya da kesitleri konulara serpiştirerek anlatımı renklendirir. Böylece yalın ve akıcı bir üslupla ördüğü anlatımla yazar; okuyucuya bir yandan zamanda ve mekânlarda yolculuk yaptırır bir yandan da her konuda oluşturduğu örtük anlamlarla ruhsal ve duygusal geziler yaptırarak onlara iç dünyada mihmandar vazifesi görür. Kitapla ilgili bazı öneriler! Öncelikle bu öneriler mevcut yayından bağımsızdır ve sonraki baskılarda müzakere edilebilir. Kapak, çağrışım zenginliği olan belki pastel renklerde soyut düşünülebilir. Bölümler ve konular kapakla eşgüdümlü olacak biçimde tekli sayfalardan başlatılabilir, böylece standart sağlanabilir. Her sayfada ve oldukça üstte kitap adının olması, rahatsız edici bir etki bırakıyor. Bunun yerine daha gri tonda ve metin puntosundan küçük olacak biçimde solda yazar adı-soyadı sağda kitap adı görünecek bir düzenleme daha etkili olabilirdi. Böylece okuyucu, sayfa çevirdikçe önce metne odaklanacak; ihtiyaç duyarsa ikincil uyaranlara göz kaydıracaktır. Bölüm ve konu başlıklarında altın oran uygulanabilir. Buna göre bölüm ve konu başlıklarının olduğu sayfalarda üçte birlik üst kısım boş bırakılarak okuyucunun daha rahat soluklanması sağlanabilir. Erol Erdoğan, Yol Değirmeni, Kadran & Medya Yayıncılık, İstanbul Ocak 2026, 87 sayfa.