YILDIZLI HECELER - 1: HUZUR

Yayınlanma: 13.02.2026 14:08 Güncelleme: 13.02.2026 14:08

Edeple vardım Huzur'a; Eriştim sonsuz bir nura! Huşûyla secde edende; Bakılmaz asla kusura! Bir çiçeğin toprağa kök salması ne kadar zaman alırsa, insanın da kendine tutunması ve kök salması inanın ondan çok daha fazla zaman alır. Toprağı bir çapa ile yumuşatıp açtığınız küçük ocaklara fideleri koyarsınız ve birazcık can suyu... Ya insan öyle mi? Kalbi taşlaşmış, gönlü katran karası ise onu ne ile çapalayacaksın? Sonra işin en mühim kısmı “Can Suyu!” Gelin biz olayı şu şekilde izah edelim. O tasvirde bulunduğumuz insan, günde beş vakit düzenli olarak çapalanırsa kısa süre sonra ekime hazır hâle gelir ve can suyunu almaya başlar. O can suyu ne mi? Elbette ki DUÂ... Çünkü hayrı, iyiliği, güzelliği ve letafeti sunmaya namzet o dil pınarından dökülen kelâm; çorak kalpleri, kurak gönülleri ihyaya muktedirdir; bittabi Allah'ın izni ve inayetiyle... Sonrasında huzur denen elvan elvan çiçekler açıverir ve insan kendine gelir. Hem de sıkı sıkıya tutunarak ilâhî halatın süllemine ve dua eder onu huzura götüren her şeyin cümle cemine. Siz hiç çoraklaşan kalbiniz için yağmur duasına çıktınız mı? Meselâ kirpikleriniz ellerini kaldırıp havaya; "Ya İlâhî! Hâl-i pür melâlim sana sahi. Gözyaşımla arındır beni; sana mesken yürekte barındır beni..." dedi mi hiç? Sonra o kirpikler gönül semalarından topladığı bulgur bulgur yaşlarını gamze çukurunda biriktirdi mi? Gün olur gülüşünüz misafir olur da cemâlinize, o gülüşten doğan goncalar beslensin o gamzeden diye. Şayet öyle oldu ise hoş geldiniz HUZUR denen denize. Huzur denizinde dalgalar yoktur; sükûnet çoktur. O deniz, çarşaf gibidir. Çünkü orası yüreğinizin en dibidir. Huzur'da huşû vardır. Huzur'a varınca ya el pençe divan durulur ya edeple oturulur ya da Hak önünde, secdede kulluk divanı kurulur. Dünya denen şu gezegende, varken her gün bir zelzele; ne kadar çok eşyaya tutunursan o kadar çok dağılırsın ve kapılırsın sele. Bundan mütevellit ne zaman bırakırsan elindekileri işte o zaman tutunursun gerçek huzura; hem de kocaman hayâller kura kura. Var HUZUR'a!.. De ki: “Rabbim, ben geldim. Ben, şimdiye kadar hep kendime engeldim. Bırakmak istesem de tutunduklarımı, hırsımla dünya malına takılı çengeldim. Çöz beni; imbiklerden geçirip süz beni. Şayet uslanmazsam işte o zaman üz beni. Lâkin bilirim, Sen huzurun gerçek sâhibisin ve affetmeyi çok seversin; affı dileyeni de hep översin.” Huzur’da edilen bu huzurlu dua, rüzgârın dahi başını döndürür, Güneş'in nurunu söndürür ve derler ki hâl diliyle; “Keşke... Keşke biz de varabilseydik huzura! Keşke biz de kavuşsaydık gerçek nura...”

Devamını Okumak İçin Tıklayınız