YAĞ YAĞ YAĞMUR (Çocukluğumuz…)
Yaşam tünelimizin ilk başları. Karşılaşacağımız zorlukların, yaşayacağımız güzelliklerin bilinmediği, sadece kendimizi yaşadığımız bir dönemimiz. Yani; “BEN” duygusunun hâkim olmadığı yaşlarımız. Bu duyguları, 70’li yılların başında, kerpiç sıvalı evlerin, Arnavut kaldırımı ile döşenmiş sokakların olduğu, geçmişini unutmadan yaşayan veya yaşatmaya çalışan bir Karaman’da yaşadım. İnsanları içtendi o dönemde. Aileler arasındaki ilişkiler son derece kuvvetli, komşuluk ve mahallelilik bilinci azımsanmayacak derecede fazla idi. Durum böyle olunca, bu birliktelikler iki önemli duyguyu yaşam amacının en önlerine koyuvermişti. O da, Yardımlaşma ve Dayanışma duygusu… Bizler, çocukluğumuzda bu duyguları çok yoğun yaşadık. Oyunlarımızda, Kuran kurslarında, doğumlarda, ölümlerde. Hatta mahalle kavgalarımızda. Hep el ele, omuz omuza olduk. Omuz omuza vererek ulaştığımız sonuçlardan biri de, yağmurlu günlerde yapılan “ Pilavı” birlikte yememiz olmuştur. Başka yerlerde tadamayacağınız bir lezzet, Yaşanması gereken bir aidiyet, Kısaca, Müthiş bir duygu. Yağmur yağması yeterli idi. Uzunca bir sırık, sırığın üzerine konulacak bir bez parçası ve kap, kacak toplanarak hemen başlanılır. Ucunda bez olan sırığı bayrak gibi en önde taşıyan grubun en uzunu olur, arkasına tek sıra halinde dizilir ve yağan yağmur altında YAĞ YAĞ YAĞMUR TEKNEDE HAMUR VER ALLAHIM VER SİCİM GİBİ YAĞMUR şeklindeki tekerleme eşliğinde kapılar çalınır ve malzemeler toplanır. Kimisi yağ verir, kimisi bulgur verir, kimisi ise toplanan malzemeleri pilav yaparak çocuklara yedirir. Evde pilava nazlanan çocukların bile bu sofrada birbirleri ile yarışırcasına pilava kaşık çalmaları, o gün duyulan hazzı gözlerimizin önüne sermektedir. Sabah saatlerinde yağan yağmurla depreşen anılarımı, içtiğim bir bardak çay ile sizinle paylaştım ve aklıma gelen tek cümle ile bitiriyorum; “Nerdeee o günler”