TÜRK ŞİİRİNDE KARAKOÇ GERÇEĞİ
Türk dilinin büyük şairi Abdurrahim Karakoç’u kaybedeli ondört yıl oldu. Anadolunun yiğitler mekanı olan Kahramanmaraş (Ekinözü/Celâ) ilinde 1932 yalında hayata gözlerini açan Karakoç, 2012 yalının 7 Haziran günü Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Babası ve kardeşleri de kendisi gibi şairdi. Ömrünün ilk dönemini kavruk bir Anadolu yiğidi olarak şiir kozasını sessizce örmekle geçirdi. Hayatının ikinci dönemi ismi ve şairliği milliyetçi-ülkücü camiada iyice tanınır oldu. Hasan’a Mektuplar ve Vur Emri gibi ilk şiir kitapları o dönemde okurla tanıştı. Bir lise öğrencisi olarak 1976 yılında Akşehir'de bilinçli aldığım ilk kitap “Vur Emri” idi. Bu kitabı defalarca okuduğumu; İsyanlı Sükût, Tohdur Beğ, Hakim Beğ gibi nice şiirlerini ezberlediğimi hatırlıyorum. Devam eden yıllarda muhafazakâr çevrelerde de adını duyuran Karakoç asla hak ettiği şöhrete ulaşabilmiş değildi. Tâ ki Musa Eroğlu’nun Mihriban şiirini bestelenmesene kadar. Bu tarihten sonra adı geniş halk kitlelerine ulaştı. Ama O, gösterişi, töreni, ödülü, şatafatı, övgüyü sevmezdi. Karaman İ.İ.B.F Dekanı olan damadı Fehmi Hocanın yanına geldiği zamanlarda görüşür sohbet ederdik. Sanırım 2003 yılı idi, televizyonda (arşivde) sesi ve görüntüsü kalsın diye düşündüğümüz programa ( Ticaret odası salonunda) arkadaşlarla birlikte zor ikna etmiştik ve programı sunmuştum. Şiirlerini birlikte okumuştuk. Zaman içinde pek çok şiir kitabı (Beşinci Mevsim, Kan Yazısı, Suları Islatamadım vb.) yayımlandı. Karakoç, Türk dilinin ifade kudretini sonuna kadar zorlayan güçlü bir şairdi. Bence son asrın en büyük şairlerinden birisidir. Özellikle aşk, hiciv ve tabiat şiirleri çok etkileyicidir. Hayata ve olaylara Türk-İslam Ülküsü çizgisinden bakan Karakoç, sanatını halkına adamış bir şairdi. Ömrü boyunca halkının sesi olarak yaşadığını söylemek, sadece hakkı teslim etmektir. Karakoç, hayatını ilkelerinden ve düşüncelerinden taviz vermeden tamamlayan bir ahlâk anıtıdır. Ayrıca O, kendisinden sonraki şairleri en fazla etkileyen şairlerimizden birisidir Hece şiirinde rakipsizdir.. İnanıyorum ki, Türk dili konuşulduğu sürece, şiirleri yaşayacak, kuşaktan kuşağa aktarılacak ve değeri daha iyi anlaşılacaktır. Bu yazı başlı başına Karakoç’un şairliğini anlatan bir yazı değil. Ebedi aleme göçünün yıldönümünde kendisini anmak için yazdığım kısa bir tanıtım yazısı. Kendisine Cenab-ı Hak’tan gani gani rahmet dilerken, O'nun için yazmış olduğum bir şiirimle yazıma son veriyorum. Geldi Haziranın yedisi işte Yine gözüm, gönlüm hüzünle doldu Düşündüm, bir zaman geçmişe daldım Karakoç gideli ondört yıl oldu. Yaradanın hikmetinden sorulmaz Emir büyük yerden, karşı durulmaz Böyle yara kolay kolay sarılmaz Karakoç gideli ondört yıl oldu. Kocatepe Camisi’nde bir Cuma Alıp gitti naaşını bir hüma Unutulmaz, hatırlanır daima Karakoç gideli ondört yıl oldu. Anıyorum sohbetini, sözünü Hatırlarım simasını, yüzünü Unutamam dostça bakan gözünü Karakoç gideli ondört yıl oldu. Baş ucumda fotoğrafı asılı Dolabımda kitapları basılı Unutamam üstadımı hâsılı Karakoç gideli ondört yıl oldu.