SORUN ÇÖZÜLÜR AMA
Şunu aklımızdan hiçbir zaman çıkarmayalım, Rabbimiz hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır. (K.Kerim Al-i İmran 3/191) Özellikle en güzel şekilde yaratılan insan (K.Kerim Tin 95/4) A Aslı topraktan olduğu halde insan kokusuyla, rengiyle, tazeliğiyle kara topraktan ayırt edilen menekşe, lale, sümbül gibi kalbinde kök salan imanın, elinde, dilinde alnında secde, adalet, sevgi, saadet çiçekleri açmasıyla mümin olarak diğer insanlardan ayırt edilir imanlı insan. Âlemlere rahmet olarak gönderilen (K.Kerim Enbiya 21/107) Rahmet Peygamberinin rahmet ümmetinin de çorak gönüllere yağıp hidayet çiçeğinin açmasına vesile olması için buhar gibi kirlerden arınmaları, sonra birleşerek Rahmet isteyen yerlere yürümeleri birlikte hareket ederek kalpleri, diriltmeye sebep olmaları gerekir. Peygamber efendimiz “Mü’minin mü’mine olan yardımı tuğlaları birbirine yardım eden, sımsıkı örülmüş bir bina gibidir” buyurmuştur. Ebu Musa-el-Eşari Peygamber efendimizin bu hadisi irad ettikten sonra parmaklarını birbirine geçirdiğini rivayet ediyor.(Buhari K. Mezalim) Bugün dünyanın her tarafına yayılan Müslümanlar, İslam binasını meydana getiren tuğlalar, taşlar gibidirler. Birbirlerine her yönden sımsıkı sarılacaklardır. Yaratılıştan gelen zekâ, bedeni güç, sevgi, korku, cesaret gibi farklılıkları olacak, ancak bunlar övünmeyi veya karşısındakini hakir görmeyi gerektirmeyecektir. Bu İslam binasına temel taşı da gerekir, tepe taşı da gerekir. Köşe taşı da gerekir, aradaki boşlukların doldurulması için küçük taşlar ve kum da gerekir. Kubbede Peygamberimizin bayrağındaki hilâli (Tirmizi Birr 18, Nezai Zekat 67) temsil eden tepe taşının, temeldeki taşa üstünlüğü olmadığı, ikisinin de aynı binadaki görevi paylaştığı gibi müminler de övünmede değil birbirine yardımda yarışmalıdırlar. İslam binasını meydana getiren taş ve tuğlalardan biri, işlediği günahla çatlarsa hemen onun ayıbı örtülüp kapatılıp sağlamlaştırılmalı. “Mümin kardeşinin ayıbını örtenin ayıbını Allah örter” (Buhari 5/70) günaha giren mümine lanet ederek insan ve şeytanlarına yardımcı olmamamızı ister peygamber efendimiz. (Buhari 12/57) “Taş yerinde ağır” sözünde de olduğu gibi her taş kendi yerinde en büyük görevi yapmaktadır. Ebu zer el-Gıfari ile Amr b. As, Hz. Ali ile Bilali Habeş, Halid b. Velid ile Vahşi, her biri ayrı ayrı aynı binayı ayakta tutmuşlardır. Bugün bizim, birbirimiz hakkında hoşa gitmeyen sözler söylememiz, farklılıklarımızı düşünmediğimizden, herkesin kendi kalıbımıza göre dökülmesini, ya da hep temel taşı veya hep tepe taşı olmamızı istememizden kaynaklanmaktadır. Bu binanın korunması için kalem kullananlar, kılıç sallayanlar, kan verenler, gözyaşı dökenler, alın teri akıtanlar, güzelim İslam binasına bulaşan bid’atları temizleyenler, amelle süsleyenler hepsi aynı görevi yapmaktalar. Cephede aslan gibi kükreyen askerle, karargâhta harbin planını hazırlayan asker, zaferin şükür şerbetini eşit şekilde içeceklerdir. Aynı binanın taşları gibi olan müminler velisiyle delisiyle, yazarıyla, gezeriyle, yayıncısıyla, oyuncusuyla, işçisiyle, aşçısıyla, amiriyle, memuruyla bize aittir. Çatlayanlar sıvanmalı, süslenmeli ve kırılan el, yen içinde saklanmalı ve tedavi edilmelidir. Türkiye’de ve dünyanın çeşitli yerlerindeki Müslüman gruplar hangi isim altında birleşirse birleşsinler, hepsini kardeş kabul etmeli. Bizler cephede bozulup dağa sığınan askerlere benzeriz. Birbirimizle bağlarımız kopuk; Karanlıkta birbirimizi düşman bile zannedebiliyoruz. Hepimiz ayrı yerlerde aynı gaye için çalışıyoruz. Mevzii metotlar geliştirilmiş durumda. Hepsinin kulağı seste. İçlerinden hepsinin tanıdığı, güvendiği bir sesi beklemekte. Bu davaya gönül verenler, dünya çapında kuracakları İslam binasının elemanlarını seçerken, temel taşı olacaklarla tepe taşı olacaklarla, eşik olacaklarla, mihrap taşı olacakları iyi seçmelidir. Bir heykeltıraşın, eserini taşların içinde önce görüp sonra yonttuğu gibi, biz de insanımızın itikad, bilgi ve becerisine göre değerlendirmeliyiz. Yirmi beş gram ağırlığındaki bülbülden tavuk yumurtası beklenemez. Bir araya gelerek deniz fenerinin kulesi gibi olmalı. Yolunu, limanını kaybedenlere yol göstermeli. Deniz kenarında dalganın geliş yönüne göre hareket eden ve her hareketinde birbirlerini yiyip bitiren çakıl taşları gibi olmamalı. Fatiha suresinin okunup anlaşıldığı ve yaşandığı bir İslam binası oluşturmalı. Yosunlar giyinen mezar taşları gibi Fatiha dilenmemeli. Fatiha okutacak iş yapmalı. Hiçbir kimse İslami hizmetlerin tarihini kendisiyle başlatmamalı ve bu dava benimle kaim dememeli. Hz. Âdem’le başlatılan bu İslam binasının son taşı olduğunu Peygamber Efendimiz şöyle ifade ediyor: “Benim ve benden önceki Peygamberlerin durumu güzel bir bina yapıp bir tuğla eksik bırakan insanın durumuna benzer. İnsanlar o evi dolaşıyorlar ve bundan daha güzelini görmedik ancak bir şu tuğla eksik olmasaydı derler. İyi bilin ki işte o tuğla benim.”(Buhari K. Menakıp Hadis 3300) Efendimiz bu Hadisiyle bize, geçmişte yapılan hizmetleri takdir etmemizi, bir gediği kapatıp güzelleştirmemizi öğütlüyor. Türkiye’de İslam’ı hareketler, siyasi faaliyetler on senedir, yirmi senedir, otuz senedir, hızla ilerliyor diyenler, kendilerinin İslami hizmetlere giriş tarihini söylemektedirler ve kendileriyle başlatmaktadırlar. İslami hizmetin tarihini kendisiyle başlatanlara göre kendilerinin ölümüyle hizmet biter. Oysa Hz. Âdem’le başlayıp binlerce Peygamber ve onun varislerince sürdürülen bu hizmete katılıp bir yer tutanlar kıyamete kadar gelecek müminlerin rahmet ve mağfiret dileklerinden faydalanacaklardır. İslam devletinin Yemen’den Viyana’ya kadar adalet dağıttığı dönemlerde devlet başkanı, Ayasofya’da Cuma namazı kıldırıyordu. İşverenle işçi arasındaki münasebet, şeyh ile mürit arasındaki bağlılık içinde idi. Peygamber Efendimizin “Yediğinizden yediriniz, giydiğinizden giydiriniz, gücünüzün yetmediği işi teklif etmeyiniz” hadisine göre hareket ediliyordu. Esnaf kuruluşları, Ahiler, Localar ileride iş adamı olacak işçilere akait, amel, adap dersleri verdiriyor ayrıca silah atma eğitimi de veriyordu. Devlet Başkanının arkasında, aynı safta Genel Kurmay Başkanı ile erin, işverenle işçinin, Rektörle öğrencinin, aynı safta, omuz omuza Cuma namazı kılan milletin sorunu çözülmüş demektir.