Şanlıtürk; “Atatürksüz Gelişim Raporundan Vazgeçilmelidir”

Yayınlanma: 16.01.2026 10:00 Güncelleme: 16.01.2026 10:00

* “Gelişim Raporu pedagojik olmadığı gibi Cumhuriyet değerlerinden de kopuktur.”

Eğitim-İş Sendikası Karaman Şube Başkanı Hamza Şanlıtürk, okulların yarıyıl tatiline girmesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın 17 Ekim 2025 tarihinde Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle; okul öncesi eğitimde “Beceri Edinim Raporu”, ilkokullarda ise “Gelişim Raporu” adı altında yeni bir ölçme-değerlendirme uygulamasını hayata geçirme kararını sert bir dille eleştirdi. Şanlıtürk açıklamasında şöyle dedi; “Millî Eğitim Bakanlığı, 17 Ekim 2025 tarihinde Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle; okul öncesi eğitimde “Beceri Edinim Raporu”, ilkokullarda ise “Gelişim Raporu” adı altında yeni bir ölçme-değerlendirme uygulamasını hayata geçirme kararı almıştır. Bakanlık, 2025–2026 eğitim-öğretim yılından itibaren öğretmenlerden bu raporları hazırlamalarını istemekte; söz konusu belgelerin öğretmen görüşüne dayalı olarak okul öncesinde velilere, ilkokullarda ise öğrencilere verilmesini öngörmektedir. Bu değişiklik, teknik bir ölçme-değerlendirme düzenlemesi olmanın çok ötesinde; pedagojik kılıflar ardına gizlenerek Cumhuriyet değerlerini sistematik şekilde tasfiye etme girişimidir. Karne yerine verilecek bu belgelerden Atatürk imgelerinin kaldırılması; kararın pedagojik değil ideolojik bir doğrultuda alındığının en somut göstergesidir. Eğitim-İş olarak bu uygulamaya ilişkin değerlendirmemiz açıktır: 1. Karne yerine “Gelişim Raporu” uygulaması, öngörüldüğünün aksine öğrenciler üzerinde ciddi bir etiketlenme riski doğurmaktadır. Örneğin, 2. sınıf Türkçe dersinde konuşma kazanımlarından birinin olumsuz işaretlenmesi; veliler açısından pedagojik bir eksiklik olarak değil, çocuğun psikolojik bir sorunu olduğu algısını yaratabilecektir. Bu durum, öğrencinin gelişimini desteklemek yerine onu damgalayan bir sonuca yol açacaktır. 2. Gelişim Raporları, ölçme-değerlendirme belgesi olmaktan çok öğretmen, okul ve Bakanlığı ilgilendiren iç denetim evraklarıdır. Her ders için onlarca kazanımın yer aldığı bu raporların, veli ve öğrenci tarafından anlaşılması mümkün değildir. Bu nedenle uygulama, muhatapları açısından işlevsizdir ve öğretmenlere dayatılmaktadır. 3. Uygulama süreç odaklı değil, sonuç odaklıdır. Raporların dönem ortasında ve sonunda verilmesi, bu belgelerin süreci izlemekten çok sonucu kayıt altına alan formlar olduğunu göstermektedir. 4. Bazı kazanımların sürekli puanlanması pedagojik açıdan anlamlı değildir. Öğrencinin sınıf içinde söz alma, konuşma gibi becerileri uzun bir zaman içinde gelişir. Bu alanların sürekli işaretlenmesi, öğretmeni gerçekçi olmayan değerlendirmelere zorlayacaktır. 5. Uygulama öğretmen için açık bir angaryadır. Yalnızca 2. sınıf Türkçe dersinde bir öğretmenin, her öğrenci için 87 kazanımı işaretlemesi gerekmektedir. 35 kişilik bir sınıfta bu, 3.045 işaretleme anlamına gelmektedir. Üçüncü sınıfta bu sayı 9.135’e çıkmaktadır. Diğer derslerle birlikte düşünüldüğünde bu durum, öğretmenin günler süren bir bürokratik yük altında bırakılması demektir. Öğretmenin zamanı ve emeği, öğrencinin öğrenmesini desteklemek yerine evrak doldurmaya harcanmaktadır. 6. Bu uygulama, karne geleneğini ve karne alma kültürünü ortadan kaldırmaktadır. Karne; öğrenciler için motivasyon, aileler için anlam ve eğitim hayatı için hafıza taşıyan bir belgedir. Gelişim Raporları bu kültürü yok etmektedir. 7. Veliler açısından uygulama kafa karıştırıcıdır. Karmaşık ve ayrıntılı raporlar, velilere çocuklarının başarı ya da gelişim düzeyi hakkında net bir bilgi sunmamaktadır. Veliler kaçınılmaz olarak yeniden öğretmene yönelmekte; bu da gereksiz kaygı ve belirsizlik yaratmaktadır. 8. Raporların uzunluğu ve basım maliyeti okullara ek yük getirmektedir. Bakanlık tarafından karşılanmayacak bu maliyetin okul yönetimleri üzerinden velilere yansıtılması kaçınılmazdır. Öğretmenler ise asli görevlerinden uzaklaştırılarak adeta bir “fotokopi–evrak” memuru konumuna itilmektedir. Sonuç olarak; Karne geleneğinin ortadan kaldırılarak “Gelişim Raporu” adı altında anlamsız bir veri yığınına dönüştürülmesi, öğrencinin yararına değildir. Bu uygulama, “maarif modeli” adı altında sunulan; ancak pedagojik temeli olmayan ideolojik bir dayatmanın ürünüdür. Ortada ne öğrencinin gelişimini bütüncül değerlendiren bir anlayış ne de eğitsel bir kazanım bulunmaktadır. Üstelik Bakanlığın örnek olarak gönderdiği formların arka kapaklarında da açıkça görüldüğü üzere, eğitim belgeleri iktidar propagandasına dönüştürülmektedir. Oysa karne, eğitim geleneğimizde saklanan, hatıra değeri olan bir belgedir. Gelişim Raporlarının bu etkiyi yaratması mümkün değildir. Millî Eğitim Bakanlığı’nı bu uygulamadan derhal vazgeçmeye ve karne uygulamasını sürdürmeye çağırıyoruz. Kazanımların kazanılıp kazanılmadığına ilişkin değerlendirmeler ise öğretmenin öğrenci dosyasında yer almalı; veli görüşmelerinde ve denetimlerde kullanılacak yardımcı belgeler olarak kalmalıdır. Bu raporlar hiçbir biçimde dönem ortası ya da dönem sonu ölçme-değerlendirme belgesi olarak kabul edilmemelidir.”

Devamını Okumak İçin Tıklayınız