“O Benim Solcu Ağabeyimdi...”
Yazıya başlarken kendimi son zamanlarda, siyaseten hiç bir mahalleye ait hissetmediğimi belirterek başlamak istedim. (İç sesim bunu belirtsen ne, belirtmesen ne! Dese de.) Dilerim bir sonraki aşamada bunu belirtmeye de hacet duymam. Çünkü insan yaş ve yol aldıkça bazı şeyler de değişiyormuş meğer... Misal sonunda soru işareti olmadan “Kime ne. Bana ne. Ona ne.” cümlesini sıkça söylerken yakalıyorum kendimi... (Dilerim bu bir huysuzluk belirtisi değildir.) Kadir İnanır... Ben onu Berlin'de beş altılı yaşlarımda Mersinli Aysel teyzenin evinde tanıdım. Aysel teyzenin yan tahtası eksik ve fakat pamuk şekeri gibi bir kalbi vardı. Mahallede ilk videoyu o almıştı. Akşamları her birinin dünya görüşü farklı gurbetçi gelinlerini evinde toplar, hep birlikte Yeşilçam filmleri izlerdik. İşte herkesin kalbinde mıh gibi çakılı duran, Türkiye'de önemli bir klasik haline gelen "Al Yazmalım" ı ilk kez o evde izlemiştim. Hiç unutmuyorum! Çok ağlamışlardı gurbetin gelinleri... Aysel teyze gülerek teselli ediyordu her birini “Ne ağlarsınız kız z....ler! Bırakın sizi sizin gibiler sevsin” derdi. Çocukluğuma emanet edilmiş bu cümleyi, yıllar içinde ne çok tekrar ettim dua niyetine... “Seni senin gibiler sevsin” * “Sadece sevgi ve ölüm değiştirir” der Halil Cibran. Kadir İnanır ebedi âlemine göçüp giderken, çocukluğumun üzerine kapanan o demir kapıların ardındaki mazi canlanıverdi birden gözümde... Bir film, bir şarkı, bir şiir nasıl da zaman tünelinde karşılaştırıyordu bizi... Nasıl da görünmez iplerle bağlıydık oysaki birbirimize... Sanki her şey daha dün gibi! Buraya kadar Yeşilçam tadında buruk bir tebessüm hissi. Maalesef günümüz gerçeklerine geri dönünce durum çok can sıkıcı. Şartlar değiştikçe, fikirlerini ve söylemlerini o kadar hızlı değiştiren öyle bir siyasi dönemden geçiyoruz ki, vallahi ensede, midede fena ağrı yapıyor. Kulağımda Cahit Berkay’ın Selvi boylumu çalıyordu. O sırada televizyon kanalında bir politikacı miting alanında Kadir İnanır için şunları söylüyordu: “Maalesef Kadir İnanır'ı kaybettik. O Türkiye için Kadir İnanır'dı. Yeşilçam'ın yüce dağıydı, Tatar Ramazanıydı, şoför İlyas’ıydı, birçok karaktere ruh verdi. Ama O benim için Fatsalı hemşerim, delikanlı ve solcu bir ağabeyimdi. Bende onun ülkücü Türk milliyetçisi kardeşiydim. Aynı masada tartışıp, aynı masada gülüp, aynı masada ağladığım bir ağabeyimdi. Dediler ki bana yarın mitinginiz var, Kadir İnanır solcuydu, akil adamlardandı, anmayalım Başkanım. Yanlış anlaşılır dediler. Ben Müsavat Dervişoğlu’yum 50 senelik ağabeyime Allah'tan rahmet dileyemeyeceksem; bunun riyakârlığına batacaksam, asıl bu siyaset batsın..." Burnumu çeke çeke bin kere batsın dedim. Çünkü şairin tam da "Dürtme içimdeki narı/ Üstümde beyaz gömlek var” dediği yerdeyim. Çünkü ben Ahmet Kaya'da dinledim, Ozan Arifleri de... Çünkü benim de çok delikanlı solcu ağabeylerim, arkadaşlarım oldu bu hayatta... Çünkü bana şiiri sevdiren amcan bir solcuydu ve bir yaz tatilinde; bir elinde Nazım bir elinde Necip Fazıl şiirlerini hediye etmişti vaktiyle bana... Çünkü ben kendi mahallemde gözyaşı dökerken, öteki mahalleden gözümün yaşını, cebindeki mendiliyle silenleri de unutmadım. O kadar çok “çünkü” diye başlayan güzel sebeplerimiz vardı ki bizim... Hani Nazım diyordu ya; “Alt tarafı bir çiçek koklayıp, bir hayvan sahiplenip, birkaç insan tanıyıp, sevip gidecektik bu dünyadan...” O kadar. Bunu reva görmeyen herkese kırgınım. Ama biz yine de çiçekleri ezmeden bu hayatı yürümeye çalışanlara bir selam bırakalım istedim. Solcu olur, selametçi olur, ülkücü olur (şayet kaldılarsa!) varsa bir ağabeyiniz, kardeşiniz bir ses verin. Sadece "Nasılsın?" diyen bir ses... Şimdi gurbette tanıdığım al yazmalı gelinlerin çoğu ruhları şâd olsun, göçüp gittiler bu âlemden. Annem bir kaç gündür "Şimdi Kadir İnanır öldü mü?" diye soruyor. Cevap veriyorum. Az sonra tekrar soruyor. Bir daha, bir daha soruyor... Azala azala yaşadığımız şu dünyada, bırakalım da sevgi emek, İlyas aşk olarak yaşasın. Hiç değilse bu böyle kalsın! Güle güle çocukluğumun al yazmalı gelinleri... Güle güle Kadir İnanır... Güle güle insanlıktan nasibini alamayan kim varsa... Sadece ve sahici bir “güle güle.”