NE OLACAK BU MİLLETLERİN HALİ?
Ayrılma, ayırımcılık, ayırmacılık, kayırmacılık, parçalanma, parçalama, tefrika… gibi sözcükler, havada alerji yapan tozlar gibi sosyal hayatımızda dolaşırken, topyekûn bir milleti gıcık yaparken, aklı başında insanların çaresizlikten, “Ne olacak bu milletin hali?” diye konuşup yazarken, bizim hepimizi aynı oruçta ve aynı Ramazan Bayramı’ndan iki ay sonra gelen Kurban Bayramı da anlayana ve görene bir şeyler söyledi ve bir şeyler gösterdi. Bir saat arayla, Hopa’dan Bodrum’a kadar bütün köy, kasaba, ilçe ve illerde, bütün partilerin başkanları ve oy verenleri, bütün meslek grupları, profesörler ve öğrenciler, generaller ve erler, dervişler, berduşlar… Bütün Müslümanlar, bir tek slogan altında Allahü Ekber/En büyük Allah’tır dediler ve beş günde 23 vakitte hepsi farz namazlarının ardından bu tekbiri getirdiler ve kendini büyük zannedenlere uyarıda bulundular. Bayram namazında kırgınlar, dargınlar, karşı mahalleliler… yan yana, omuz omuza vererek karşı olmadıklarını, duvarda birbirini yandan, alttan ve üstten tutan tuğlalar gibi, aynı safta durarak birbirine destek olduklarını gösterdiler. Omuzlar birbirine değerken gönül yaylasından esen muhabbet rüzgârıyla alışveriş yaptılar. Kesilen beş milyon kurbanın etleriyle zenginle fakir tencereleri üç günlüğüne denkleşti. Çocuklar, tanıdıklarının ve tanımadıklarının kapısını çalarak her Müslüman’ın birbiriyle kardeş olduğunu, amcasının, halasının, dayısının, teyzesinin evine gider gibi gittiler, din kardeşlerinin evine ve orada güler yüz, tatlı dil, bal gibi söz ve şeker aldılar. Çocuk ruhunda bu hareketin etkisini hemen şeker ve şeker gibi söz ve davranışlarla aldıkları gibi, ileride faydalarını anlayacaklar ve görecekler. Ekonomiden bir maaş boyu kadar anlarım ama besicilerin, saman, arpa, yemcilerin, kamyoncuların, çadırcıların, bıçakçıların, taşıyıcıların, kasapların, tekstilcilerin, beş milyon kurban kesicisinin arasında paranın, bir de hayır yolunda dolaştığını ve ekonomiye bir hareket getirdiğini gördük. Kurban kesmek ve kurban namazı kılmak vacip veya sünnet bir ibadetimiz bunlar gibi birçok bireysel ve sosyal/toplumsal hayatımızı olumlu yönde etkili olduğuna göre ya İslam’ın bütün farzları, vacipleri ve sünnetleri toplum olarak hayatımızı hava gibi bizi sarsa acaba nasıl olur hayal bile edemeyecek duruma geldik. İslami eserlerde Kur’an-i Kerim’in ve sünnet-i seniyyenin emir ve yasaklarının hedefinin ne olduğunu özetlerken “Mekasıdi’ş-Şeriat/Şeriatın hedefi şu beş şeyi gerçekleştirmektir” der ve sayar: Can güvenliği; sağlığımız, gıdamız, barınmamız, korunmamız bunun içine girer. İşçinin ücretini verirken işverenin yediğinden yiyebilecek, giydiğinden giyebilecek rakamda olmasına ve alnının teri kurumadan verilmesine dikkat edilecek. Akıl güvenliği; aklı zedeleyecek, tabii anlayışını değiştirecek, sapık yollara düşürecek, kendisi gibi bir insanın kuralını, kendisini yaratan Allah celle celalühün hükmüne üstün tutturacak eğitimden, etkiden, hipnozdan, uyuşturucunun, sarhoş edenlerin her çeşidinden uzaklaştırmaktır. Nesil güvenliği; dijital iletişimin zararlarını engellemek konusunda bütün dünya birleşti de bunun zararlarından çocukları kurtarmak için çalışan paragözler, kendilerinin kurtarılmasına karşılar. Mal güvenliği; bizi mutlu edenlerden biri de malımızdır. Para, araba, kat, yat, tarla, fabrika… gibi maddi şeylerdir. Bunların helal yoldan kazanılmasına, helal yolda harcanmasına, fakirlerle yardımlaşmaya teşvik ederken haram yolların hepsinin kapatılmasını ister dinimiz. Din güvenliği; aslında ilk sıraya yazılması gerekirdi ama bizim mutluluğumuzu, huzurumuzu sağlayan şeylerin yolunu, yordamını bize öğreten bu İslam dini, Rabbimizin bize gönderdiği dindir ve bu dinin verdiği huzur ve mutluluk bu dünyayla sınırlı değildir. Namazımız, orucumuz, hayatımız, ölümümüz, yediğimiz, içtiğimiz, yaptığımız, söylediğimiz her şeyimiz bizim ahirette ya ateşimiz veya cennetimiz olacaktır. İşte dinimiz bu hak ile batılı, iyiyle kötüyü, hayırla şerri ayırt edivermek ve bu saydığımız beş şeyi güven altına almak içindir. Kurban Bayramı’nda duyduğumuz hazzı, saadeti, huzuru, mutluluğu, 365 güne yaymak için, Trump, Putin, Şi, Netanyahu kriterlerinden uzaklaşmamız ve hepimizi yaratanın hükmüne razı ve itaatkâr olmamız gerekir.